suriye'de savaşan türkiye cumhuriyeti ordusudur ve savaş "o"nun savaşı değildir. barıştan yana olduğunu sananlar/söyleyenler, 2011'den bu yana, yanlış yerdeler. barışçı diye ortalıktakiler, onunla savaşıyoruz diye, esad'la ve bağdat'ın ırak'ı tümüyle temsil etmeyenleriyle yan tutuyorlar. türkiye'nin bu içten zayıf görünümü, abd/ab'nin ya da rusya'nın tasarladığı değildir; türkiye'nin gerçekliğidir. türkiye'nin zayıflığından yararlananlar olur mu? bu soruyu sormak üzücü bir durumdur. doğal ki, yanıt "hayır" olmalıdır.
türkiye'nin sınırları ötesinde olmasını savaşçılık olarak nitelemek derinliksiz, kolaycı barışçılıktır. ırak ve suriye'den: abd/ab de, rusya da başarılı ve kazanmış çıkmayacaktır. türkiye, reyhanlı'daki patlamadan bu yana, sınırları ötesine, abd/ab ya da rusya yararına gitmeye zorlanmıştır. türkiye, onun dediğine ya da derinliksiz akıl davutoğlu öngörülerine göre zamansız, yersiz taşkınlıktan uzak durmuştur.
türkiye, ırak ve suriye'de neden vardır? davutoğlu istedi diye ya da onun türkiye içindeki siyaseti tıkandığından değil. türkiye, lozan'da yitirdi diye söylenegelenleri alabilmek için savaşın içinde değildir. türkiye'nin iç barışı, dışarıdaki savaştan etkilendiğinden sınırötelerindeyiz. türkiye'nin lozan dayanakları ve güvenceleri tartışmaya zorlanmak istendiğinden ve lozan'dak uzlaşıdan geri dönülmemesi gerektiğindendir sınırötelerindeki varlığımız. olanları, onun bunun söylediklerine göre değil; türkiye'nin kurtuluşçularının, kurucularının ve sürdürücülerinin öngörülerinin, uluslararası dengelerde sarsıldığının gereği olarak oralardayız. türkiye, varolan sınırlarındaki güvencelerini daha güçlü ve tartışmasızlığa kavuşturmak zorunluluğundandır başika'da ve el bab yakınlarında oluşumuz.
sonuçta, bağdat'ta, şam'da ve tahran'da kimin yönetimde olacağı değil; türkiye'nin varlığınla uyumlu olmakta güçlü olanların iktidarı olması gerektiğini anlamak, bilmek ve savunmak durumundayız. bağdat'ta ve şam'da abd/ab ya da rusya olacaktır varsayımlarıyla savaş karşıtlığı da, savaştan beklentiler de yanıltıcıdır ve karşılığı olmaz. tehlikeli ve getirisi olmayacak siyasi yaklaşımlar açıktır: abd/ab ile rusya'ya karşı savaşçılık ya da rusya ile birlikte barışçılık oynama girişimlerinin getirisi olmaz.
türkiye'de, içte ve dışta savaş durumundan, yarına doğru siyaset beklentisi, akp iktidarı için olumlu yürümüyor. 15 temmuz utancını zafer diye niteleyerek üste çıkma gösterileri geriye teper. 15 temmuz utancına türkiye'nin çoğunluğu sessizliğiyle karşı durmuştur. 15 temmuz'dan bu yana yinelenen, 15 temmuz utancına, kahraman direnişler gösterileri yanıltıcıdır.
15 temmuz utancını yaşatanların toplumda yaygınlıkları ve örgütlülükleri olmadığı birinci gerçekliktir. bunu güçlendiren ikincil gerçeklik de kalkışma ve darbeyle iktidar değişimine tutkulu olanların da güç olmadıklarıdır. bu iki gerçeklik bir anda kesiştiğinden 15 temmuz utancı adım atamamıştır. 15 temmuz zafer diye anılacak, sürdürülecek bir bayram değildir. 15 temmuz utanılacak bir zayıflık ve devletin zayıflığı görünümüdür. 15 temmuz'un unutulması, unutturulması utançtan zafer oluşturmaktan önemlidir; gereklidir.
geleneksel demokrasi işleyişinden despot ve gelenek dışı siyasilerin yükselişi küreselin yaygın görünümüdür. macaristan'da, polonya'da; filipinler'de yaşanan siyasi oluşumlar oralarla kısıtlı olsa demokrasi geleneklerinin o ülkelerdeki zayıflığıyla diye niteleyebilirdik. ingiltere'deki gelişimler, fransa'daki 2017 seçimlerinde oluşabilecek olası iktidarlara, abd'nin de eklenmeyeceğini öngörsek de, abd'de trump'un ortaya çıkışı ve cumhuriyetçi parti'yi dağıtmasının etkileri yarın olası clinton ve demokratlar iktidarında da sürecektir. bernie sanders ve donald trump oluşumları karşıt yanlardan benzeri öfkelerin toplulaşmalarıdır. 8 kasım seçimleri ötesinde o toplumsallıkları yönlendirecek yeni siyasiler çıkacaktır. clinton, sanders'ın kitleselliğini yoketmemiştir; abd seçmenleri de trump'ın kitleselliğini yoketmeyecektir.
7 ekim 2016, college station, texas.