türkiye cumhuriyeti'nin yaşatıcı hedefi: içeride de, dışarıda da barış. cumhuriyet tarihinde yer yer değişik zamanlarda isyanlar, kargaşalar içsavaşa varmadan bitirilmiştir. türkiye cumhuriyeti küreselin savaştan uzak duramadığı ortadoğu diye anılan yöresinde, savaştan uzak kalabilmenin gücünü bulmuştur, sürdürmüştür. ikinci dünya savaşı da, soğuk savaş da, 1989 sonrası da, yurtta barışı sürdürme adına, savaşın dışında kalma kararlılığını değiştirmemiştir.
türkiye'nin dışarısındaki savaşa katılmama başarısından, dışarıdaki savaşın türkiye'nin içlerini zorlaması korkusunun, türkiye üzerinde değişmez gerçeklik olarak yaşandığı 1989'dan bu yana açıktadır. 1990-1991 günlerinde, 2003'te, 2011 sonrasında, önce ırak ve ardından suriye savaşlarına uzak kalmaktan uzak durmakta zorlandı türkiye.
tbmm'ye getirilmeyen, güvensiz ve tbmm desteğinden yoksun davutoğlu hükümeti'nin incirlik üssü kullanımından öteye abd'yle, daha da ötesi, ab'yle nerede, nelerde uzlaştığının bilinmezliği gizemini sürdürüyor. türkiye'nin musul ve halep'ten öteye varolması düşünülemez. türkiye'nin halep'te ve musul'da abd/ab'nin karşısında olacağı koşullarda olması da düşünülemez. bu durumun kaçınılmaz sonucu açıktır: türkiye, musul'da, halep'te abd/ab olduğu sürece olabilir. 1990'ı ve 2003'ü geçti gitti sayarsak, 2011'den bu yana, türkiye'nin içindeki gerilimi erdoğan-davutoğlu etmeninden öteye düşünmek gerekir.
abd/ab, 2011'den bu yana, türkiye'nin, barışını, güvenliğini doğrudan etkileyecek suriye ve ırak içsavaşlarında, doğrudan ve etkin savaş gücünde yeralmasını istedi. türkiye'nin gücüne, dolaylı abd/ab desteğine, türkiye, abd/ab'nin doğrudan katılımı olmazsa olmaz direncini gösterdi. içeriden dışarıdan onca kışkırtma ve oyuna türkiye direndi. büyük sorunun yanıtını bilmiyoruz: ne oldu da, neden abd/ab, türkiye'nin direncini aşamadılar da, sonunda olura gelindi ya da gelindi mi? çok açıktır ki, erdoğan'la obama ikilisi anlaşması olmadı; ikisi de güç oluşumunda savaş kararında ilk nokta değildir. 1990'la birlikte ırak ve suriye paramparça olurken, türkiye'nin ve iran'ın da izleyeceğini öngörenler neden boşluktadır?
önce orta yerde yaşanan ve dillendirilen bir yanlışa olmazlanalım: türkiye'nin halep ve musul yönünde abd/ab yanında olması erdoğan'ın yeniden seçim tasarımlarının gereği değildir. ayrıca, savaşı kolaylaştıranların, tarihsel olarak iktidarlarını güçlendirdikleri de yirminci yüzyıl'la geride kalmış gerçekliktir. işgali geriletme ve kurtuluşçuluk özelini ayrı tutarsak, ülkelerini savaştan uzak tutamayan yönetimler, özellikle demokrasilerde, sonlanmıştır. savaşla kazanımlarla geçici olarak iktidarı uzatma hızla geriye teper. türkiye özelinde geçerli olacak da o olur.
türkiye'de güven oyu almdan yürütme gücü, tbmm işlerliğinde tarihsel olarak ikinci kez yaşanıyor. birincisi, 1974 sonuyla 1975 başında yaşanmış sadi ırmak başbakanlığı süresidir. sadi ırmak öncesi ecevit ve sonrası demirel ve ecevit, demirel dönemleridir. sadi ıramk öncesi dingin iç barış dönemiyle sadi ırmak sonrası dinmeyen içsavaş zorlaması akıllardan çoktandır unutulmuştur. davutoğlu'nun şu andaki başbakanlığı tbmm'ye dayanmamaktadır. türkiye'nin tbmm'ye dayalı yürütme gücünü ötelemesi sonrasının dünü aratır olacağını öngörmek sıradanlaşmaktadır.
7 haziran'dan bu yana erdoğan'ın yeniden güçlendiği de, yeniden güçleneceği öngörüsü de tbmm dışı yönetime dayanmayı getiriyor. 7 haziran'ın siyasi olarak yenilmişleri yürütme gücüne erişmekte sonuç alamazlarsa üçü de siyasi olarak sonlanırlar. erdoğan da, davutoğlu da, kılıçdaroğlu da yürütme oluşmasından, tbmm'nin işlerliğinden siyasiliklerini sürdürebilir. gelen günlerde davutoğlu da, kılıçdaroğlu da, erdoğan özürüne yaslanmadan ya da kalkan olarak kullanılmasına olanak vermeden yürütme gücünü oluşturmak zorundadır. yürütme gücünün olabilirliği ortadan kalkmış değildir. yaşanan uzamanın nasıl yürütme olmasından çok, yürütme olmadığında, yaşanacak olası seçime göre siyasi konumlanmadan olduğu açıktır.
türkiye'nin dışındaki savaşın içinde de savaş durumunu arttırıcı gücü yeniden seçimle durdurulamaz. yürütme gücünün oluşmasıyla işlerliğe dönecek tbmm, dışraıdaki savaşın içte yaşanmamasının tek dayanağı olmalıdır. neden tbmm belirleyicilikten uzaktır? seçimde davutoğlu ile erdoğan'ın yitirmelerine karşın direnme güçlerine akp'den yeter ya da dur diyecek siyasilik çıkmadığı sürece erdoğan'la davutoğlu güç görüneceklerdir. akp chp'yi yanına çekmektense, hdp'nin yanınada gösterme uğraşından beklentidedir. chp, mhp'ye yakınlığı düzeyinde hdp'ye yakındır. akp-hdp yakınlığında çözülme olması değişir mi? akp mhp'ye yakınlaşarak büyüyemeyeceğini düşünmekten kolayca uzaklaşmış konumdadır. chp yakın olduğu mhp ile hdp'yi birleştirme gücünden yoksundur. erdoğan'la davutoğlu'nun önde görünmeleri bu karşıtlıkların değişmezliği varsayımında düğümlenmiştir.
akp de, chp de, mhp de, hdp de yürütmenin oluşmasıyla da, oluşmasının gecikmesiyle de parçalanacaklardır. parçalanmışlığı geçici birlikteliklerle sürdürme zorlamasını sonuna değin sürdüremezler. bir an gelir, bir noktada parçalanmalar saklanamaz olur. o duruma uzak görünsek de, o zaman gelmeden, türkiye'nin dışındaki savaşın içeriye yansıması korkusu egemenlğini sürdürecektir.
şu anda söylenecek açıktır: davutoğlu, kılıçdaroğlu, bahçeli ve demirtaş yürütme oluşmasıyla mı gideceklerdir; yoksa, yürütme oluşamadığından mı sonlanacaklardır? türkiye'de dört parçalı siyaset parçalanmadan: içte gerilimle, dışarıdan içeriye savaş korkusu değişmeyecektir.
seçimle birlikte önce meydanlarda şenlik çağrıları yaşandı ve ertelendi. sonra tehditler geldi. tbmm'ye dayandırılmayan ve "süreç" diye bilinenin bittiğine ilişkin ileri geri açıklamalar oldu. sonunda, "özsavunma" çağrısı ve baskısına geçildi. bir yandan saldırılarla gelinen noktada "barış toplantıları"yla meydanlara yığılma öncesindeyiz. ne olur sorusu boşluktadır günümüzde.
soru eskidir ve tarihte yaşanmışlıkları çoktur: tanzimat'tan öncesi "vak'a-î hayriye"dir. 1908 sonrası 31 mart diye yaşanmıştır. cumhuriyet'in isyanları "sükûn"u otuz yılı aşkın sürmüştür. türkiye, demokrasi içinde mi sürekliliğini sürdürecektir; yoksa, zoryönetimlerle mi sürecektir türkiye? türkiye'de nitelik değişmesi özlemcileri için bunlar soru değildir. değişim diye bekleyenlerin dayattıkları savaştan barışa varılmaz; olan demokrasiye olur.
türkiye, her katmanında, ayrışma evresine sürüklenmektedir. ayrışma düne değin yaşanmış birliktelikleri dağıtır. sonrası konusunda, neredeyse, her ayrışan, seçiminin en doğrusu olduğundan kuşkusuz görünmektedir.
7 ağustos 2015, college station, texas.