29 Mayıs 2026 Cuma

chp'li mi, chp'siz mi? / cumaları -- 1102.

türkiye'de chp olmadan bir yere varamazsınız. chp, özgür özel başkanlığıyla yeniden canlanma yolundaydı. özgür özel başkanlığına yapılan saldırı chp'ye yapılmış saldırıdır. yaşanan özünde ve sözünde budur.

türkçe'nin nice güzel deyişlerindendir: "kim eşek onlar semer" denir. orta yerde, anında düğmelerine basılmış gibi türeyen, chp'ye yön gösterici, akıl vericileri yoksaymasak da, ikincil düşünmeliyiz. onların özledikleri, söyledikleri değil chp başkanı özgür özel'in ne yapacağı önemlidir. chp'ye ve seçilmiş yasal başkanına yapılan görevden almanın, demokrasi dışı, yasal olmadığında ortaklık vardır. bu önemlidir ve güzeldir. sonrasında tarihte ve günümüzde chp'yi yoksayıcıların, yağmur sonrası ortaya çıkan ayrık otları benzeri ortalığa yayılması önlenebilir değildir. zamanla o ayrık otları solar gider. yerin altından ürünler yeşerir olgunlaşır.

yaşanan yasadışılıktan sonra, hep olduğunca, tepkiler çoktur ama, başlıca kümeleri oluşturabiliriz: 1. sesliler, 2. sessizler ve 3. esintiye göre yerini belirlemek için kıyıda bekleyenler. en sesli olan, doğal olarak, özgür özel'dir. sessizler ise, kılıçdaroğlu yanında ya da geçmişte ve yeniden onunla sırasını bekleyenler. esintiye göre yerini belirleyecekler çoktur ama, zamanla ortaya çıkarlar ya da kaçar giderler.

özgür özel sesini ve direncini yerinde ve güçlü gösterdi. uzunca süredir de önlerdeydi özgür özel ama, bu son saldırı sonrası sesli tepkileriyle en öne çıktı. birliktelikleri sarsılmayan üçlü özel, imamoğlu ve yavaş arasında özel'in önde duruşu geriye düşmez ve gelişir. chp özel'dir. özel seçimle durdurulabilir ya da durdurulabilir mi? bundan sonrasının gelişim eğrisi bu olacaktır. sen çekil, öndeki yer benimdir demek siyasetçiyi kılıçdaroğlu'ndan beter eder. özel de bundan sonrasında ben kıyıda kalacağım burası senindir diyemez kimseye; demez.

yaşanan saldırının saldırganı konumunda olan kılıçdaroğlu konusundaki ortak yargı da önemlidir: kim/lerle, neden saldırıda? kılıçdaroğlu'nun kendi başına, kendi adına siyaset kurguladığı görülmemiştir. bu son saldırganlıkta da bilinmeyen birileriyle birlikte olduğu ilk andan yargılanmıştır. bu konudaki ortak yargı: akp-mhp birlikteliğinin üst yönetimleri varsayılmaktadır. kılıçdaroğlu sessizler kümesinden değil ama, sesi zayıf ve etkileyici değildir. zamanla ardındakiler çözülecektir. ardındakilerle yanındakiler özgür özel'in gösterdiği tepkinin gücünü beklemiyorlardı denemez ama, yine de tepkinin chp'yi kapsamasından korkanlar kaçanlar olacaktır.

önemli olan akp-mhp birlikteliğindeki sesliler ile sessizlerdir. ayrıca, ileride seçim günleri sürecinde, birliktelik aranacaklar kümesindeki sesler ve sessizlerdir. esintiye göre davrananlarla ayrık otlarını konu etmek yanıltıcı olur. onların etkisi kısa sürelidir ve yarar getirici değildir.

akp-mhp birlikteliğinden tepkiler tek sesli yaşanmadı. devlet bahçeli ve feti yıldız nedense kendilerini öne attılar. bunu değişik yorumlayabiliriz. akp-mhp birlikte yasal düzenlemeyi kurgulamamış olabilirleri kıyıda bir yerde belleğimizde saklamalıyız. bu ne demektir? akp, sonunda, mhp'den kopup kılıçdaroğlu chp'siyle olma tasarımında mıdır? bunu ilk anlayacak olanlar mhp yöneticileri olacaktır. şöyle de sorgulayabiliriz: akp, mhp'den bağımsız mı kılıçdaroğlu'ndan beklenti zorlamasına girişmiştir? soruyu sorabiliriz ama, yanıtlamak önyargılı değerlendirme olur.

akp'de sessizliğini bozan ömer çelik görünüyor. saldırının demokrasiyi güçlendirici olmadığının bilincinde olarak akp'yi olayın dışında tutma çabasının ötesinde, özgür özel'i kıyasıya eleştirici olmalarını sürekli gündemde koruyor. chp'nin başı özgür özel'dir diyemediler ve diyemedikleri için de söylediklerinin geçerliliği yoktur.

akp-mhp birlikteliğinin karşıtlarından dem ise geleneksel "devlet suçlaması" ile "demokratik değildir"den öteye sessiz kalmayı seçmişlerdir. bu seçme de onları olayın dışında bırakıp yalıtmıştır kamuoyundan.

bu arada, ali babacan'ın "ülkeyi chp'ye bırakamayız" çıkışı da "ne akp-mhp, ne de chp" üçüncü yolculuğu arayışının olduğunu ve olacağının sesi olarak kıyıda beklemede tutulmalıdır. bu akp-mhp yanlılarına olduğunca, akp ve mhp'den kopanlara da bir çağrı görünümündedir. ahmet davutoğlu sessizlerden ya da esintiye göre yer belirleyenlerdendir diye alabiliriz.

iyi parti ve zafer partisi, anında, özgür özellik chp'yle olmak yanlısı olduklarını yüksek sesle açıkladılar.

büyük soru ortadadır: böyle bir saldırıyı düzenleyenler varsa, beklentilerini ikili düşünmek geçerli olur. türkiye'de chp'nin önde olacağı ya da chp'li bir değişimi hızlandırmak isteyenler mi etkinler; yoksa akp-mhp değişecek, o zaman chp'siz olsun isteyenler mi etkin oldular?

olanları tasarlayanlarla bozma uğraşının başında akıllı davranmak zordur ama, sessiz kalmak daha da zordur.

29 mayıs 2026, college station, texas.

22 Mayıs 2026 Cuma

türkiye'de "demokrasi"de gerileme durmak bilmiyor / cumaları -- 1101.

türkiye'de "demokrasi"de gerileme durmak bilmiyor. chp genel başkanı özgür özel'in kasım 2023'te kazandığı başkanlığının yoksayılmasını yasallığın gereği saymak olanaksızdır. ondan da ötesi: 8 kasım 2023'ten ötesi de geçersiz sayılıyor. yaparız olur; yaptık oldu yönetim anlayışı "demokrasi" değildir. demokrasi kimin umurunda ki?

2024 yerel seçimleri adayları belirleme çalışmaları ne olacak? yoksayılmada 8 kasım 2023 sonrası başlangıç olarak alındığında: tüm yerel yönetimlerdeki adayların seçimleri de yoksayılınca, chp'nin kazandığı tüm belediyelerdeki başkanlar ve yerel yönetim meclislerindeki tüm chp üyeleri de görev dışı mı sayılacak? daha da ötesi, o chp'li başkanlar ve meclis üyeleriyle alınmış kararlar da mı geçersiz saylacak? saçmalığı anında görüyoruz değil mi?

demokrasi diye "kişisel yönetim"de gelinen son nokta budur. akp'lilerden ses yok, tepki yok. olayda başı çeken demeyelim de, aracı olanın da "anayasal kurum" olması, demokraside ve yasallığa utanmadan saldırılarda geldiğimiz yeri gösteriyor.

olanı temel kılıçdaroğlu diye alınca öfke ve nefret sıralamasında yeni bir kişiliğin eklenmesi olanın bir parçasıdır. doğal olarak, çokları için, "tek parçası" ya da "en büyük parçası" kılıçdaroğlu oluyor.

kılıçdaroğlu'nun, 14 mayıs 2023 seçimlerinden ve ikinci aşama seçiminden de istenen sonucun alınamamasının ardından chp başkanlığı'nı bırakması gerekirdi. olmadı, kısa zamanda toplanan kurultay'da çekilmeliydi. bunlar demokrasinin işlerliğidir. chp ve chp başkanı demokrasiye uyumda bunca gerideyse, karşıtın akp'yi, mhp'yi demokrasiyi yozlaştırmakla suçlamanda inandırıcılığın mı olur? utanç olmayınca akıl yürütmede de yerlerde sürünüyorlar.

açıkçası, bu ve benzeri olaylar, kurumların aldığı, alacağı kararlarla açığa çıkmıyor. anında ortak yargı açıktır: akp-mhp yetkinleriyle kılıçdaroğlu'nun ortaklaşa zorlaması ve istemiyle oluşmuştur bu karar. her konuda ilk ve son sözü söyleme katı nedense, sessizliği seçeerken, mhp başkanı, akp-mhp birlikteliğinin komutanı ya da sözcüsü görünümünde, chp'yi karıştırmamak gerekir anlamında söz etti. tepkilere göre her konuda ilk ve son sözü söyleme katı, gelişmelere göre yerini gösterecektir.

2024 yerel seçimlerinin chp adaylarını belirleyen chp yöneticileri geçersiz sayılınca ne olacağı boşlukta kalınca, yarın bir gün, 2014 seçimleri sonrası ya da 2007 halkoylaması sonrası da geçersiz sayılmalıdır diyenler de olacaktır. yaşanmışlıkları yoksaymanın anlamı da, geçerliliği de yoktur.

olanların saçmalığı açıktır. olacakların nasıl gelişeceği olması gerektiği biçimde olur mu, olacak mı? olmayacağı ortak kanıdır.

olayın açıklanması sonucu ilk gözlemimiz ne oluyor? ne çok chp'li varmış, ne çok chp'ye akıl verici varmış görünümünü kıyıda ve belleklerimizde tutmalıyız.

olayın en tepesindeki chp başkanları kılıçdaroğlu ve özel bundan sonrasının belirleyicileri olabilirler mi? yoksaymayla patlama yaşayan öfke ve nefret hedefi kılıçdaroğlu'nun kurultay çağrısı ve uygulaması nasıl gelişir? ilk akla gelen türkeş sonrası mhp başkanı seçme toplantısındaki görüntülerdir. kurultay toplanacak ve delegelerde eksilmeler nasıl yenilenir bilen var mıdır; bilenin kararına uyulur mu? kurultay'da, mhp toplantısı benzeri utanç verici kabarışları nasıl önleyebilirler?

1945'le başlayan çok partili demokraside de, neredeyse, yüzyılı bulmamıza yirmi yıldan az kaldı. bugünün benzeri her karşıtlıktan sonra parti birliği ve uzlaşım yaşanmamıştır. kopuş ve yeni partileşme ilk sonuçtur. 14 mayıs 1972'de ismet inönü başkanlık seçiminden yenik düştüğünde chp üyeliğinden ayrıldı. ecevit'e değil de, inönü'ye oy verenler sonuçlarla birlikte yeni parti kurdular adlarını anan yoktur. kopanların oluşturduğu partilerin çekim odağı olmadığı, çok partili tarihimizin solgun ve kirli sayfalarında eskimektedir.

demek ki: kurultay toplanmalı ve kılıçdaroğlu seçim sonuçlarını kabulleneceğini seçim öncesi açıkça söylemelidir. yetmez, kılıçdaroğlu seçilmediğinde, chp dışında partileşmeye gidilmeyeceğini de açıkça belirtmelidir. özel için böyle bir zorunluluk yoktur. toplanacak kurultayda özel'i dışlama gerçekleştiğinde özel'in seçmesi chp'yi küçültücü olur. kılıçdaroğlu'nun seçilmemesi de kılıçdaroğlu'nun yokoluşunu tamamlayıcı olur.

ne yandan bakarsak bakalım: kazananlar akp-mhp birlikteliği ya da kılıçdaroğlu olmaz.

22 mayıs 2026, college station, texas.

15 Mayıs 2026 Cuma

abd çin'le olur mu? / cumaları -- 1100.

günümüzde çin algısı hayranlıkla korku uçlarından izleniyor ve değerlendiriliyor. abd içinde hayranlık gözlemek yanıltıcıdır. çin'e hayranlık daha çok abd dışındandır. abd'de ve küreselin egemenlerinde uzun süredir yükselen çin korkusu sıradanlaşmıştır. abd dışından çin'e hayranlığa varan iyimser yaklaşımlar da değişiklikler gösteriyor.

çin nedir? korkanlar için çin: egemenleri komünist parti'de yoğunlaşmış ve komünist bir ülkedir. durdurulmalıdır da korkunun eylemciliği oluyor. abd'nin egemenleri için, seçkinleri için korku komünistlik odağında yoğunlaşmıyor. ucuz işçi pazarı çin'in yoğun işçi gücü, çin'in kendi adına sermaye gücünü de geliştiriyor.

1 ekim 1949'da mao'nun önderliğinde bejing'ten küresele duyurulan çin halk cumhuriyeti’nin, yüzyılların durgunluğundan, geride kalmışlığından ileriye sıçraması kolay ve hızlı olmadı. 1949 sonrası mao dönemi, çin halk kitleleri için zorlu yaşandı. özellikle 1966-1976 arası yaşanan ve "kültür devrimi" olarak adlandırılan evre, mao'dan sonra "lanetle" anılır olmuştur. çin’de o dönemi unutturmak, yukarıdan aşağıya egemen siyasettir. o günlere dönmek arayışı da hiç yaşanmamıştır.

mao'dan sonrası siyasete geçiş sürecinde yön vermeye ortaya çıkan "dörtlü çete" hızla elenmiş ve uzlaşıcı hua guofeng ve hu yaobang, şiyaopeng'in gölgesinde kısıtlayıcı işlevde kaldılar. mao sonrası deng şiyaopeng'dir.

önceleri mao'dan sonra deng diye anılan çin, sonrasında deng'den öncesi mao olarak bilinir olmuştur.

korkulan çin olgusu iki ayrı evredir: mao ve deng. mao, köylü toplumu, "tek parti" komünist parti yönetimiyle 1972'ye değin küreselden yalıtılmış olarak koruyup sürdürdü. deng ise, komünist partisi'ni, çin'in sanayileşmesi ve küresele bağlanması olarak yaşattı. kısacası, çin'de "komünizm"den çok "komünist parti" egemenliğinden söz etmek doğrusudur. bugünkü çin: mao'nun kurduğundan çok deng'in dönüştürdüğü toplum ve ülkedir.

1989'daki sokak taşkınlıkları deng'le sağlanan özgürlüklerin sonucudur ve yine deng'le sonlandırılmıştır. çin'de çoğulculuğa ve kitlelerin komünist parti dışında örgütlülüğüne yer olmayacağı, 1989 tiananmen gösterilerinin zorla ve kanlı bastırılmasının değişmeyen sonucu olmuştur.

1989 sonrası yaşanan, küreselde çin olgusunun öne çıkışı mao değil deng siyasetlerinin sonucudur. deng sonrası: mao sonrası dönüşümü olarak değil de, deng sonrası gelişimi olarak anılacaktır. şöyle de diyebiliriz: çin’de mao durdurulmuş ve bitmiştir; deng yönlenmesi durdurulamaz ve dönüştürülemez. çin'de öncelik "kalkınma" olmuştur. özgürlükler, adalet ve sonunda çok partili demokrasi istemi 1989'la yerin dibindedir ve ortaya çıkması beklense de, olasılığı uzun süreli düşük kalacaktır.

çin'in iki büyük sorununun denetlenebilirliği zorlu yaşanacaktır: işsizlik ve gelir dağılımındaki eşitsizlik. bunun toplumsal etkisi “rüşvet” ve “partili yöneticilerin görevlerini kişisel çıkar uğruna kullanma” yolsuzluklarının önü alınamamaktadır. askeri üretim ve askeri birikimin savunmayla açıklanması ve yenileşme gereği görülüp uygulanması, toplumsal hizmetlerden kısıtlanmalarla ne güne değin sürdürülebilir? askeri güç nasıl denetlenebilir? bu büyük soruları görmezden gelen ve teknolojide yaşanan gelişmelerle yüksek yapılar, barajlar, köprüler toplumlarda eşit yararlılık getirmiyor. dışa karşı güç gösterilerinin, içte insanlardaki yansımaları huzur ve güven verici olmuyor.

çin'de deng'le güçlenen ve sonrasında hep yükselen ulusalcılık birleştirici güç olmaktan saldırıcılık gücüne ve taşkınlıklara dönüşür mü? bilmek de, değerlendirmek de, öngörmek de zordur.

abd’nin de 1989’u doğru değerlendirdiği söylenemez. 1990’la birlikte yaygınlaşan abd saldırganlıklarında sürekli yalnızlaşan ve birlikteliklerde eşitsiz “süper güç” siyasetlerinde askeri gücünü aracı güçler kullanarak abd’nin küreselde yalıtılmışlığını getirdiği açıktır.

işte bugünkü çin’le bugünkü abd: nerede birleşebilmeyi bırakalım, nerede birlikte olabilirler? çin’le abd çatışması öngören korkanlar ve korkutucular ise önyargılı öngörülerinde direnmelerinde gerilemeyeceklerdir. büyük devletlerin savaşma yöntemleri, birbirlerine saldırıdan çok, ötekini zor durumda bırakacak aracıları kullanmaktan öteye varmadığı yaşanan gerçektir.

15 mayıs 2026, nyc, new york.

8 Mayıs 2026 Cuma

siyasette tasarımlar ve öngörüler / cumaları -- 1099.

türkiye'de siyaset gündemi, hep olduğunca, büyük tasarımlar ve öngörülerle ilerliyor sanılıyor. yine çokça olduğu gibi, tasarımlara erişememekle öngörülerin çökmesi gerçeklik olduğunda, al baştan olmak kaçınılmaz zorunluluk olarak yaşanacaktır.

önce tasarımlara yoğunlaşalım. akp-mhp sürdürülebilir midir? akp ve mhp yönetimlerini veri olarak alırsak tam uyumludurlar. uyumluluk sürerse, öngörüler de tamamlayıcı oluyor: akp-mhp birlikteliğinin seçimlerden başarılı çıkması doğalıdır. akp-mhp birlikteliğinin sürmesi için seçimlerden kazanan olmaları gerekir. soru açıktır: akp-mhp birlikteliği seçimi iktidar gücünde kazanabilirler mi?  akp'den kopan küçüklükler de, mhp'den kopan nicelikli görünenler de akp-mhp birlikteliğine karşıttırlar. akp'den türemişlerin akpye çekilmesi akp-mhp birlikteliğinden kopuşa bağlıdır. benzeri biçimde mhp'den kopanların mhp'ye dönüşleri de akp-mhp birlikteliğinden kopmasıyla gerçeklenebilir.

akp kopanları kendine toplarsa, mhp de ayrıca kopmuşları içine çekerse seçim sonuçları akpyi tek ya da mhp'yi tek başına iktidar yapmazsa ne olur? akp-mhp birlikteliği o durumda yeniden oluşabilir mi? o durumdaki akp-mhp birlikteliğinden en çok yitiren akp olur. unutmayalım mhp'den kopanlar akp-mhp birlikteliğinden almadan veren yan oldukları için uzaklaştılar. mhp'ye geri dönmüş parçaların akp-mhp birlikteliğinden istemleri akp'yi sarsıcı olur. o aşamadaki akp-mhp birlikteliği günümüzdeki birliktelik olmaz. günümüzdeki birliktelikte kazanan ve paylaşmayan akp süremez.

yeniden günümüze dönersek: akp-mhp birlikteliğiyle seçime gitme tasarımı iktidar için yeterli olmaz. akp-mhp karşıtlarını seçimler öncesinde bölemeyen akp-mhp birlikteliği seçimlerle yanına çekeceği güç bulabilir mi? o durumda istemler yükselir ve akp için de, mhp için de katlanması zor olur.

akp-mhp birlikteliğinde mhp yeni bir konumda görünüyor: 7 haziran 2015'de olmayan yaşanır mı? anımsayalım devlet bahçeli önde olsun, yanında toplaşalım tasarımı. 2015'te olmayan bu tasarımın gelen seçimler sonunda olabilirliği değil de olmasının öngörüleri nelerdir? 2015'te o günün hdp'si chp'den kopuktu ve chp'de her zaman yaşayan gerçeklik olan uyumsuzlar düşkün konumdaki akp'yle olabilir. mhp de, yeniden 2015'te düştüğü dördüncü konumundan dağılmasını önleyemez. günümüz hdp'si dem ile mhp yanyana birliktelik oluşturabilir mi? oluşturmaları tasarımı olur da, oluşumu olanaksızdır. chp'den ve akp'den parçalar toplamaları gerekir. o durumda akp, nasıl 2015'te mhp'yle birlikteliğe yöneldiyse, istemeyerek de olsa chp'yle birlikteliğe katlanır. chp mhp gibi uyumlu olmaz akp'ye. istemleri akp'yi bıktırır. kısacası, günümüzdeki akp-mhp birlikteliği gelen seçimlerden iktidar öngörüsünde yanılıyorlar.

dönelim en çok bilinen demeyelim de, sözkonu olan akp-mhp birlikteliğine dem'in ya da pkk'nin öngöreceklerini katma tasarımına. denilen ya da öngörülen nedir bu tasarımda? akp iktidarın başı ve yöneteni, denetleyeni olacak ve üçlü birliktelikle cumhuriyet'in temelleri sarsılıp yenilenecek. tasarım budur demekten çok bu tür tasarımlar ve öngörüler çokça batık olur. chp'yi iktidar etme tasarımı olur böylesi. erişilmesi olanaksızdır ve çöküşü gerçeklik olur.

ortada konuşulmayan tasarımlar da vardır. örneğin, akp-mhp de olmaz, chp de olmasıncı yeni bir oluşum tasarımı. neden ya da bu tasarımın öngörüsü nedir? akp-mhp birlikteliğine dem ya da yenilenmiş adıyla katılacak olanların anayasa değişimini önlemek. bu tür tasarımlar hep yapılır ve beklenen öngörüler gerçekleşmez. olan siyasiliği bulandırmanın ötesine varılmaz. nice yaşanmış geriden ve alttan dayatılan tasarımlar seçimler gerçeğini aşamaz. 

siyasette tasarımlar ve öngörüler değil sandıkta oy kullanan seçmenler belirleyicidir. şimdilik bildiğimiz ve gerçeklik nedir? seçimlere çok zaman var. tasarımlar da, öngörüler de yanılsamadır bu aşamada.

8 mayıs 2026, college station, texas.

1 Mayıs 2026 Cuma

doğu/batı ya da doğululuk ve batılaşma / cumaları -- 1098.

doğu-batı tartışması çoktan geri kalmıştır denebilir. türkiye'de bir zamanlar ya da özellikle tanzimat'la egemen ayrım: isteyerek batılı olmak üstünlüğü/ileriyi ya da istemeyerek doğu'lu kalmak küçüksemek/gerilik olmuştur.

19. yüzyıl'ın "tanzimat" ve "ıslâhat" girişimleriyle dönüşümleri yüzlerce yıllık devlet ve toplum düzenini sarsmıştı. gününde ve sonunda toplumun dışından dayatma mıydı ya da içerinin zorunlu/kaçınılmaz gelişim seçmesi miydi yaşanan dönüşümler? cumhuriyet'le yaşananlar kökten değişimler miydi? tanzimat ve ıslâhat yaşanmasa meşrutiyet nasıl olurdu ya da olur muydu olmayacak sorgulamadır. geriye gidip 19. yüzyılı yeniden olmazlayamayız. ayrıca, olanları yüceltmekle aşağılamak gelgitinden de çoktan uzaklaştık türkiye'de. olanlar zorlu yaşandı ve önlenemedi ve o günleri yeniden yaşamanın temelleri çoktan değişti.

şunu bilmeliyiz: cumhuriyet'e vardığımızda "şark/garp ya da doğu/batı" tartışması sonlanmamıştı, bitirilmedi. 20. yüzyıl süresince de türkiye'nin egemen görünümü ve çözemediği doğu-batı karşıtlığıyla uzlaşımı olmuştur.

doğu nedir, batı neresidir ile tartışmayı sürdürenler hep oldu; olacaktır. sanayi devrimi ya da toprak zenginliğinden makina zenginliğine sıçrama, avrupa diye bildiğimiz yerelde yaşandıöncelikle ve en çok. ondan öncesinde anadolu, mezopotamya, mısır, pers, yunan ve roma uygarlıkları yaşanmıştı. islâm, hint ve çin uygarlıkları vardı. sanayi devrimi öncesi amerikalar'ın güneyi kuzeyi ve afrika da vardı. doğu hep vardı, batı diye anma sanayi devrimi ve avrupa'dan abd'ye ve abd'yle gelişeni anlıyoruz. rusya için, türkiye için doğululuk diye de sorunu yoktu batı'nın sanayi devrimi öncesinde.

türkiye ve rusya hep batı'nın doğusudur. nasıl ki, iran, hindistan ve çin de türkiye'nin doğuydu ve bugün uzun süre de öyleydi. japonya odaklı bakarsak abd de japonya'nın doğusunda kalır. yine de sanayi devrimi ile ortaya çıkan yeni gerçeklik olan "batı" uzun süre rusya, türkiye, iran, hindistan ve çin uygarlıklarına göredir. bu yüzden doğu da yetmemiş ve "uzak doğu, ortadoğu ve yakın doğu" da sözlüklere(doğrusu haritalara) geçmiştir. 1945 sonrası "orta avrupa ve doğu avrupa" gündelikleşmiştir. 1989'la avrupa birliği'ni yayılmasıyla bu deyişler de anlamını yitirmiştir. 1989 sonrası, bir ara da kuzey-güney ayrımı doğu-batı ayrımından çok anılır, kullanılır olmuştu.

1989 sonrası ilk ortaya çıkan ya da atılanlardan "uygarlıklar çatışması" da belirsizliklerle sözkonusu olmuş ve hızla belleklerde yer etmeden silinir olmuştur. nedenleri açıktır: musevî, hıristiyan ve islâm çatışmalarının bin yılları aşan geçmişleri vardır.

türkiye açısından ya da odağından bakarsak kendimizi doğulu saymak değil de batılı olmak ve batılılaşma diye sorunumuz 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl'ın, neredeyse tamamını kaplamıştır. batı'nın yüzyılları almış üretim düzeni kapitalizm ve onu tamamlayan geliştiren kurumlarını batı'nın isteklerine ve gereklerine göre almakla batı karşısında eşitleneceğiz demeyelim de, batı'nın daha saygın ve güvenilir birlikte yaşama düzenine geçeceğimiz öngörülmüştür. toplumun içinden değil de yönetim düzeyinden ve oldu bitti olarak yaşanan değiştirmeler toplumda yer etmediğinden öteye tepkilerin de kaynağı olmuştur. kısacası, batılılaşma toplumun doğallığı ve evrimiyle yaşanmamıştır.

batılılaşma ile batı değerlerinin alt yapı ve birikimlerin sonucu değil de değerleri aktarma ve benzemeyle benzetme yolu dirençle karşılanmıştır. batı'da gelişen ve değer bulan "uluslaşma" türkiye'nin gündelik huzurunu bozan ve dış savaşların durdurucusu değil de içeride iç savaşın da etmeni olmuştur. "osmanlılık" diye geçici bir çözüm de yatıştırıcı olmadığından öteye sonunda türkiye'de de "ulusallaşmayı" geliştirmiştir. öncesinde olmayan seçmeler çıkmıştır: "osmanlılık/islâmcılık/türkçülük" siyasilikleri. yüzlerce yıldır imparatorluk olarak yaşanmış ve dinlerin birlikte yaşaması uyumluluğu, batı'nın gelişimiyle türkiye'yi yatıştıran değil, isyanların bir biri ardından dört bir yanını, çepeçevre sarmıştır.

arınmalar, kopuşlar, parçalanmalar durmak bilmemiştir. türklük temelinde birleşme ve birliktelik de cumhuriyet'le hem önem, hem de güç kazanmıştır. türkiye'de batılı olmakla batılılaşma üretim düzeninde değişimde ağır ve yetersiz olurken, üst düzey yönetimde hızla sağlanmış görünürken batı'nın belirleyici ve tamamlayıcı öğeleri demokrasi ve özgürlükler de gecikmeden türkiye'nin belirleyici çatışmalarının odağı olmuştur. kapitalistleşme, anayasalcılık, seçimli çok partili siyasi yaşam, demokrasi ve özgülükler çatışmaları önceki çatışmaların uzlaşımı ve çözümü yaşanmadan büyük bir karmaşa oluşmuştur. üstüne üstlük türkiye'ni her yandan çevresi ikinci dünya savaşı, soğuk savaş ve 1989 sonrası paylaşım savaşlarından da uzak durmak istese de kolay olmamıştır.

eskilerin deyimiyle "hercümerç" ya da günümüz diliyle "karmaşa" türkiye'nin dinmeyen, durulmayan görünümü ve sorunu olarak sıradanlığını sürdürmektedir. düzenleyelim, yenileyelim diye başladığımız noktadan günümüze: her aşamada, her dönemeçte zorlu yaşamın duracağını, yatışacağını düşünmek yanılsama olmuştur.

1 mayıs 2026, college station, texas.

24 Nisan 2026 Cuma

siyaset çoktandır yaşamı izliyor / cumaları -- 1097.

siyaset yaşamdan etkilenir, yaşamı etkiler. uzun süre siyaset yaşamın belirleyicisiydi. bir süredir değişim yaşanıyor. siyasiler, siyasetler "halka yakın olmak" diye, "halkın içinden geldim" gösterisinden yönlendirmeden çok yönlenmiş durumdalar. kötü mü bu diyenler olacaktır. kısaca ve tartışmasız kötüdür demeliyiz. neden?

halka yakın olmak, halkın diliyle konuşmak yanıltıcı oluyor. halktan geliyorum, halkımın adına derken halkın kölesi bir sıradanlık yaygın ve egemen. sıradanlığın tanımı ve görünümü her kültürde değişiktir. türkiye'de sıradanlığın ilk görünümü: "kahve ağzı" ya da sorumluluğu olmayan, arkasında durulmayan boşuna konuşmalardır.

bir an için artık çoktan unutulmuş ve kaynağı, özü kalmamış örnekleri anımsamakta yarar vardır. ismet inönü sevenleri çok olan ama, sevmeyenleri daha çok olan bir siyasetçiydi. iktidar günlerinde de, iktidar olmadığı günlerde de söyledikleri hep önemsenirdi. öncelikle iki özelliği vardı halk içinde: 1. az ve öz konuşurdu; 2. konuştuğunun anlamları zengin olurdu. günlerce neden konuştu, ne dedi konuşulurdu.

öyle bir devirdi ki ismet inönü günleri; iki çarpıcı önyargı gelişmişti: birincisi, bir süre konuşmadığında, yakında konuşacak, gününü anını bekliyor değerlendirmesi yapılırdı; ikincisi de, her söylediğinin karşılığını bulmak ve "hizaya gelmek" kaçınılmazdı. kısacası, gerektiğinde ve yön vermek için konuşurdu. doğal ki, izlerdi, bilirdi halkın durumunu, beklentilerini. halk diline de yabancı denemezdi. halka yukarıdan bakıcı değildi söyledikleri. halkı en iyi ben bilirim değildi yaklaşımı. halkın nasıl olduğunu, halkın yalakacısı olarak değil; halkın olmasını istediği düzeyi zorlayıcıydı. en önemlisi de: devletin gizemli derinliklerini gündelikte gözetmezdi. apaçık ki: inönü ve yanındakiler de, karşıtları da, devletin ve uluslararası konumu konusunda İnönü benzeriydiler.

artık o devirler değişti; hep öyle mi olmalı denebilir ama, halkın temsilcisi olmakla halkın istediği gibi olmak siyasetçi için de iktidardaki devlet yetkilisi için de kendine çeki düzen vermek de gereklidir.

inönü örneğinden ilerleyelim. inönü ve karşıtları söylediklerini kendi seçmenleri ya da türkiye'nin bir yarısı için söylemezlerdi. her söylediklerinde, karşıtlarıyla uğraşlarında da türkiye'nin tamamı için konuşmak asıldı. kısacası: hem dil, hem hedef kitle ve hem de sıklık bıktırıcı olmazdı.

şimdilerde ne olduğu ortadadır: camide konuşulacaklar sokakta, sokaktaki ağız tbmm'de yinelenir olmuştur. bunun sırası mıdır, yeri midir karışmıştır. sabah kalkına onlayız; akşam yatmadan önce o ve onlarlayız. bıkkınlık yaygınlaşmış ve derinleşmiştir. hep o ve onun yandaşları onun ağzıyla konuşuyorlar. durmaksızın, durmadan konuşuyorlar. 

futbol maçının hakemini takımların yandaşları, takımların yetkilileri ve maçların sunucuları, değerlendirenleri konuşur. izleyenleri de çoktur. neredeyse, her maçtan sonra, bir de o ne dedi; hakemler ne yaptı, saha içinde saha dışında ne oldu konusunda o da konuşuyor. bilmediği yok. "formula 1" diye bilinen ve kısıtlı çevrede çok ilgiyle izlenen etkinliğin türkiye'de yaşanacağını da ondan, onun konuşmasıyla biliyoruz. uluslararası ilişkileri konuştuğu düzey de benzer. türkiye'nin önemi değil de onun önemi sözkonusu oluyor. yabancı devlet temsilcilerinin her konuşması "bak bizi aradılar" diye "böbürlenme" konusuna getiriliyor, götürülüyor.

o her sabah konuştukça, onun karşıtları da altta kalmayacağım tutkusuyla ona karşı onun gündemine katılıyorlar. karşılıklı bıktırıyorlar ya da bizim takım sizin takımı süründürüyor demeye "tribün" gösterisine dönüşüyor. sokakta, tramvayda, sahada, kahvede yaşananlar gün boyu siyasetin konusu oluyor. siyaset çoktandır yaşamı izliyor; ardından koşuyor. bu olanlardan etkilenmemiş ya da bize ne görüntüsündeki kitle çoğunluğu da: ellerindeki "medya"dan etkilenmeden, etkilemeden yaşamlarını her gün kaldığı yerden sürdürüyorlar. "yaşam sürüyor"genel durumdur ve buna alışkanlık ya da sıradanlık diyoruz.

24 nisan 2026, college station, texas.

17 Nisan 2026 Cuma

macaristan'da değişim kalıcı olur mu? / cumaları -- 1096.

macaristan, 2010 seçimleri sonrası, 12 nisan 2016'ya değin, önce avrupa'nın ve ardından küreselin gündeminde üst sıralardaydı. 10 milyonu bulmayan nüfusu ve küreselde çekici bir doğal kaynağı olmadan bu ilgi sıradışıydı.

avrupa'nın ortasında, tarihselliği çoktan gerilerde kalmış bir ülkenin onca önemsenmesi nedendi? avrupa birliği'nin uyumsuz üyesiydi. 1989 öncesi ya da 1925 sonrası ve özellikle de 1945 sonrasında da küreselde gündemde olmuştu macaristan. 1917 sonrası almanya ve macaristan'da rusya'daki sosyalist devrim benzeri kabarış devrim getirmemişti. 1945 sonrası, sscb etkinliğine de, polonya ve çekoslovakya ile birlikte zorluk çıkaran, ayaklanan macaristan sscb'yi aşamamıştı. 1956'da macaristan ayaklanması kanla ve zorla bastırılmıştı. avrupa ve abd uzaktan kendi başına bırakmıştı ayaklanan macaristan halkını. 1968'de "prağ baharı" günlerinde de çekoslovakya yalnız kalmıştı sscb karşısında. 1970'lerin sonlarındaki polonya kalkışması da anında zorla bastırılsa da, kitleselliği yaygınlık kazanmış ve 1989'ın öncüsü olmuştu.

1989'da alman halk demokratik yurttaşları kaçışlarında ilk durak olarak macaristan'ı bulmuşlardı. 1989'la almanya iki parçalı olmaktan birliğe dönerken, çekoslovakya ise iki parça olmuştu: çekya ve slovakya.

kısacası, macaristan'ı belirleyen sscb olmadan sscb'yle olarak zorlu bir 1989 öncesi yaşandı. 1989'la önce özgürlükler ve kısa sürede avrupa birliği ile nato üyelikleri macaristan için barış ve demokrasi olarak yaşanır oldu. 2010'a değin seçimli demokrasi ile yaşamdan macaristan büyük sıçramalar yaptı denemez. avrupa'nın içinde sıradan ab üyesi, nato üyesi olarak yaşam, 2010'da "fidesz" ve "orban" adlarıyla sapma yaşadı. ab, abd ve küreselde macaristan'ın yeniden ön sıralarda gündem oluşu viktor orban önderliğinde fidesz partisi'yle oldu.

2010'larda geleneksel "popülizm" olarak anıldı başlangıçta ve uzun süre. zamanla, genellikle olduğunca, halkın ortak sevgisi ve karşıtlarını aşağılayarak iktidarda sürekliliği öncülükle korumak için zoryönetime dönüştü siyasi yaşamı fidesz'li orban'ın. bir süre de gitmez artık karamsarlığıyla geçti macaristan'da siyasi ve toplumsal yaşam. ab için sorun oldukça, abd'de trump yönetimiyle iç içelik gelişti. ardından abd'de biden yönetimi uzak dururken, putin'li rusya yanaştı orban'ın yanına. oysa, orban'ın çıkışında geleneksel rus düşmanlığı "popülizmi"nin önemli ayağıydı. orban da, günümüzün ve tarihsel "popülizm"in değişmez dayanağı "seçkinleri küçümseme, azınlıkları yoksayma/bastırma" siyasetleriyle "korku ve korkutmaca" olarak iktidarını sürdürdü.

12 nisan 2026 ile şimdilik orban korkusu ve gölgesi seçimden yenik çıktı. bu seçim sonucu macaristan'ın sınırları ötesinde sevinçle karşılandı. orban'ın yenilgisinin nedenleri varoluşunun dayanaklarının yetmezliğindendir. seçimde orban'ın partisinin yenilgisiyle macaristan'da yepyeni bir düzen başladı ve gelişecek iyimserliği yerindedir ama, yeterli sayılmamalıdır. öncelikle "o gitsin de!" siyasetiyle yıkılan orban'dır ama, "fidesz" yerindedir. seçimde büyük çoğunlukla önde çıkan "tizsa(saygı ve özgürlük)" partisi köklü ve sağlam bir örgütlülük değildir. şöyle de diyebiliriz: yeterince deneyimli sayılmayacak "peter magyar" başkanlığı ve siyaseti nasıl gelişir sevinç ve coşkunlukların yatışması sonrası anlaşılacaktır. beklentileri karşılamak kolay ve hızla olmayacaktır. sorunlar yaşandıkça, özlenen değişimler geciktikçe kolay kazanılmış görünen iktidar dirençli olabilecek midir?

yitiren orban ve partisi uzun süreli iktidardır ve iktidar öncesi de uzun süreli varolmuş bir siyasiliktir. yeni iktidarın getirdiği özgür ortam "orban ve fidesz" için kısıtlayıcı olmayacaktır. "gidersek onlar yine gelir" siyaseti bir süre geçerli olabilir ama, etkinliği sürdürülebilir olmaz. özgürlük ortamında özgürlüklere saygı duymayanların siyaseti yine yalanlarla ve yanıltmacalarla sürdürülecektir.

orban değilse de, orban benzeri birisi yeniden bugünkü sevinç ve coşkunluğu saptırabilir. macaristan'ın siyasi ve toplumsal yaşamı hep zorlu geçti uzun süredir ve şimdi kazanılan seçim ve çoğunluğu sürdürmek de zorlu geçecektir.

17 nisan 2026, college station, texas.