24 Nisan 2026 Cuma

siyaset çoktandır yaşamı izliyor / cumaları -- 1097.

siyaset yaşamdan etkilenir, yaşamı etkiler. uzun süre siyaset yaşamın belirleyicisiydi. bir süredir değişim yaşanıyor. siyasiler, siyasetler "halka yakın olmak" diye, "halkın içinden geldim" gösterisinden yönlendirmeden çok yönlenmiş durumdalar. kötü mü bu diyenler olacaktır. kısaca ve tartışmasız kötüdür demeliyiz. neden?

halka yakın olmak, halkın diliyle konuşmak yanıltıcı oluyor. halktan geliyorum, halkımın adına derken halkın kölesi bir sıradanlık yaygın ve egemen. sıradanlığın tanımı ve görünümü her kültürde değişiktir. türkiye'de sıradanlığın ilk görünümü: "kahve ağzı" ya da sorumluluğu olmayan, arkasında durulmayan boşuna konuşmalardır.

bir an için artık çoktan unutulmuş ve kaynağı, özü kalmamış örnekleri anımsamakta yarar vardır. ismet inönü sevenleri çok olan ama, sevmeyenleri daha çok olan bir siyasetçiydi. iktidar günlerinde de, iktidar olmadığı günlerde de söyledikleri hep önemsenirdi. öncelikle iki özelliği vardı halk içinde: 1. az ve öz konuşurdu; 2. konuştuğunun anlamları zengin olurdu. günlerce neden konuştu, ne dedi konuşulurdu.

öyle bir devirdi ki ismet inönü günleri; iki çarpıcı önyargı gelişmişti: birincisi, bir süre konuşmadığında, yakında konuşacak, gününü anını bekliyor değerlendirmesi yapılırdı; ikincisi de, her söylediğinin karşılığını bulmak ve "hizaya gelmek" kaçınılmazdı. kısacası, gerektiğinde ve yön vermek için konuşurdu. doğal ki, izlerdi, bilirdi halkın durumunu, beklentilerini. halk diline de yabancı denemezdi. halka yukarıdan bakıcı değildi söyledikleri. halkı en iyi ben bilirim değildi yaklaşımı. halkın nasıl olduğunu, halkın yalakacısı olarak değil; halkın olmasını istediği düzeyi zorlayıcıydı. en önemlisi de: devletin gizemli derinliklerini gündelikte gözetmezdi. apaçık ki: inönü ve yanındakiler de, karşıtları da, devletin ve uluslararası konumu konusunda İnönü benzeriydiler.

artık o devirler değişti; hep öyle mi olmalı denebilir ama, halkın temsilcisi olmakla halkın istediği gibi olmak siyasetçi için de iktidardaki devlet yetkilisi için de kendine çeki düzen vermek de gereklidir.

inönü örneğinden ilerleyelim. inönü ve karşıtları söylediklerini kendi seçmenleri ya da türkiye'nin bir yarısı için söylemezlerdi. her söylediklerinde, karşıtlarıyla uğraşlarında da türkiye'nin tamamı için konuşmak asıldı. kısacası: hem dil, hem hedef kitle ve hem de sıklık bıktırıcı olmazdı.

şimdilerde ne olduğu ortadadır: camide konuşulacaklar sokakta, sokaktaki ağız tbmm'de yinelenir olmuştur. bunun sırası mıdır, yeri midir karışmıştır. sabah kalkına onlayız; akşam yatmadan önce o ve onlarlayız. bıkkınlık yaygınlaşmış ve derinleşmiştir. hep o ve onun yandaşları onun ağzıyla konuşuyorlar. durmaksızın, durmadan konuşuyorlar. 

futbol maçının hakemini takımların yandaşları, takımların yetkilileri ve maçların sunucuları, değerlendirenleri konuşur. izleyenleri de çoktur. neredeyse, her maçtan sonra, bir de o ne dedi; hakemler ne yaptı, saha içinde saha dışında ne oldu konusunda o da konuşuyor. bilmediği yok. "formula 1" diye bilinen ve kısıtlı çevrede çok ilgiyle izlenen etkinliğin türkiye'de yaşanacağını da ondan, onun konuşmasıyla biliyoruz. uluslararası ilişkileri konuştuğu düzey de benzer. türkiye'nin önemi değil de onun önemi sözkonusu oluyor. yabancı devlet temsilcilerinin her konuşması "bak bizi aradılar" diye "böbürlenme" konusuna getiriliyor, götürülüyor.

o her sabah konuştukça, onun karşıtları da altta kalmayacağım tutkusuyla ona karşı onun gündemine katılıyorlar. karşılıklı bıktırıyorlar ya da bizim takım sizin takımı süründürüyor demeye "tribün" gösterisine dönüşüyor. sokakta, tramvayda, sahada, kahvede yaşananlar gün boyu siyasetin konusu oluyor. siyaset çoktandır yaşamı izliyor; ardından koşuyor. bu olanlardan etkilenmemiş ya da bize ne görüntüsündeki kitle çoğunluğu da: ellerindeki "medya"dan etkilenmeden, etkilemeden yaşamlarını her gün kaldığı yerden sürdürüyorlar. "yaşam sürüyor"genel durumdur ve buna alışkanlık ya da sıradanlık diyoruz.

24 nisan 2026, college station, texas.