1 ocak 2026 ile yeni yirmi beş yılı yaşıyoruz. şöyle de söyleyebilirdik: 21. yüzyıl'ın birinci yirmi beş yılı geride kaldı.
önceki yüzyılın ilk yirmi beş yılında, sonraları “birinci dünya savaşı” diye anılacak “büyük savaş”yaşanmıştı. sonuçları zorlayıcı ve uzlaşımı adil olmadığından, ikinci yirmi beşte ikincisi yaşandı. 20. yüzyıl'ın son elli yılında büyük savaş yaşanmadı ve 1945 sonrasında, 1947-1989 arası “soğuk savaş” idi. 1945'ten günümüze yerelde ve büyüklerin çevrelerinde yerel savaşlar, hep üçüncüsü mü kuşkusuyla ve korkusuyla karşılandı. sonuçta, küreselin seksen yılı büyük savaşsız geride kaldı.
gelen yirmi beş yıl için de savaşın büyüğü yaşanmayacak öngörüsü karamsarlar için aşırı iyimserlik sayılır bugün. ben iyimserimdir ve yerel çatışmaların, savaş durumları sonuçlanmadan uzayıp gitseler de büyük savaşı tetikleyici olmayacaklardır. büyük savaş korkusu değişmeyecektir diyemesem de geçerli olmayacaktır.
soğuk savaş boyunca abd'nin, küreselin her köşesine yayıldığını biliyoruz. ikinci dünya savaşı sonrası almanya ve japonya'daki abd askeri üsleri yerleşikliğini sürdürdü. seksen yıldır yerel sıcak noktaların içine değilse de, çevresine askeri yerleşiklik de yaygınlığını korudu. bu durumun gelen yirmi beş yılda değişebilirliğini öngörmek de zordur. abd'nin küreseldeki yaygın konumu değişir mi; nasıl değiştirilebilir? abd'yi askeri olarak geriye çektirecek güç gelişir mi? değişik bir yaklaşımla: abd'nin geriye çekilmesi için abd içinden güç oluşur mu? zor sorudur, sorulardır bunlar. şunu söyleyebiliriz güvenle: bu sorular son yirmi beş yıldan, seksen yıldan daha çok sorulur olacaktır.
birinci dünya savaşı sonrasının yinelenmemesi için öngörülen çözümü biliyoruz: ulusların kaderlerini belirleme hakkı. bu tasarımın yürümediği ve ikinci dünya savaşı'nı önlemediği bilinendir. zamanın abd başkanı wilson ve 1917 ile ortaya çıkan sscb'nin önderi lenin değişik nedenlerle bu ilkeye sarılsalar da uluslaşamayan ülkelerin uluslaşmasını, devlet olmalarını getirmemiştir. abd ve sscb, avrupa'nın büyüklerini denetlemek gücünde olmadıklarından öteye, ulus olmanın dışarıdan destek ve korumayla olmayacağı, yaşanan gerçeklik olmuştur. egemen ulusların bağımsızlıklarını gerçeklemeyle egemen ulusa dışarıdan destekle devletleşmeyi getirmemiştir. daha da kötüsü: egemen ulusların egemenliklerini korumada baskıcı olmalarını getirmiştir.
1945 sonrasında parçalanmış ulusların almanya ve vietnam örneklerinde birleşmeleri soğuk savaş'ı uzatan olurken, çin'den ayrılan tayvan ve kore'nin iki parçalılığı süregitmektedir. gelen yirmi beş yılda tayvan çin olur mu ya da kuzey-güney kore birleşik olur mu sorusu sonlanır mı?
egemen ulusların parçalanmayacağı ve parçalı görünenlerin birleşik olacağı, küreselin üçüncü korkusunun sonlandıracaktır iyimserliğinde olmalıyız. ayrılıkların yeni ulus devletlere dönüşmeyeceğinden öteye, bağımsızlığını koruyamayacak ulus devletlerin birleşiklikleri yaşanır mı? gelen yirmi beş yılın büyük sorularındandır. kendi öznelimde: egemen ulusların parçalanmasının yaşanmayacağını ve kendi başına olamayanların da uzaktan değil, çevrelerinden güvence bulacağı bir evrenin, büyük savaş korkusunu zayıflatacağını öngördüğümü yinelemek isterim.
doğal olarak benim öznelimin varsayımlarıyla çelişik ve çatışmalı olanların varlıklarını sürdüreceklerini düşünebiliriz. o varlıkların erimesi ve gerilemesi gelen yirmi beş yılın en belirgin sonucu olacaktır.
gelen yirmi beş yıla devletler ve uluslar olarak bakmayanların ya da teknoloji egemenliği öngörenlerin beklentileri değişiktir. o beklentilerdekilerin “yapay zeka” egemenliğiyle insanlığın ulus ve devlet algılarının eskiyerek yokedilecek öngörülerinin, geleceğin bitmeyen tartışmalarını getireceğini söyleyebiliriz.
en güvenilir beklenti ise, tartışmasız, bugünün egemen uluslarının tepesindeki yöneticilerin 2050'de izlerinin çoktan silineceğidir.
2 ocak 2026, college station, texas.