8 Temmuz 2016 Cuma

adalet ve kalkınma / cumaları -- 587.

türkiye, yeniden, dışarıda yalıtılmışlığını esnetiyor mu?  böyle söyleyen yetkili sözcüler artıyor. türkiye'nin yalıtılmışlığı her zaman sorundur. temel sorun yalıtımışlığı aşmaktan öteye, nasıl oldu da yalıtıldıktır. küreselin türkiye'ye ilgisi neden değişti sorusu açıktan anlaşılmış değildir. türkiye teslim olmadı da demek yatıştırıcıdır ama, inandırıcı mıdır? yalıtılmışlık değişirse ve gelişirse anlamlandırabiliriz. bu andan söylenecekler karşılıklı önyargılardır.

türkiye'nin arap baharı'yla gündemi libya ve mısır'dan öteye suriye ve ırak'tır. 1990 ağustos'undan bu yana değişmeyen gündem ırak'ta, değişim yaşanmadan, üstüne libya, mısır ve katmerlisi suriye eklendi. ne demek suriye bölünme yolunda? ardından da, suriye bölünmemelidir açıklaması kime yöneliktir?

geriye gidip cenevre bir ve iki'yi yeniden düşünmemiz gerekir. neden ve nasıl? cenevre uzlaşımları ve viyana kararları yürürlükte midir? abd ve rusya yanında ve yönünde yeniden cenevre arayışı yoktur. cenevre toplantıları işlevsiz kaldığından mıdır; yoksa, cenevre ağırdan abd ve rusya ötesine benimsetilme sürecinde miyiz? türkiye'nin yalıtılmışlığıyla yalıtımın azalması, cenevre'lerin uyglaması gereği midir; yoksa, cenevre'lere türkiye'nin katılmadığından mıdır? daha da yalına indirgeyebiliriz durumu: türkiye halep ve musul yönünde küreselin öncü gücü mü olacaktır; yoksa, ardından giden mi olacaktır? küreselin türkiye'yle yakınlaşması görüntüsüne, bellenmiş doğrulardan öteye bakmak gerekir. görebildiğimiz ise: o, onunla yanlış yaptı ve şimdi de onsuz yanlışından dönüyor. bunca kolay değildir türkiye'nin seçmelerini algılamak ve değerlendirmek.

sonuçta, önyargılar ne olursa olsun; türkiye, halep'te ve musul'da nasıl olacağına göre, soruların yanıtını değerlendirmeye girişebiliriz.

adalet ve kalkınma diye başlayandan varılan: adaletsizlik ve kalkınmada tıkanıklık mıdır? yaygın kanı ya da akp karşıtlarınca değişmeyen kanı adalet hiç yoktu ve olamazdı da; kalkınma da görüntüden, gösterişten öteye değildir. türkiye'deki dinmeyen gerilim burada düğümlüdür: adalet de, kalkınma da bir siyasilik değil genel ve ortak birlikteliktir. adalet yoksa, kalkınma tıkanırsa siyasilik de yürümeyecektir.

türkiye'de dört parçalı siyasetin küçüklerinde yukarıdan değil ama, aşağılarından dalgalanmalar var. bu yetersiz ve sonu nereye varır bilinmezdir. mhp'deki dalgalanmalarla hdp'deki yeraltından dalgalanır gibi oluşların bir sonrasında chp ve akp'yi de sarıp sarmalayacağı öngörüsü ne yenidir; ne de değişecektir. parçalanma olmadan yenilenme olmayacağı açıktır. parçalanma olmayışı olmazlığının kanıtı olarak dirençle sürüyor. bir yandan böyle gitmez kesinliği keskinlik kazanıyor ve anında da, değiştiremezsin, böyle gidecek umutsuzluğu egemenliğini koruyor.

adaletin kalkmasının sonucu mu olacaktır kalkınmasızlık; yoksa, kalkınma tıkandığından mı adaletsizlikle zaman kazanma uğraşları? ikisidir de demek için önyargılarımız keskindir. gerçeklikse, gerginliğin bitmeksizin sürmesidir.

nato, avrupa'nın göreceli barışından öteye araç olarak algılanmakta 1989'la odak olmuştu. varşova paktı karşıtlığına varmış nato, 1989 sonrasında varşova'sız da sürdü. yugoslavya'nın parçalanmasında çokça seyirci kalan nato, afganistan'da yeterince etkili kullanılamadı. kırım, ukrayna'da uzak duran nato yeniden öne çıkabilir mi? baltık kıyılarını korumak, nato'nun güç gösterisi olmaktan çok güçsüzlükten sıyrılma arayışıdır. nato, suriye ve ırak'ta kullanılabilir mi? sonrasında, rusya, ukrayna ve kırım'da geriletilebilir mi? yoksa, cenevre'lerin evriminde bunlar önceden tasarlandı ve öngörüldü mü? abd'nin de, rusya'nın da beklentileri değişmeden durmaktadır. abd'de olası clinton ya da uzak olasılık trump yürütme gücü, cenevre uzlaşımlarını sürdürücüsü mü, durdurucusu mu olur?

bugün soruları yerinde ve açık sorma noktasındayız. türkiye için yanıtlardan çok, soruların doğru konulması belirleyici olacaktır. abd rusya gelgitleriyle ya da birini ötekine yanlışlıklarıyla ne adalet yürür ne de kalkınma sürer.

8 temmuz 2016, side, antalya.