türkiye'de geleceği öngörmek boşunadır. önce neredeyizi bilmemiz gerekir. oysa, her alanda, her ortamda, her düzeyde sözcüler yarınımızı kara olarak göstermekteler. neredeyizi bildiklerini varsaydıkları kendilerini bağlar. görünen o ki, geleceği hep karanlık görmekte ortaklık var. kalkıp da, geleceğimiz kapkaranlık demeyeni dinleyen de yok denebilir.
önce, "kobani" diye korku beklentisiyle geleceğimizin karardığında olan karamsarları düşünelim: kobani düşmesin; nedeni de kıyım olacak, kıyam yaşanacak. istenilecek bir durum olamaz. ışid kara bayraklarıyla, kara yüzleri ve kapkara eylemleriyle kısa sürede bağdat'a yürürken: "gün bugündür" deyip "bağımsızlık" bayrağı açılmadı mı? durun yerinizde dendikten sonra ışid karanlığı musul'dan öteye kerkük'e yönelince ne oldu bağımsızlıkçılar? abd, anında, "kongre" desteğiyle "özel güçleri"ni ırak içlerinde çoğaltamaya girişmedi mi? o gün bugündür musul çevresinde çatışma sürüyor. o günlerde, kimileri, erbil'de "emlâkçılık" yapanlar unuttukları savaşçılıklarını yeniden ortaya koysunlar demedi mi?
"kobani"de yoğunlaşan ışid"in üzerine bombalama geç de olsa yağmıyor mu? barışçıl, insancıl bayrağını taşıyanlar: az oluyor; dahası gereklidir demedi mi? barışçılık olacak, insanca olacaksınız ama, öncelikle ışid de kalkmalı; nasıl kalkarsa kalsın; gerekirse abd de bombalasın tüm gücüyle. bir yandan da ışid'i abd örgütledi ortalığa sardı diye olanı biteni biliyorsun bilgiçliğinde olacaksın. nasıl olur? abd hem kuruyor; hem de yoketmeli! durup da düşünmenin sırası mı diyeceksiniz; kıyam geliyor, gün yoketme günüdür bileceksiniz.
selahattin demirtaş, neredeyse, benzer günlerde tayyip erdoğan'la, chp'den sezgin tanrıkulu ile abd'deydi. erdoğan, birgün, terörizmin her türlüsüyle derken; ertesi gün, öncelikle ışid diye ortalıkta açıklama getirirken; demirtaş'la tanrıkulu "insan hakları" ve "çözüm" sonrası mı konuşyordu abd yetkilileriyle? abd herkesle konuşur da, türkiye'den herkes türkiye adına mı konuşuyor?
sonra, abd'den türkiye dönüldü. erdoğan-davutoğlu tbmm'den yetki istedi. türkiye'de, ortadoğu'da bugün ne sorun varsa; yüzyıldır ne sorun yaşanmışsa herbirine çözüm olacak yetkilendirme oylandı. yabancı asker türkiye'de konuşlanabilir; türkiye'den güvenle geçebilir; gerekirse, abd üsleri kullanılabilir; ışid'e karşı savaşılır; esad'ı görevden alıp yerine davutoğlu-erdoğan kimi uygun gördüyse atayabilir; sınırlarımızın güvenliği için sınırlarımızı güney yönünde genişletebiliriz ve daha neler. bu arada, abd de bizle olacaktır; nato da desteğimizdir söylencesi de eksilmek bilmiyor.
savaş isteyenler neden savaş yapmıyor diye sorguluyor erdoğan'ı. barış isteyenler neden yeterince barışçıl değil diye karşısına alıyor. sonra da, anayasal olarak, bunlar, erdoğan yetkili değildir diyor. erdoğan her konuştuğunda, yeniden, anayasal olarak yetkin yok söylediklerine deyip söylediklerine söz yarıştırması ne oluyor? yetkisizse bırakın söylesin; yetkili olan davutoğlu'nu küçümsüyorsun; tartışmayı ya da karşıtlaşmayı yetkisi olmayanla yapıyorsun. olmuyor.
"kobani" yıkıldı; gitti gidecek diyorsun; sokaklara yığılıp önüne çıkan yok diye yıkıyorsun, yakıyorsun ve sonra da durdulunca "provokasyon" oldu diyorsun. türk bayrağı yakılmış ve kınıyorum diyorsun ama elinde türk bayrağı yok. nasıl olur?
"kobani"de şanlı direniş ve ışid'i durdurdu diye arada bir duraklamada yeniden umutlanıyorsun ama, onca sürede üzerine bomba yağanların dağılmayışını düşünmüyorsun. haziran'dan bu yana gün geçmedi ışid vahşeti söyleminden ama, ışid diye koca bir alanda durağan güç yerinden oynamıyor da nasıl olur diyemiyoruz? şam da, bağdat da topraklarıma giremezsiniz diye söyleniyor ama, ab güçleri ırak üzerinde sürekli bomba yağdırıyor; abd güçleri de suriye üzerinde bombalar yağdırıyor.
2011'den bu yana iki kez eğitildiler; donatıldılar ve dağıldılar. yarın için yine eğitelim, donatılım diyor abd. nerede? suudi topraklarında; şimdi de türkiye'de. bir yandan da, savaşçılar, barışçılar bir ağızdan: katar ve suudiler donattı, güçlendirdi diye bellemişsin ve yineliyorsun. yeniden eğitilenler, donatılanlar kim adına savaşacak? senin adına savaşacaksa; onlara "paralı asker" denmez mi? öncekiler gibi eğitildikten donatıldıktan sonra kaçıp gitmezler mi? daha önceki özgür suriye diye eğitilenlerden ayrımı ne olacak yeni nesil eğitilenlerin?
yarınki geleceğimiz diye kuşkulanırken; bugünü ya da kobani'de olanları ya bilmiyorsak diye neden kuşkulanmıyoruz? çok iyi biliyoruz ve yarın kıyam olunca da "işte" diye kanıtlanmış mı olacaksınız? bir de onlar var: yıllardır, içsavaş olacak ve içsavaş olmadan birlikte yaşanmaz diye ülkenin birazını çoğuna karşı yanına aldığını sananların, "işte" diye doğrulandıklarını görmeleri var. içsavaş neden olur? güçler dengelidir ve uzlaşmaktan uzak dururlar ve birbirlerini yoketmeye girişirler. birbirlerini kırdıklarıyla kalırlar. güçler dengesizdir; azlık olanlar güçlerinin ötesinde seslerini, saldırganlıklarını arttırırlar ve çoğunluk da yeter der.
türkiye'de güçler dengesi konumu yok. azlığın çoğunluğun sessizliğine karşı kendilerini güç sayması günlerindeyiz. "provokasyon" deyip de kazanmak mı olur? neden "oyun"a geliyorsun? oyuna geldiğini söylemenin ötesinde ortaya çıkarsana bildiklerini.
kim ki, "gelecek" diye umutlandırıyor (öylesi neredeyse yok ama, ideolojilerinin güvencesiyle kendince geleceğini kuşkusuz parıldayan olarak gösteriyor) ya da insanlık tükendi, yokolduk diye karamsarlığı egemen kılıyor: "oyun"dadır, "oyun"a gelir. oyun kurmak güç gerektirir; oyuna gelmekse güçsüzlüktür. oyun kuruculara, oyuna geldik diye açıklamanın getirisi yoktur. oyun kuruyorum diye güçlendik sananların oyuna gelince kurtulmaları kolay olmaz.
bugün neredeyiz? abd, türkiye savaşsın ama, abd'nin tasarladıklarınca ve öngördüğünce olsun diye durmak bilmiyor. abd yanında az görünen ve bilineni ise: abd içinde, 2003 düzeyinde olan karşıtlık olmadığından öteye, 2001'i de aşan uzlaşıklık var. abd'nin içinden destekle, abd yönetimi, savaş abd'ye gelmesin diye, abd'yle savaşacak olanların ardında olmak istiyor. türkiye'de ise, acı ve kara bir durum var: dört parçalı siyasetin her parçası, abd savaşsın istiyor. sonunda da, herbiri kendi yanının iktidarı güçlenecek beklentisinde yanılıyorlar.
akp, chp ile hdp'yi ve üstlerini karşısında ve birlikte göstermeye özenirken mhp'yi da yanında tutmaya çalışıyor. hdp, akp'ye soyutta karşı somutta birlikte ve chp yanında değil de karşısında olmasın yeter siyasetinden umarı var görünüyor. chp ise, mhp'yle olmaktan uzak görünerek akp'yle hdp'nin birlikte olmamasını sağlarım yanlışında tükenmeden sürdürürüm sanıyor. mhp ise türkiye'nin tek sahibiymiş gibi akp'yi hdp'den tümden koparırım, hdp olmadan chp de iktidar olamaz, akp'nin de zararı kendinedir oyalanmasıyla sürdürebilirden geri dönmüyor.
kısacası, akp'nin, chp'nin ve hdp'nin abd'den beklentide olması da; mhp'nin abd'den tümüyle yalıtılmış görünmesi de kitlelerde yankı bulmuyor. abd karşıtlığında, akp'den, chp'den ve hdp'den uzak duranlar mhp'yle yakınlaşmıyor. akp'nin, chp'nin, hdp'nin ve mhp'nin içinden sorgulamaya olanak tanınmıyor. yarın birgün dört siyasiliğin de parçalanmadan ve bugünkü konumlarını korumaları zorlaşıyor. sonunda, abd/ab yanlısı yeni birliktelik mi oluşur ya da abd/ab karşıtlığında birliktelik oluşabilir mi kestirilmesi zor bilinmez olarak uzakta duruyor. bugünler siyasiliklerin parçalanıp yeniden derlenmeyle bir türlü birlikte olamayanların birlikteliği arayacağı günlerdir.
şu andaki kördöğümü çözmek için oyuncular ne oyun düzenliyor ya da oyuna gelenler kimler olacaktır bilinmiyor. karanlık günlerin uzamayacağını söylemek de kolay görünmüyor.
10 ekim 2014, college station, texas.