toplumların dağıldıkları anları türkiye'nin yakın tarihinden biliyoruz. demokraside, dağınıklık görüntüsüyle gerçekliğini ayırdetmek zor oluyor. 1945'ten bu yana evrilen türkiye'de, sonunda, savaşı da mı yaşayacağız?
karamsar anlarda, dağınıklık günlerinde açıklayıcı olmak kolay değildir. zaman alır kimin ne dediği, nereye sürüklendiğimiz. nâzım hikmet'in, 1959'un karamsarlığından haykırdığı sözler, gününden öncesini de, sonralarını da açıklayıcıdır:
BU VATANA NASIL KIYDILAR
İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler.
götürüp kâfire : «Buyur...» dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Nâzım Hikmet, 1959
erdoğan'ın doludizgin, sözünde, saldırıdan kaçınmadığını, sözlerinden biliyoruz; eylemleri çokluk tamamlayıcı olmasa da. türkiye cumhuriyeti vatanını kıymaya kararlı saldırganlar: içeriden dışarıdan zorlamada da olsa; günümüzde, sınırları zorlamanın getirisinin değerlendirmesi yeterince açık seçik yapılmıştır diyemeyiz. savaşa hayır diyenleri ışid'le, şiddetle eşitlemek zordur; olmaz. evet diyenler savaş olsun diyemezler ama, savaşa yandaş olunduğu da ortadadır.
tbmm'de oylanan gerekçeli yetkiyle, abd/ab'yle sınırlarımızın ötesinde kime karşı olunacağı açık değildir. abd/ab'nin yönlendiricisi olunamadığından öteye; abd/ab'yle yönlenebilecek savaşçı konuşlanmanın içeriyi etkilemeyeceğini ummak aymazlık olur. abd/ab'nin savaşamadığı, uzaktan komutlu bombalamalardan öteye savaşa girmeyeceği yerlerde, askeri gücün kazanımlarının sürdürülebilirliği zordur. bağdat'tan, erbil'den savaşamayanların; riyad'tan, amman'dan savaşmayanların yerine, tsk'nin savaşması nasıl düşünülebilir?
2013 yazı'ndan bu yana erdoğan'a despot diyenler, nasıl oldu da, erdoğan'la olabiliyor? erdoğan'ın güç olduğu varsayımının geçersizliğini bilmezler mi? türkiye'deki isyanı çözümlüyoruz, ışid vahşetini geriletiyoruz derken; suriye ile ırak ile bitmez savaş durumunda kalındığında "yanıldık" olur mu? vatana kıyanlardan olursunuz o durumda. sözkonusu vatan olunca, vatana kıyanlara hain denmez mi? vatana ihanet diye bir kavram anayasalarda ne günler için öngörülmüştür?
erdoğan'a yüzde ellinin biraz üstünde oy verenler erdoğan'a savaşma gücü vermediler. tbmm'de oylamada tartışmasız evet diyenler savaş olsun diye oylamadılar. sorun da buradadır. erdoğan, sürekli değişken ve yerinde durmayan bir siyasilikle iktidarını uzatabileceğini varsayabilir. yüzde elliyi aşmış oygücünün de, tbmm'nin çoğunluk yetkisinin barışın güvencesi olduğunu türkiye'nin yaşaması gerekmiyor.
erdoğan, her yanlı, her yönden olamaz. türkiye abd değildir. türkiye'nin yarışacağı alan değildir savaş durumu. yüzyılık gelişim, yüzyıllık barış sonlanır. günümüzde savaşlarda baskın basanındır ama, savaşların bitmek bilmediği asıl gerçekliktir. barışı değil savaşı sürekli kılar savaş.
ışid sorundur; tamam. salt ışid mi? esad da sorundur; tartışması mı olur? bağdat ne olacak; şam'da türk bayrağı mı dalgalanır 21. yüzyıl'da? dimyat'ın pirincine göz dikmenin sırası mıdır?
barışçılığı güçsüzlük sayan davutoğlu-erdoğan siyaseti, savaşla güçleneceği yanılsamasından gerçekleri zorlayamazlar. tarih gerçektir; masal değil. vatana kıyanların tarihteki yerleri gizlide değildir. onlar da vatan adına yapmışlardı ve kıydıklarını bilemeden kıyıldılar.
3 ekim 2014, college station, texas.