ortadoğu dün neredeyse, bugün de oradadır. kargaşa sürmektedir ve yarın için de kargaşanın süreceğinin izlerinde silinme yoktur.
asya pasifik toplanmaları, g8, g20 toplantılarına benzer güçler dengesine erişmektedir. orta amerika ve amerikalar toplanmalarının bir süredir önündedir asya-pasifik toplanmaları. arap birliği toplanmaları daha eski olmasına karşın benzeri etkinliğe erişememiştir. akdeniz birliği yok gibidir; karadeniz birliği sessiz kalmıştır. arap birliği toplantısında çin, rusya az konu edilir, abd sıkça tartışma konusudur ama, asya pasifik toplanmalarında ortadoğu'suz toplanma/görüşme yok gibidir. küresellğin gerçekliği budur. birleşmiş milletler'in işlevi: coğrafi yakınlıkların temelindeki toplanmalara kaymıştır; taşmıştır. iyi izlendiğinde, bu toplanmalarda da toplu tartışmalarda da uzlaşım yok gibidir. daha çok ikili, çoklu alt kümelenme görüntüleri belirleyici olmaktadır. 2014'ün g20'si değişik olmayacaktır. g20 toplantısı'nın bir yıl öncesinden "ana konusu" yolsuzlukla mücadeledir. türkiye'nin "temiz" yüzü diye davutoğlu baş temsilcidir. bu arada, 2015'in g20 toplantısı türkiye'de yapılacaktır. erdoğan'ın türkiye'deki g20 toplanmasında 2014'teki geride durması sürecektir diyemeyiz. kaldı ki, 2015 seçimlerinin türkiye'de getireceği değişimlerin erdoğan'ı daha da güçlendireceği bir beklentidir; karşıtının olabilirliği de düşünelesidir.
ortadoğu'ya, suriye'ye, ırak'a, ışid'e, el nusra'ya, pkk'ye dönersek gördüğümüz "değişmeyen hareketlilikler" oluyor. asya-pasifik toplantısı'ndan abd başkanı çin'le sanayi gazlarının azaltılması yönünde uzlaşımda olduklarını duyururken; ondan da önemlisi, suriye'de esad'ın gitmesi önceliğini öne almış görünümüdür. bu değişimin de geçici olduğunu düşünmeliyiz. obama ile erdoğan suriye konusunda birbirlerine güvensizlikle geldikleri yenik noktada, toplanma ve uzlaşım arayışındalar diyemeyiz. abd'nin türkiye'den uzaklaşmak istemediği gerçekliğini sürdürmesiyle türkiye'nin erdoğan'la tanımlanmasının eksik kalacağını bilmelerinin gereğidir diye almalıyız.
abd'nin, kaba deyimle, "tek ata" oynamadığı gerçekliğine çokları "reel siyaset" derler. abd'nin türkiye'yi belirlemesi düşünülemez; olanı, abd'nin, türkiye gerçekliğindeki değişimlere uyarlanması gereği olarak algılamak gerekir. türkiye'deki değişimler abd'nin tanımladığı, yönlendirdiği, belirlediği ve de egemen olduğu değildir. abd, türkiye'de mısır'daki, suudi arabistan'daki etkinliğnde değildir. türkiye, mısır'dan, suudi arabistan'dan daha bağımsızdır abd'den. açıktır ki, iran'ın abd'den bağımsızlığından da geridedir. abd, türkiye'deki konumunu daha ileriye götüremez ama, geriye düşmesinin "reellikleri" hergün yaşanıyor. belli ki, abd, kürtlerin uluslaşmasına bağlamıştır ortadoğu'da uzun dönemlik varoluşunu. burası açıktır ama, türkiye'yle olması tartışılır olduğunda ya da iran'la olması dayattığında da geçerli olacak mıdır abd'nin bu seçimi?
sonuçta, abd'yi hep kazanan, tek kazanan egemen diye bellemek yanlıştır. abd'yle olanları abd'nin nice yarı yolda bırakıp kaçtığının örnekleri çoktur. gelen iki yılın en kötümser beklentisi abd içselinde zayıflamasıyla, erdoğan'ın türkiye içselinde geride kalmayı dengeleyememesi olarak görmeliyiz. obama için de, erdoğan için de zayıflığın olmayacak atılımlara dayanak olacağını söyleyebiliriz ama, iktidarda kalmaları için edilginliği seçmeleri de tümden uzakta sayılmamalıdır.
14 kasım 2014, college station, texas.