1 Ocak 2016 Cuma

köhnemiş alışkanlıklar / cumaları -- 560.

gündelik insan davranışlarını uzmanlarına bırakalım. siyasi seçmelerde en yaygın davranışları biliyoruz; yürürlükten kalkmak bilmiyor. sözde karşı olmayan yok; uygulamada ise, neredeyse, en belirleyici onlardır.

yinelersek: 1. karşıtımın karşıtı dostumdur; 2. iti ite kırdırmak; 3. tavşana kaç, tazıya tut; 4. bana dokunmayan yılan bin yaşasın. nedendir? sözde, bunlara, her dönem karşı duranlar, nasıl oluyor da, uygulamada kullanmaktan uzak duramıyorlar?

köhnemiş alışkanlıklar sürüp gidiyor. sanılıyor ki, iktidar olmak için, iktidarını sürdürmek için "geçici" olarak yararlanılabilir. gerekçesi de, açıktan söylenmese de, köprüyü geçinceye, denize düşen ya da şimdi sırası değil. sonuçta, köprü bitmek bilmiyor ya da köprüler zincirinde birinden ötekine süregidiyor. çıkmaz yol tükendikçe, bataklıkta debelendikçe, geriye dönüşü olmayan yolda soluklanmadan benden/bizden sonra tufan!

2002'den öncesi değişik değildi. 2002'den sonrasını almak doğalıdır. türkiye nasıl ki: 1923 öncesine, 1946 öncesine, 1960'lara, 1970'lere dönmeyecekse; 1990'lar da yaşanmış gerçekliktir ve geridedir. türkiye, ne 1990'ları yeniden yaşar; ne de, 2002'nin yıktıklarını yeniden yapmak kolaydır. geriye dönüşü olmayan yolda ilerlediğini sanan akp de, akp gidecek ve sonrasında akp bir daha olmayacak beklentisindeki akp karşıtları yanılsamadadır. akp gidecektir ama, yerine akp'den zorlusu da çıkabilir. gündeliğe bakıp da karamsar olmamak zordur anlaşılır. bunlar gitmez bir yandan; bunların neyle, nasıl değiştirileceğinin açıktan bilinmemesi öte yandan, kargaşa egemenliğini sürdürüyor. bir de: olmayacak devrimlerden, düşlerden, temelsiz gerçeküstülüklerden beklentili "ilkeli" davrandığını sanan "safkanlar" oluyor.

ortada, "anayasa" yapımı diye bir söylenti var; "paralelciler" diye devlet içinde devlet olmuşların arındırılması var. daha da zorlusu, çevremiz yangın yeri; kan gövdeler götürüyor. anayasa gerçeğine bakalım biran olsun. 1982 türkiye gerçekliğinde yüzde doksaniki çoğunlukla oylanmış bir uzlaşım ve otuzüç yılı aşmış uygulama yürürlükte. 7 haziran'da yaşananı biliyoruz: yüzde doksaniki dört geriledi ve yüzde seksensekiz oldu kabaca. otuzbeş yılda yüzde dört beş artışla "gün bugündür" denmedi mi? oysa yaklaşım ne olmalıydı? yüzde oniki ilkelerde birleşmiş ve gelişen güç müdür diye gününde sorulabildi mi?  beri yanda, yüzde seksensekizin üç parça olduğu 7 haziran öncesinde de biliniyordu; bilmek istemeyenlerce anında anlaşıldı.

çok bilinen türkiye gerçekliğini yoksayarak yola çıkıldı: türkiye'de "milliyetçi cephe" denilen ve yüzde doksanikinin temel gücü yüzde altmışın altına düşmemişti. ayrıca, yüzde otuzsekiz tek parça mıydı? olmalıydı diyeceğimize: olamazdı, olmaz diye yaklaşmak gerekir. sorunu, akp'nin çekirdek gücü ve önderliği olarak görenler, o güçle uzlaşmayı aramadı ve bulamadı. bırakın nasıl olur hırsızlarla, katillerle uzlaşılır mı; birlikte olunur mu ilkeselliğini. olmazsa, olmuyorsa sonradan ağlamak da olmuyor. anayasa yeniden yazılır mı; anayasa ne olmalıdır tartışmasından önce somutu bilmek gereklidir. türkiye cumhuriyeti'nin niteliksel dönüşümü, demokrasi koşullarında, tbmm işlerliğinde olanaksızdır. demokrasi dışı, tbmm dışı çözümlere özenenler hendeklerini kazabilir; direnişlerini, ölmelerini, öldürmelerini sürdürebilir. daha da acısı: ölenler dövüşerek öldüler diye ölmeyi de yüceltebilirler.

türkiye'de, öncesini unutalım; 7 haziran ve 1 kasım'a göre anayasa yazımı olmayacağı açıktır. yüzde altmış da, yüzde doksan da türkiye cumhuriyeti'nin niteliklerini değiştirtmez. değişir; değiştiririz diyen ölümlerini sürdürecektir. anayasa konusunda temel sorun şudur: yüzde doksan, üç parçalı karşıtlığından uzlaşabilir mi? zordur; olanaksızdır. yüzde yirmibeşi de dışarıda tutarsak yüzde altmışın üç beş üstü uzlaşabilir mi? o konuda da iyimser olmak zordur; olmayan uzlaşımı olmuş ya da olabilirmiş görüp, ortalığı yaygaraya vermek de boşunadır. 7 haziran'dan 1 kasım'a "yürütme" gücü oluşturamamış yüzde doksan ya da yüzde altmışı yoksaymak olmaz. "yürütme" gücü oluşturamamışlardan, türkiye cumhuriyeti'nin "kuruluş" yasası anayasa yazımını/yapımını gerçekleyecekler diye korku ne oluyor?

anayasa değişmelidir ya da başkanlık erdemleri diye konuşanlar, 2002'den bu yana yanılsamadadırlar. türkiye'de bir sonraki seçime değin anayasa yazımı/yapımı boşuna tartışmadır. nereye varıyoruz? dört parçalı siyasetin varlığını koruduğu sürece ya da değişik söylersek akp, chp, mhp kendi içlerinde biri değil üçü de yeni bileşimlerde toplaşmak üzere parçalanmadıkça, türkiye'de kargaşa süreklidir. ya çevremiz, ya küresel? küreselde de uzlaşım ya da birliktelik beklemek yanlıştır.

bu durumda büyük sorular şunlardır: türkiye'de kargaşanın yatışması, anayasa yazılırsa olmayacağını öngörürsek: anayasa yazılamıyor durumuna gelindiğini nasıl bileceğiz? tamamlayıcı soru da şudur: anayasa yazılamadığına tepki gösterecekler mi oluşacaktır; toplulaşacaktır? türkiye'de anayasa yapımı kim için sorundur? 1982'de, gününde, yüzde sekizde kalmış ve 7 haziran'da yüzde onikiyi bulan ve 1 kasım'da yüzde ona gerileyenlerin anayasa istemini abd/ab mi karşılayacaktır? olur mu, nasıl düşünülebilir öylesi? ola ki, değişti denecek anayasa, 1961, 1971 ve 1982 anayasası izinde ve özünde olacaktır. 2010'da anayasa değişiyor diye sevinenlerle korkanların karşıtlığından ne çıktı? akp'nin sürekliliğine araç oldu anayasa değişimi; ayrıca, demokrasi budandı.

küreseldeki karmaşa düzelir mi? işid'e karşı ortaklık oluşabilir mi? halep'i vermeden musul'u alamayanlar ya da halep'i alıp da, musul'da duralayanlar ortadoğu'da küresel karmaşayı sonlandırabilir mi? hayır. birleşmiş milletler'de gerçeklenmeyecek her uzlaşımı saptıracak yeterince oyun ve oyuncu vardır günümüz ırak ve suriye içlerinde, çevresinde, küreselde.

2016'da da sorularımız yanıtsız kalacak, sorunlar çözümsüzlüğünü sürdürecektir. türkiye'de, çevremizde ve küreselde çözümsüzlüklerden kaçmak olmaz; çözüm diye yeni sorunların başlamasına aracı olmamak gerekir. birgün mutlaka ama, o noktanın çok uzağındayız diye olmayacak öfkelere, tepkilere uzak durmalıyız. türkiye budur; ortadoğu budur ve küresel de odur. en büyük yanlış şudur: adam anayasa'yı kendine göre uyguladı gidiyor; öyleyse, olanın yazımını yapalım. benzeri biçimde, adamlar, çoktan devletçiklerini oluşturmuş, olanı, benimseyelim gitsin. olmaz, olmaz, olmaz. yasalar da, anayasa da yerindedir ve oldubittilerle, zorlama değişimlere dayanak olanlar da yasal ve anayasal çizgiye geleceklerdir.

1 ocak 2016, college station, texas.