8 Mayıs 2026 Cuma

siyasette tasarımlar ve öngörüler / cumaları -- 1099.

türkiye'de siyaset gündemi, hep olduğunca, büyük tasarımlar ve öngörülerle ilerliyor sanılıyor. yine çokça olduğu gibi, tasarımlara erişememekle öngörülerin çökmesi gerçeklik olduğunda, al baştan olmak kaçınılmaz zorunluluk olarak yaşanacaktır.

önce tasarımlara yoğunlaşalım. akp-mhp sürdürülebilir midir? akp ve mhp yönetimlerini veri olarak alırsak tam uyumludurlar. uyumluluk sürerse, öngörüler de tamamlayıcı oluyor: akp-mhp birlikteliğinin seçimlerden başarılı çıkması doğalıdır. akp-mhp birlikteliğinin sürmesi için seçimlerden kazanan olmaları gerekir. soru açıktır: akp-mhp birlikteliği seçimi iktidar gücünde kazanabilirler mi?  akp'den kopan küçüklükler de, mhp'den kopan nicelikli görünenler de akp-mhp birlikteliğine karşıttırlar. akp'den türemişlerin akpye çekilmesi akp-mhp birlikteliğinden kopuşa bağlıdır. benzeri biçimde mhp'den kopanların mhp'ye dönüşleri de akp-mhp birlikteliğinden kopmasıyla gerçeklenebilir.

akp kopanları kendine toplarsa, mhp de ayrıca kopmuşları içine çekerse seçim sonuçları akpyi tek ya da mhp'yi tek başına iktidar yapmazsa ne olur? akp-mhp birlikteliği o durumda yeniden oluşabilir mi? o durumdaki akp-mhp birlikteliğinden en çok yitiren akp olur. unutmayalım mhp'den kopanlar akp-mhp birlikteliğinden almadan veren yan oldukları için uzaklaştılar. mhp'ye geri dönmüş parçaların akp-mhp birlikteliğinden istemleri akp'yi sarsıcı olur. o aşamadaki akp-mhp birlikteliği günümüzdeki birliktelik olmaz. günümüzdeki birliktelikte kazanan ve paylaşmayan akp süremez.

yeniden günümüze dönersek: akp-mhp birlikteliğiyle seçime gitme tasarımı iktidar için yeterli olmaz. akp-mhp karşıtlarını seçimler öncesinde bölemeyen akp-mhp birlikteliği seçimlerle yanına çekeceği güç bulabilir mi? o durumda istemler yükselir ve akp için de, mhp için de katlanması zor olur.

akp-mhp birlikteliğinde mhp yeni bir konumda görünüyor: 7 haziran 2015'de olmayan yaşanır mı? anımsayalım devlet bahçeli önde olsun, yanında toplaşalım tasarımı. 2015'te olmayan bu tasarımın gelen seçimler sonunda olabilirliği değil de olmasının öngörüleri nelerdir? 2015'te o günün hdp'si chp'den kopuktu ve chp'de her zaman yaşayan gerçeklik olan uyumsuzlar düşkün konumdaki akp'yle olabilir. mhp de, yeniden 2015'te düştüğü dördüncü konumundan dağılmasını önleyemez. günümüz hdp'si dem ile mhp yanyana birliktelik oluşturabilir mi? oluşturmaları tasarımı olur da, oluşumu olanaksızdır. chp'den ve akp'den parçalar toplamaları gerekir. o durumda akp, nasıl 2015'te mhp'yle birlikteliğe yöneldiyse, istemeyerek de olsa chp'yle birlikteliğe katlanır. chp mhp gibi uyumlu olmaz akp'ye. istemleri akp'yi bıktırır. kısacası, günümüzdeki akp-mhp birlikteliği gelen seçimlerden iktidar öngörüsünde yanılıyorlar.

dönelim en çok bilinen demeyelim de, sözkonu olan akp-mhp birlikteliğine dem'in ya da pkk'nin öngöreceklerini katma tasarımına. denilen ya da öngörülen nedir bu tasarımda? akp iktidarın başı ve yöneteni, denetleyeni olacak ve üçlü birliktelikle cumhuriyet'in temelleri sarsılıp yenilenecek. tasarım budur demekten çok bu tür tasarımlar ve öngörüler çokça batık olur. chp'yi iktidar etme tasarımı olur böylesi. erişilmesi olanaksızdır ve çöküşü gerçeklik olur.

ortada konuşulmayan tasarımlar da vardır. örneğin, akp-mhp de olmaz, chp de olmasıncı yeni bir oluşum tasarımı. neden ya da bu tasarımın öngörüsü nedir? akp-mhp birlikteliğine dem ya da yenilenmiş adıyla katılacak olanların anayasa değişimini önlemek. bu tür tasarımlar hep yapılır ve beklenen öngörüler gerçekleşmez. olan siyasiliği bulandırmanın ötesine varılmaz. nice yaşanmış geriden ve alttan dayatılan tasarımlar seçimler gerçeğini aşamaz. 

siyasette tasarımlar ve öngörüler değil sandıkta oy kullanan seçmenler belirleyicidir. şimdilik bildiğimiz ve gerçeklik nedir? seçimlere çok zaman var. tasarımlar da, öngörüler de yanılsamadır bu aşamada.

8 mayıs 2026, college station, texas.

1 Mayıs 2026 Cuma

doğu/batı ya da doğululuk ve batılaşma / cumaları -- 1098.

doğu-batı tartışması çoktan geri kalmıştır denebilir. türkiye'de bir zamanlar ya da özellikle tanzimat'la egemen ayrım: isteyerek batılı olmak üstünlüğü/ileriyi ya da istemeyerek doğu'lu kalmak küçüksemek/gerilik olmuştur.

19. yüzyıl'ın "tanzimat" ve "ıslâhat" girişimleriyle dönüşümleri yüzlerce yıllık devlet ve toplum düzenini sarsmıştı. gününde ve sonunda toplumun dışından dayatma mıydı ya da içerinin zorunlu/kaçınılmaz gelişim seçmesi miydi yaşanan dönüşümler? cumhuriyet'le yaşananlar kökten değişimler miydi? tanzimat ve ıslâhat yaşanmasa meşrutiyet nasıl olurdu ya da olur muydu olmayacak sorgulamadır. geriye gidip 19. yüzyılı yeniden olmazlayamayız. ayrıca, olanları yüceltmekle aşağılamak gelgitinden de çoktan uzaklaştık türkiye'de. olanlar zorlu yaşandı ve önlenemedi ve o günleri yeniden yaşamanın temelleri çoktan değişti.

şunu bilmeliyiz: cumhuriyet'e vardığımızda "şark/garp ya da doğu/batı" tartışması sonlanmamıştı, bitirilmedi. 20. yüzyıl süresince de türkiye'nin egemen görünümü ve çözemediği doğu-batı karşıtlığıyla uzlaşımı olmuştur.

doğu nedir, batı neresidir ile tartışmayı sürdürenler hep oldu; olacaktır. sanayi devrimi ya da toprak zenginliğinden makina zenginliğine sıçrama, avrupa diye bildiğimiz yerelde yaşandıöncelikle ve en çok. ondan öncesinde anadolu, mezopotamya, mısır, pers, yunan ve roma uygarlıkları yaşanmıştı. islâm, hint ve çin uygarlıkları vardı. sanayi devrimi öncesi amerikalar'ın güneyi kuzeyi ve afrika da vardı. doğu hep vardı, batı diye anma sanayi devrimi ve avrupa'dan abd'ye ve abd'yle gelişeni anlıyoruz. rusya için, türkiye için doğululuk diye de sorunu yoktu batı'nın sanayi devrimi öncesinde.

türkiye ve rusya hep batı'nın doğusudur. nasıl ki, iran, hindistan ve çin de türkiye'nin doğuydu ve bugün uzun süre de öyleydi. japonya odaklı bakarsak abd de japonya'nın doğusunda kalır. yine de sanayi devrimi ile ortaya çıkan yeni gerçeklik olan "batı" uzun süre rusya, türkiye, iran, hindistan ve çin uygarlıklarına göredir. bu yüzden doğu da yetmemiş ve "uzak doğu, ortadoğu ve yakın doğu" da sözlüklere(doğrusu haritalara) geçmiştir. 1945 sonrası "orta avrupa ve doğu avrupa" gündelikleşmiştir. 1989'la avrupa birliği'ni yayılmasıyla bu deyişler de anlamını yitirmiştir. 1989 sonrası, bir ara da kuzey-güney ayrımı doğu-batı ayrımından çok anılır, kullanılır olmuştu.

1989 sonrası ilk ortaya çıkan ya da atılanlardan "uygarlıklar çatışması" da belirsizliklerle sözkonusu olmuş ve hızla belleklerde yer etmeden silinir olmuştur. nedenleri açıktır: musevî, hıristiyan ve islâm çatışmalarının bin yılları aşan geçmişleri vardır.

türkiye açısından ya da odağından bakarsak kendimizi doğulu saymak değil de batılı olmak ve batılılaşma diye sorunumuz 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl'ın, neredeyse tamamını kaplamıştır. batı'nın yüzyılları almış üretim düzeni kapitalizm ve onu tamamlayan geliştiren kurumlarını batı'nın isteklerine ve gereklerine göre almakla batı karşısında eşitleneceğiz demeyelim de, batı'nın daha saygın ve güvenilir birlikte yaşama düzenine geçeceğimiz öngörülmüştür. toplumun içinden değil de yönetim düzeyinden ve oldu bitti olarak yaşanan değiştirmeler toplumda yer etmediğinden öteye tepkilerin de kaynağı olmuştur. kısacası, batılılaşma toplumun doğallığı ve evrimiyle yaşanmamıştır.

batılılaşma ile batı değerlerinin alt yapı ve birikimlerin sonucu değil de değerleri aktarma ve benzemeyle benzetme yolu dirençle karşılanmıştır. batı'da gelişen ve değer bulan "uluslaşma" türkiye'nin gündelik huzurunu bozan ve dış savaşların durdurucusu değil de içeride iç savaşın da etmeni olmuştur. "osmanlılık" diye geçici bir çözüm de yatıştırıcı olmadığından öteye sonunda türkiye'de de "ulusallaşmayı" geliştirmiştir. öncesinde olmayan seçmeler çıkmıştır: "osmanlılık/islâmcılık/türkçülük" siyasilikleri. yüzlerce yıldır imparatorluk olarak yaşanmış ve dinlerin birlikte yaşaması uyumluluğu, batı'nın gelişimiyle türkiye'yi yatıştıran değil, isyanların bir biri ardından dört bir yanını, çepeçevre sarmıştır.

arınmalar, kopuşlar, parçalanmalar durmak bilmemiştir. türklük temelinde birleşme ve birliktelik de cumhuriyet'le hem önem, hem de güç kazanmıştır. türkiye'de batılı olmakla batılılaşma üretim düzeninde değişimde ağır ve yetersiz olurken, üst düzey yönetimde hızla sağlanmış görünürken batı'nın belirleyici ve tamamlayıcı öğeleri demokrasi ve özgürlükler de gecikmeden türkiye'nin belirleyici çatışmalarının odağı olmuştur. kapitalistleşme, anayasalcılık, seçimli çok partili siyasi yaşam, demokrasi ve özgülükler çatışmaları önceki çatışmaların uzlaşımı ve çözümü yaşanmadan büyük bir karmaşa oluşmuştur. üstüne üstlük türkiye'ni her yandan çevresi ikinci dünya savaşı, soğuk savaş ve 1989 sonrası paylaşım savaşlarından da uzak durmak istese de kolay olmamıştır.

eskilerin deyimiyle "hercümerç" ya da günümüz diliyle "karmaşa" türkiye'nin dinmeyen, durulmayan görünümü ve sorunu olarak sıradanlığını sürdürmektedir. düzenleyelim, yenileyelim diye başladığımız noktadan günümüze: her aşamada, her dönemeçte zorlu yaşamın duracağını, yatışacağını düşünmek yanılsama olmuştur.

1 mayıs 2026, college station, texas.

24 Nisan 2026 Cuma

siyaset çoktandır yaşamı izliyor / cumaları -- 1097.

siyaset yaşamdan etkilenir, yaşamı etkiler. uzun süre siyaset yaşamın belirleyicisiydi. bir süredir değişim yaşanıyor. siyasiler, siyasetler "halka yakın olmak" diye, "halkın içinden geldim" gösterisinden yönlendirmeden çok yönlenmiş durumdalar. kötü mü bu diyenler olacaktır. kısaca ve tartışmasız kötüdür demeliyiz. neden?

halka yakın olmak, halkın diliyle konuşmak yanıltıcı oluyor. halktan geliyorum, halkımın adına derken halkın kölesi bir sıradanlık yaygın ve egemen. sıradanlığın tanımı ve görünümü her kültürde değişiktir. türkiye'de sıradanlığın ilk görünümü: "kahve ağzı" ya da sorumluluğu olmayan, arkasında durulmayan boşuna konuşmalardır.

bir an için artık çoktan unutulmuş ve kaynağı, özü kalmamış örnekleri anımsamakta yarar vardır. ismet inönü sevenleri çok olan ama, sevmeyenleri daha çok olan bir siyasetçiydi. iktidar günlerinde de, iktidar olmadığı günlerde de söyledikleri hep önemsenirdi. öncelikle iki özelliği vardı halk içinde: 1. az ve öz konuşurdu; 2. konuştuğunun anlamları zengin olurdu. günlerce neden konuştu, ne dedi konuşulurdu.

öyle bir devirdi ki ismet inönü günleri; iki çarpıcı önyargı gelişmişti: birincisi, bir süre konuşmadığında, yakında konuşacak, gününü anını bekliyor değerlendirmesi yapılırdı; ikincisi de, her söylediğinin karşılığını bulmak ve "hizaya gelmek" kaçınılmazdı. kısacası, gerektiğinde ve yön vermek için konuşurdu. doğal ki, izlerdi, bilirdi halkın durumunu, beklentilerini. halk diline de yabancı denemezdi. halka yukarıdan bakıcı değildi söyledikleri. halkı en iyi ben bilirim değildi yaklaşımı. halkın nasıl olduğunu, halkın yalakacısı olarak değil; halkın olmasını istediği düzeyi zorlayıcıydı. en önemlisi de: devletin gizemli derinliklerini gündelikte gözetmezdi. apaçık ki: inönü ve yanındakiler de, karşıtları da, devletin ve uluslararası konumu konusunda İnönü benzeriydiler.

artık o devirler değişti; hep öyle mi olmalı denebilir ama, halkın temsilcisi olmakla halkın istediği gibi olmak siyasetçi için de iktidardaki devlet yetkilisi için de kendine çeki düzen vermek de gereklidir.

inönü örneğinden ilerleyelim. inönü ve karşıtları söylediklerini kendi seçmenleri ya da türkiye'nin bir yarısı için söylemezlerdi. her söylediklerinde, karşıtlarıyla uğraşlarında da türkiye'nin tamamı için konuşmak asıldı. kısacası: hem dil, hem hedef kitle ve hem de sıklık bıktırıcı olmazdı.

şimdilerde ne olduğu ortadadır: camide konuşulacaklar sokakta, sokaktaki ağız tbmm'de yinelenir olmuştur. bunun sırası mıdır, yeri midir karışmıştır. sabah kalkına onlayız; akşam yatmadan önce o ve onlarlayız. bıkkınlık yaygınlaşmış ve derinleşmiştir. hep o ve onun yandaşları onun ağzıyla konuşuyorlar. durmaksızın, durmadan konuşuyorlar. 

futbol maçının hakemini takımların yandaşları, takımların yetkilileri ve maçların sunucuları, değerlendirenleri konuşur. izleyenleri de çoktur. neredeyse, her maçtan sonra, bir de o ne dedi; hakemler ne yaptı, saha içinde saha dışında ne oldu konusunda o da konuşuyor. bilmediği yok. "formula 1" diye bilinen ve kısıtlı çevrede çok ilgiyle izlenen etkinliğin türkiye'de yaşanacağını da ondan, onun konuşmasıyla biliyoruz. uluslararası ilişkileri konuştuğu düzey de benzer. türkiye'nin önemi değil de onun önemi sözkonusu oluyor. yabancı devlet temsilcilerinin her konuşması "bak bizi aradılar" diye "böbürlenme" konusuna getiriliyor, götürülüyor.

o her sabah konuştukça, onun karşıtları da altta kalmayacağım tutkusuyla ona karşı onun gündemine katılıyorlar. karşılıklı bıktırıyorlar ya da bizim takım sizin takımı süründürüyor demeye "tribün" gösterisine dönüşüyor. sokakta, tramvayda, sahada, kahvede yaşananlar gün boyu siyasetin konusu oluyor. siyaset çoktandır yaşamı izliyor; ardından koşuyor. bu olanlardan etkilenmemiş ya da bize ne görüntüsündeki kitle çoğunluğu da: ellerindeki "medya"dan etkilenmeden, etkilemeden yaşamlarını her gün kaldığı yerden sürdürüyorlar. "yaşam sürüyor"genel durumdur ve buna alışkanlık ya da sıradanlık diyoruz.

24 nisan 2026, college station, texas.

17 Nisan 2026 Cuma

macaristan'da değişim kalıcı olur mu? / cumaları -- 1096.

macaristan, 2010 seçimleri sonrası, 12 nisan 2016'ya değin, önce avrupa'nın ve ardından küreselin gündeminde üst sıralardaydı. 10 milyonu bulmayan nüfusu ve küreselde çekici bir doğal kaynağı olmadan bu ilgi sıradışıydı.

avrupa'nın ortasında, tarihselliği çoktan gerilerde kalmış bir ülkenin onca önemsenmesi nedendi? avrupa birliği'nin uyumsuz üyesiydi. 1989 öncesi ya da 1925 sonrası ve özellikle de 1945 sonrasında da küreselde gündemde olmuştu macaristan. 1917 sonrası almanya ve macaristan'da rusya'daki sosyalist devrim benzeri kabarış devrim getirmemişti. 1945 sonrası, sscb etkinliğine de, polonya ve çekoslovakya ile birlikte zorluk çıkaran, ayaklanan macaristan sscb'yi aşamamıştı. 1956'da macaristan ayaklanması kanla ve zorla bastırılmıştı. avrupa ve abd uzaktan kendi başına bırakmıştı ayaklanan macaristan halkını. 1968'de "prağ baharı" günlerinde de çekoslovakya yalnız kalmıştı sscb karşısında. 1970'lerin sonlarındaki polonya kalkışması da anında zorla bastırılsa da, kitleselliği yaygınlık kazanmış ve 1989'ın öncüsü olmuştu.

1989'da alman halk demokratik yurttaşları kaçışlarında ilk durak olarak macaristan'ı bulmuşlardı. 1989'la almanya iki parçalı olmaktan birliğe dönerken, çekoslovakya ise iki parça olmuştu: çekya ve slovakya.

kısacası, macaristan'ı belirleyen sscb olmadan sscb'yle olarak zorlu bir 1989 öncesi yaşandı. 1989'la önce özgürlükler ve kısa sürede avrupa birliği ile nato üyelikleri macaristan için barış ve demokrasi olarak yaşanır oldu. 2010'a değin seçimli demokrasi ile yaşamdan macaristan büyük sıçramalar yaptı denemez. avrupa'nın içinde sıradan ab üyesi, nato üyesi olarak yaşam, 2010'da "fidesz" ve "orban" adlarıyla sapma yaşadı. ab, abd ve küreselde macaristan'ın yeniden ön sıralarda gündem oluşu viktor orban önderliğinde fidesz partisi'yle oldu.

2010'larda geleneksel "popülizm" olarak anıldı başlangıçta ve uzun süre. zamanla, genellikle olduğunca, halkın ortak sevgisi ve karşıtlarını aşağılayarak iktidarda sürekliliği öncülükle korumak için zoryönetime dönüştü siyasi yaşamı fidesz'li orban'ın. bir süre de gitmez artık karamsarlığıyla geçti macaristan'da siyasi ve toplumsal yaşam. ab için sorun oldukça, abd'de trump yönetimiyle iç içelik gelişti. ardından abd'de biden yönetimi uzak dururken, putin'li rusya yanaştı orban'ın yanına. oysa, orban'ın çıkışında geleneksel rus düşmanlığı "popülizmi"nin önemli ayağıydı. orban da, günümüzün ve tarihsel "popülizm"in değişmez dayanağı "seçkinleri küçümseme, azınlıkları yoksayma/bastırma" siyasetleriyle "korku ve korkutmaca" olarak iktidarını sürdürdü.

12 nisan 2026 ile şimdilik orban korkusu ve gölgesi seçimden yenik çıktı. bu seçim sonucu macaristan'ın sınırları ötesinde sevinçle karşılandı. orban'ın yenilgisinin nedenleri varoluşunun dayanaklarının yetmezliğindendir. seçimde orban'ın partisinin yenilgisiyle macaristan'da yepyeni bir düzen başladı ve gelişecek iyimserliği yerindedir ama, yeterli sayılmamalıdır. öncelikle "o gitsin de!" siyasetiyle yıkılan orban'dır ama, "fidesz" yerindedir. seçimde büyük çoğunlukla önde çıkan "tizsa(saygı ve özgürlük)" partisi köklü ve sağlam bir örgütlülük değildir. şöyle de diyebiliriz: yeterince deneyimli sayılmayacak "peter magyar" başkanlığı ve siyaseti nasıl gelişir sevinç ve coşkunlukların yatışması sonrası anlaşılacaktır. beklentileri karşılamak kolay ve hızla olmayacaktır. sorunlar yaşandıkça, özlenen değişimler geciktikçe kolay kazanılmış görünen iktidar dirençli olabilecek midir?

yitiren orban ve partisi uzun süreli iktidardır ve iktidar öncesi de uzun süreli varolmuş bir siyasiliktir. yeni iktidarın getirdiği özgür ortam "orban ve fidesz" için kısıtlayıcı olmayacaktır. "gidersek onlar yine gelir" siyaseti bir süre geçerli olabilir ama, etkinliği sürdürülebilir olmaz. özgürlük ortamında özgürlüklere saygı duymayanların siyaseti yine yalanlarla ve yanıltmacalarla sürdürülecektir.

orban değilse de, orban benzeri birisi yeniden bugünkü sevinç ve coşkunluğu saptırabilir. macaristan'ın siyasi ve toplumsal yaşamı hep zorlu geçti uzun süredir ve şimdi kazanılan seçim ve çoğunluğu sürdürmek de zorlu geçecektir.

17 nisan 2026, college station, texas.

10 Nisan 2026 Cuma

türkiye'nin gündemi seçimi zorlamıyor / cumaları -- 1095.

türkiye'de seçim kararı almak zordur. erken seçim zorlaması bir yere varmayacaktır. akp'nin seçimden yararı olsa seçim kararı alınır. görünen ve anlaşılan açıktır: gelen seçimden akp'nin kazançlı çıkması da, iktidarını koruması da zordur. gerçeklik buysa: akp neden iktidarı erkenden bıraksın? akp seçimi gününde yapmaya kararlıdır. akp, seçimde kazanacağını anlasa, anlarsa seçim öne çekilebilir. akp'nin seçimi öne çekmesi istenebilir, düşünülebilir ama, gerçekleşmesi zordur, zorlamadır.

türkiye 7 haziran 2015 seçimlerine dört parçalı gitmişti. 7 haziran seçimleri sonucunda akp, chp, hdp ve mhp sıralaması ortaya çıktı. seçim sonuçlarıyla dört parçalılık değişmedi ve mhp dördüncüye geriledi. seçimlerde akp tek başına iktidar olma gücünü yitirdi. seçimlerin sonucunda dördüncü parça mhp, anında, tek başına iktidar olmada gerileyen akp'nin yanında durdu. o günden sonra yaşananları biliyoruz: akp, bir daha tek başına iktidar olma gücüne erişemedi. chp yerinde kaldı. hdp zamanla yeni arayışlarla dem olmaya evrildi. kısacası, dört parçalı siyasi parçalanma yerinde kaldı.

mhp akp'nin sürdürülmesini seçti ve içinden niceleri kopsa da, 7 haziran'daki güçsüzlüğünü güce değiştiremese de yaşamasını sürdürdü. chp 2023 seçimleri sonrasındaki yönetim değişikliğiyle 2024 yerel seçimlerinde önemli kazanımlarla canlılık kazandı. dem ise 7 haziran günlerindeki gücünü geliştiremeden sürüp geldi.

bugün erken seçim kararı alınsa akp-mhp birlikteliği yıkılır mı? akp-mhp birlikteliğinin yıkılmayacağı türkiye'nin gerçekliğidir. chp-dem birlikteliği olmayacağı da apaçıktır. chp-dem birlikteliği olsa akp-mhp birlikteliğinin seçimin kazananı olacağı açık olmasından öteye, o durumda, chp'nin küçüleceğinin ve dem'in de küçüleceğinin açık olması görülmelidir. kısacası, erken seçimle, erken seçimde akp-mhp birlikteliğinin süreceğini öngörmeliyiz değil görmeliyiz.

akp-mhp için değişim getirmeyecek seçimi akp-mhp neden istesin? istemez ve istemiyor da.

sorun şudur: gelen seçimde mhp akp'yle olsa da, mhp seçmeni de akp-mhp birlikteliğiyle olur mu? olmasa ne olur? 7 haziran seçimleri akşamındaki görünüm çıkar.

akp mhp ile yokoluncaya değin mi birlikteliğini sürdürecektir? akp, akp-mhp birlikteliğinden tek başına yararlanandır ama, mhp de yararlanıyor diyebilir miyiz? burası en az bilinen görünse de, mhp'nin ilerlemediği, gelişmediği de ortadadır. akp  mhp'siz olmayı yeğler, mhp de akp'siz olmak ister ama, akp-mhp'siz ikisi de yitirir.

7 haziran 2015'ten günümüze, akp mhp'siz olmayı görünürde zorlamasa da, istediği açıktır. mhp de, akp'yi desteklemeden tek başına güç değildir. o zaman neden erken seçim olsun?

erken seçim olmayacağı açık gerçekliktir ve türkiye'nin siyasi düğümlenmesidir.

türkiye'nin siyasi düğümlenmesi nasıl çözülür?

türkiye'nin siyasi düğümlenmesinin açkısı akp'nin çözülmesidir ya da akp'den kopuş olmasıdır. bu istenendir ve olabilirliğini zorlamak siyasi hedef olmalıdır.

akp, 2002'den günümüze, chp'nin birlikteliklerini önleyip chp'de kopuşları zorlayarak yürüdü. chp ise, 2002'den bu güne, erdoğan karşıtlığını akp karşıtlığından önde yürüttü. erdoğan gitmedi; akp'den kopuşlar da etkin olmadı. chp'de üç değişim yaşandı: baykal, kılıçdaroğlu ve özel. erken seçimden chp önde çıkmayınca, chp'de yine değişim zorunlu olur.

sonuç olarak: türkiye'nin dört parçalı siyasi parçalanmasının değişimi erken seçimle olmaz. o parçalanmanın değişimi erken seçimi zorlar. günümüzde nerede olduğumuzu doğru görmeliyiz; bilmeliyiz.

10 nisan 2026, college station, texas.

3 Nisan 2026 Cuma

kazananı olmayan savaş durumları / cumaları -- 1094.

küreselde gazze ve ukrayna savaş durumları eskimeye yönelmişken abd'nin iran'a saldırganlığının getirdiği savaş durumu yıkımı artarak süregidiyor. abd ateşkes istiyoru sürdürürken, iran hedeflediklerini vurmaktan  geri durmuyor. şimdilik abd ateşkes isteyen görünümünde, iran yaşadığı yıkımın ödenmesi güvencesi olmadan olmaz direncini koruyor.

bilinenler az. küreselde sürekli, rusya kazanıyor, çin kazanıyor değerlendirmeleri eksilmeden yayılıyor. iran'ın direnme gücü iran kazanıyor diye alınıyor; abd'nin saldırı gücünü arttırması abd'nin hedef yükselterek iran'ı ateşkese zorlaması algısını yükseltiyor.

bilinenler az. küreselde iran'ın dört bir yanında ve özellikle tahran ve çevresinde üzerine ateş yağan insan görüntüleri, neredeyse, hiç yok.

bilinenler az. bilirmiş, bildiğini anlamış görünenler, önyargılarına göre, savaş durumundan beklediği sonuca erişilmesi yönünde yanılsamalarla yanıltıcı değerlendirmeler yapıyorlar.

bilinenler az. küreselde trump kişiliğiyle alay egemen. iran'a saldırı trump yönetiminin sorumluluğundadır ama, "abd meclisleri" yetki kullanmaktan uzakta. abd'nin iran'la savaş durumu trump'ın kişisel zayıflıklarının, yönetim güçsüzlüklerinin dışavurumu sanısı abd'de ve küreselde değişmez görünüyor. doğal ki, iran'a saldıran trump değil abd'dir. şu yanılgı da yaygınlıkta: trump ve abd, netanyahu ile israil'in aracı, kalkanı sayılıyor. ortadoğu ülkelerinin "ortak bildirisi" karşılık bulmadan unutuldu gitti.

ne olur sorusu saldırganlık ve savaş durumlarının kazanan-yenilen değerlendirmeleri benzeri en sık yinelenenidir.

bir de şöyleleri var: sonunda, trump gitsin, netanyahu gitsin, iran'da yönetim yenilensin, düzen değişsin beklentisinde olanlar. ya da, bitecek ve benim dediğim gibi oldu beklentisiyle savaş durumlarını kaygusuzca, ilgisizmişçe izleyenler var.

savaş durumu uzadıkça duruşlarda, söylemlerde ve değerlendirmelerde değişimler olur mu? olmaz mı? beklediği olmayanlar ya da beklediğinin karşıtı gelişenler ortalığı doldurur. bu olmasaydı, şunlar yapılsaydı beklediği olacaktı sanıları çoğalır. nasıl ki, abd yenildik demezse, iran da yenilmedik demekten uzak durmayacaktır. hep biliyoruz ki: değişenler ve değişiklikler olacaktır. bugünde öngörülmeyen ve hızla gelişimlere uyarlanılacaktır. yaşanmış insanlık acıları zamanla, geçmişin yürek burkucu gerçekleri olarak bilinecektir. bugünden söylenecek açıktır: bilinenler az.

bilinenler çoğaldıkça değişen ne olur? yaşayarak göreceğiz; bileceğiz.

türkiye yaşananları nasıl izliyor ya da beklentiler nelerdir? akp-mhp birlikteliği, küreseldeki her konuda olduğu gibi, "böbürlenme" öncelikle gelişimlerin ve olası değişimlerin önünde ve doğru yarinde oldukları gösterisindeler. türkiye için değişmez sorun açıktır: türkiye'nin, yok yerden, iran'la çatışır konuma varması. bir de, an gelip, abd ile rusya'nın birliktelikte uzlaşık olmaları. şimdilik, bu iki sorun noktasından da uzaktayız.

körfez ülkeleriyle çok içli dışlılık görüntüsüyle "ortak bildiri"eyleminin getirisi olmayacağı ama, götürülerinin olabileceği tartışmasızdır. etkin katılımdan uzak gidilecek yolun güvenliğinden sapmadan gitmek türkiye'nin değişmezi olmalıdır. türkiye'de akp-mhp karşıtlarıysa açıklıktan uzak iktidar, ne yaparsa yanlıştır kavrayış ve anlayışından öteye türkiye'nin seçmeleri konusunda bilgisiz ve ilgisizdirler.

3 nisan 2026, college station, texas.

27 Mart 2026 Cuma

türkiye iran'ın batı komşusudur / cumaları -- 1093.

abd'nin iran'a saldırganlığının durmayacağı ve iran'la abd'nin savaş durumunun süregideceği açıktı. iran'da süregiden savaş durumunun sonlanmayacağını güvenle söyleyebiliriz.

abd'nin iran'a saldırılarını durdurma koşulu açıktır: iran'ın kayıtsız koşulsuz teslimi. bunun olabilirliği yoktur. abd'nin bu koşulundan geriye çekilmesi yenilgi olur. benzeri biçimde iran'ın saldırılara karşılık vermemesinin koşulu da açıktır: abd iran'daki yıkımın tüm sonuçlarıyla yeniden yapımını sağlasın. iran'ın bu isteğinin de karşılanması olanaksızdır. iran'ın bu isteminden geriye çekilmesi de, iran için yenilgisi sayılır. savaş durumu süregidecektir deyince koşulların uzlaşmazlığını anlamak gerekir.

abd'nin iran'a saldırılarından kazandık demesinin, gereksizliği demeyelim de, geçerliliği yoktur; olmayacaktır. abd yenildim demeyecektir; demez. abd kazandım dese de inananı olmaz. yarın bir gün "ateşkes" uzlaşımı da, nice bozuldu, bozulacak diye yürüyecektir.

biraz geriden başlayarak sürdürelim. abd 1990'da ırak'a saldırmak kararı aldı. gerekçesi inandırıcı olmasa da, ırak'ın kuveyt'e saldırısını geriye çevirmek için neredeyse küreselin tümünü ardında topladı. sscb henüz rusya'ya dönüşmemişti ama, "soğuk savaş" dönemi gücünün sonlarındaydı. çin de 1989 tiananmen sarsıntısının bir yılını geride bırakmıştı ve geleceğin gücü görünümünde sayılmazdı; kendi içine kapanıktı. ab'nin içinden dur diyen olmadığından öteye, ne duruyoruz, yürüyelim katılımı ve katkısı eksiksiz oldu. japonya kalkınmasının sürdürülebilirliği gereği, askeri olarak değil ama, mali olarak abd'nin yanındaydı. suudiler, mısır ve hafız esad suriye'si de abd'ye varım dedi. iki kişi, etkisiz de olsalar "yokuz" dedi. birisi ürdün'ün başı hüseyin ve ikincisi filistin direnişinin başı yaser arafat.

türkiye o gün açmazda kaldı. cumhurbaşkanı turgut özal etkin olarak ve abd'nin önünde değilse de yanında, ardında varız diye ortaya çıktı. özal'ın yanındaki destekçisi alparslan türkeş oldu. bülent ecevit ve necmeddin erbakan türkiye'nin ırak'tan yana olmasını açıktan gösterdiler. süleyman demirel ise abd ve destekçilerinin karşısında durulmayacağını belirtmekle yetindi.

1990 ırak'ı baskı düzeniydi ve en tepede gücünü askerden, polisten alan saddam hüseyin vardı. ırak'ta baskı düzeni yukarıdan aşağıya örgütlüydü. ırak toplumunda isyan gücü ve örgütlülüğü yoktu. abd ve destekçileriyle "işbirlikçiler" azdı. sonunda saddam yönetimi elini silâhını alamadan çöktü ve dağıldı.

saddam bir süre etkisiz sürdürdü yenilgi sonrası. 2003'te saddam kaçtı ve yakalanıp idam edildi. saddam güçleri yeniden yönetimi bulamadı. ırak'ın kuzey yöresindeki örgütlü yerel güç kendi başına devletçilik başlattı. abd ırak'ın içinde destek güç bulamadı ve kuzey'de ırak'ın tümünü temsil etmeyen ve ırak'la güçbirliği yapmayan bir yerellikle ırak'ta yerleşikliğini sürdürdü. ne güne değin bilmiyoruz.

2011 arap baharı sonrası suriye ve libya abd'yle olmadığından öteye mısır da elden kaçtı kısa süreli.

sonunda iran'a saldırganlık ve iran'ı dıştan düzenleme başladı. iran'ın ırak olmadığını abd biliyordu ama, bilmezden gelircesine saldırdı. iran üst yönetiminden eksilmelerle yönetim kargaşası olmayışı, abd'nin beklemediği demeyelim, istemediğiydi. ırak'tan ne değişikti iran'da? iran'da 2009'da ve 2025'te iran yönetimine güçlü toplumsal tepkiler yaşandı. iran'ın güney bölgesinde ırak'ın kuzey yöresi benzeri devletçik olmak yanlısı güçler vardı. ırak'a benzemedi iran. şimdilik açıklaması açıktır: isyancı güney azlığı fırsatçılık etmedi, edemedi. yönetim karşıtları, iran yönetimiyle birleşik olmadı ama, toplumsal onurlarıyla  ve kendilerinin geleceğinin onuruyla sessizleşti. ayrıca, iran'ın askeri olarak gücü beklenenden yüksek oldu. ne zamana değin yaşanacaktır, görülecektir.

ırak konusunda türkiye'nin yeri gününde ve sonrasında değişmedi: ırak'ın "bütünlüğü"  hedefi korundu. iran konusunda da iyi başlandı ama, değişiklik açıktır: saldırganlığın durmasını istedik. burası yerindedir ve değişmez. ancak an geliyor, geldi ve "etkin" görünümde olacağız davranışıyla söyleminde uçları zorlar oluyoruz. özellikle iran'a, neredeyse, tepki göstermeyin demekte özen gösterildiğini söyleyemeyiz. israil'e abd/ab'nin kullandığı ve yinelediği "savunma hakkı" iran'ın da hakkı değil midir? ayrıca, yarın ne olacakları bilinmeyen "körfez devletçikleri" ile iran'ı kınamak ve durdurma istemi de yanıltıcı olmuştur. abd/ab yanında olmanın göstergesidir "ortak bildiri" ve türkiye için uzun dönemde yararına olmayacaktır.

türkiye'nin ırak'ta ve suriye'de dayanışma görünümü, iran'da da daha güçlü görülmeli ve gösterilmelidir. etkin olmak odur.

27 mart 2026, college station, texas.