eski yunan kentlerinde yaşayanlar, kendi dillerini konuşmayanları "barbar" bilirdi. müslüman toplumlarda, müslüman olmayana ya da islâm'a, allah'a karşıtlık gösterene "kafir" denir. günümüzde yaşam biçimi kendine uymayanlara, en hafifinden, "onlar" demek olağandır, sıradanlaşmıştır. bizim "onlarla" işimiz olmazcılık, ayrımcılıktan öteye uzlaşmazcılık olarak yaşanmaktadır.
barbarlar, kafirler ve onlar değişik nedenlerden, değişik yerlerde ortaya çıksa da ortaklık taşır: ayrımcılık, bölücülük ve kendinden olmayanı dışlamak. daha da kötüsü: yoketme/yoksayma hakkını kendinde görmeye varır.
biz demek çekicidir. biz adına konuşana, her kültürde, her toplumda saygınlık vardır. ben, ben, ben diyeni seven olmaz. yaşamda, ben de, biz de; sizler de, onlar da dışlanmamalıdır. insan huzuru için ve toplumsallığın gerilimini azaltıcı birliktelikte uyum zorunludur. türkiye'de uzun süredir, özellikle, 2007'den bu yana, 2013'le şiddeti artarak yaşanan: "onları" yoketmeyle yoksayma uğraşıdır.
kimileri, türkiye'de yaşanan gerilimden, artarak süregiden karşıtlıklardan "içsavaş" görüntüsü ve beklentisindedir. türkiye'de gerilimin sürekliliğinden "içsavaş" dışında çıkış düşünelemezciler, karanlıklarında, görünürde, haklı sayılmaktadır.
türkiye'de gerilimin yatışması nasıl oluru öngörmek zordur ama, yatışmasının zorunluluğu açıktır. türkiye, bu gerilimi, çatışmasız atlama gücündedir; atlamalıdır.
bir siyasi: "benim bakanım" ya da "benim vatandaşım" gibi sıradanlıkları dilinde güncelleştirmişse ve "bizim bakanımız" demeye ağzı yatkın değilse; kabul etmese de, kendini en üste ve geriye kalanları altına alıyordur. demokrasinin değiştirdiği ya da demokrasi dediğimizde kabullenilmeyecek olan da şudur: bakanımız diyeceksin; bakanım dememelisin. gün gelir bakanım değil de, bakanımız diye söylersin/söyletirler. önemli olan söyletilme durumuna düşmemektir.
gündelik dil, salt, yönetimde etkinler için değil ama, ençok onlar için uzlaşıcı ve yatıştırıcı olmalıdır. gün akşam, durmaksızın: ben, ben, ben birgün geriye teper. kimsenin kuşkusu yoktur.
türkiye'nin seçim yolunda ilerlediği açıktır. toplumun parçalanmış güçlerinin birliktelik arayışlarının getirisi ne olur? ençok "seçimi kazanacak" bir çoğunluk getirir. oysa, istenen ve olması gereken: seçimi kazanmaktan öteye, "onlarla" uzlaşımın kazanılacağı dil gelişimidir.
türkiye'de, bir yanda, "beni seçmezseniz" onlar gelir korkutmacası sürerken; "demokrasi"de ben seçilmiyorsam o seçime demokrasi denmez yadsımacılığı gelişmektedir. seçimin olması, neredeyse, karşılıklı, önemini yitirmekte ve "onlar" olmasın da noktasında birliktelikler zorlanmaktadır.
türkiye'deki gerilim ve karşıtlaşma, sınırlar ötesindeki askeri güç gösterisini etkilemiyor görünmektedir.
uzun süre, "türkiye sınırları ötesine taşamaz" yanlış öngörüsünde olanlar; türkiye sınırları ötesinde türkiye'nin çıkarlarını belirleyici oldukça da değişmez görünüyorlar. ilk tepkileri, her zaman olduğu gibi: ne verildi de alındı görünüyor yalanına sarılmakta; yine, türkiye çıkarlarını ya da türkiye'nin gücünü yoksayıcı davranışı gösteriyorlar.
türkiye'nin bağdat ve şam'a bağımsızlıklarını koruyucu yönde sınırları ötesine ya da somut olarak suriye ve ırak içlerine taşması birgün duracaktır. o güne daha yakın sayılmayız. türkiye'nin şam'da ve bağdat'ta, türkiye ile uzlaşıcı ve birlikte davranacak siyasi güçlerle buluşuncaya ve o buluşmanın güvenceleri oluşuncaya, suriye ve ırak'ta olacağını, abd de, ab de, rusya da biliyor. türkiye'de bilmeyenlerin olması, "onlar" konusundaki uzlaşmazlığın uzlaşmaz bir içsavaşa neden olmaması gerekir.
türkiye'nin, içinden dışından uzlaşmazlığın sürmesinin olması anlaşılır ama, kabullenilir olmamalıdır.
6 nisan 2018, college station, texas.