türkiye'de düşkünlük yeni değildir. hep olagelmişti; olur da. düşkünler de, düşkünlükler de tepki görmüştür; hep de görecektir. burası ve bunlar bilinmez değil.
son yirmi yılın yeni düşkünlükleri önce giyimlerde kendini gösterdi. cumhuriyet çocukları bunu izleyecek düşkünlükleri anında öngördüler ve tepki gösterdiler. tepkilere karşı gelişen tepkiler ve tepkiciler giderek yeni düşkünlüklerin kaynağının bunlar olacağını öngöremediler. düşkünlük gündelikte zenginleştikçe doğal olarak dilini de geliştirdi.
düşkünlük dili, önceleri, yüksek sesli değildi. üst düzeyden düşkün savlar ve söylem siyasaldan öteye tarihsel eleştiri varsayıldı. "bize tarihi yanlış öğrettiler" anlatımı eski değildir ama, düşkünlüğe yükselişin temel dayanağı oldu. türkiye cumhuriyeti'nin kuruluşu ve kurucuları hep eleştirilmişti. yeni dile eleştiri değildi; saldırganlıktı.
saldırganlığın işlevi ve etkinliğinin ilk göstergesi ortalığın uzman diye bilmişlerin kaplaması oldu. bağırış ve çağırış ile alaycılık vurdukça dirençli olanların üzüncü ve gerilemesi sıradanlaştı. giderek utanç kalktı; perdeler kıyıya çekildi ve değinilerle vurmalar vurgunculuğu getirdi. vurgun salt kamu olanaklarından çalmalar, kazançlar olarak artmadı; düşkünlük kendi dilini oluşturma yolunda toplumun ezilmiş ve geri bıraktırılmış katmanlarının dilinin siyaseti yozlaştırmasını getirdi.
2007'de ilk patlama yaşandı. ne oluyoruz; bu bizim dilimiz değildir anlamında kadınların meydanlara yığılması ve haykırışları düşkünleri sarsmadı. oysa tarih yeniden derlenip yazıldığında 2007 günün yaşanılan diliyle gerçeklenmeyecek. 2007 düşkünlüğe hayır demenin ve durdurmanın ilk toplumsal tepkisiydi. düşkünlüğü kestiremeyenler "siviller darbesi" coşkunluğunda ya da "roma yürüyüşü" anımsatmasındaydı.
sonrası seçimler ve cumhurbaşkanlığı düşkünlüğüydü ama, öyle sayılmadı. anayasa mahkemesi'nin parti kapatması gücünü kullanamaması düşkünlerin özgürlüğü olarak yaşandı. ondan sonrası düşkünlüğün dil ve siyaset olgusundan çıkıp toplumsallığın güncelini oluşturmasıydı. üst düzeyden toplumun bir bölüğünü yoksayıcı atıp tutmalar utancı yerlerde süründürmeye yöneldi. toplum için için yanıyordu.
yeni aşama bu düşkünlerin ayrık otu benzeri bereketli tarlaları, ürünleri sarması olarak yaşandı. denetlenemez, önlenemez ayrık otları kökleştiler. mevsim mevsim kurudu sandıkça tohum atmalar ve esintilerle dağılmaları yeni topraklarda yeniden yeşermeleri önlenemez olmuştu. 2011 "arap baharı" türkiye'nin yaşamayacağı sanılırken "arap baharı" suriye'den türkiye'ye yığılmayı getirdi.
2012 sonunda düşkünlük türkiye'nin dış siyaset diline bulaştı. "eyy avrupa!" türkiye'yi yalıtıcı olmaya yöneltti. 2007'de düşkünlüğe karşı sesini yükseltenlerden ayrı, tarihçi düşkünlerin düşkünlüğün dilini, siyasetini kuranlardan kopmasının toplumsallığını getirdi: gezi!
düşkünlük 2013'te üst düzeyde sarsıntı getirdi ama, ayrışma siyaseti değiştirici olmadı. olan: düşkünlüğün üst düzeyden yineleme sesi oldu.
gün bugündür ile 2014, 2015 ve 2017 yaşandı. 2007'de cumhuriyetin yüce kurumu "cumhurbaşkanlığı"ndan sonra cumhuriyeti yaşatan kurum "tbmm" 2017'de anayasal değişime uğradı.
2007'den bu yana, o gün bugündür düşkünlüğün vardığı nokta açıktır: sürtük! sürtük kim, düşkünlük ne "at iti, it izine" karışmasıdır. utanç içinde olanlar varsalar, çoksalar da iktidarın uzağındadırlar. düşkünlük iktidarının egemenliği ne güne değin sürer?
3 haziran 2022, izmir.