gazze'de ateşkes aracıların aracılarıyla geçici sağlandı. ne oldu sorusundan çok ne olur sorusu değişmez gerçeklik olarak duruyor.
ışid ya da tutmayacak adıyla islam devleti(id)'nin sürdürülebilirliği nereye değin? abd, eksenini asya'ya kaydırma uğraşında iken, ortadoğu'daki yayılmasının kalıcılığına tehdit olacak gelişmelerden tümden uzak olmayacağı biliniyordu. ışid'e karşı eylemlerde abd neden gecikti ya da ışid'i, abd'nin tehdit olarak görmesi için erbil'e yönelmesi mi gerekti? bildiğimiz, ışid'in şam'dan bağdat'a ilerleyişinde önünde duranın olmadığıdır. ışid kargaşasından ve abd'nin yalıtılmış görünümünden, israil'in de filistin'den hamas'ı arındırma saldırganlığından kazanımı oldu diyemeyiz.
2006'da lübnan'da, israil'in hizbullah'la çatışmasından yenik ayrılmasından bu yana israil'in güçsüzlüğü değişmiyor. gazze'de bir ay süresince, nice uyulmayan ateşkes çabalarının sonunda, kazanılan nedir? mısır'ın darbeci önderi sisi'nin israil'le olabilirliğinin sürekliliği olabilir mi? israil için birincil sorun budur. türkiye'de, egemenlerden uzaklaşmış görüntüsündeki israil'in, mısır'la birlikteliği, filistin'le barış için yeterlidir diyemeyiz. türkiye'nin gazze'den yalıtılması israil'in istediğiydi de diyemeyiz. erdoğan, netanyahu ve sisi arasındaki karşıtlıkların değişebilirliğinin tek göstergesi üçünün de çatışma dışı kalmasıdır. üçünden birinin, ikisinin eksilmesi değil üçünün de eksilmesi kaçınılmaz değildir ama zorunludur. yoksa, israil'in demir kubbesi altında korkulu bekleyişiyle gazze ve filistin toplumunun düşkünlüğünde iyileşme beklemek boşunadır.
suriye'de cenevre-2'den bu yana bekleme sürüyor ve şam'da zalim yönetim kazanmış görünümüyle yerinde duruyor. abd gelecek, şam'da, esad sonrasında, biz olacağız fırsatçılarının önünde çarpışanlardan yararlanma başarılamadı. suriye paramparça olurken, suriye'de esad karşıtları da birliktelik yerine birbirine karşıtlıkta dağıldılar, dağıtıldılar. suriye karşıtları diye rusya ve çin dışında herkes oldu içinde ve ortak amaç esad'a karşı suriye yerelinin doğal esad karşıtlığını ardlarına alamadılar. esad sonrası paylaşım kargaşasından esad yerini korudu. mısır'daki darbe ile ortadoğu kargaşası dondu.
ırak seçimleri ırakta değişim getirmedi. suriye'de, mısır'da yaşanan seçimler ise demokrasi ölçütüyle önemsenecek oluşumlar değildi. sırada türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimindeyiz. türkiye'deki seçimler ortadoğu kargaşasında ne çözümleyici ne de yönlendirici olacaktır. ortadoğu'da, 8 ağustos'ta neredeysek, 11 ağustos'ta değişik bir yerde olmayacağız. abd'yle olanların, abd'yi kullanarak, geçici kazanımlarından, abd'nin çıkarlarına aykırı gelişimlerinde durdurulacağını anlamalarında onca deneyimin yetmezliğini ışid güçlenmesine havadan saldırılarla yeniden yaşıyoruz. ışid'e saldıran abd'nin, abd çıkarları gerektiğinde, bugün abd'yle olduğunu sananların da yeniden düşünmesi gerekir.
türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimi, türkiye'nin içinden çok dışı için önemli beklentiydi. ola ki, erdoğan-davutoğlu dış siyasetinde değişiklik olur mu beklentisinde önce ışid, ardından gazze yaşandı. türkiye dışından yalıtılırken, türkiye'nin çevresinde türkiye olmadan yaşam sürecek.
türkiye'de, kısa süreli, cumhurbaşkanlığı seçiminde 10 ağustos'a geldik. dört parçalı türkiye siyasetini yapay olarak üç parçaya indirgemenin getirisi olmadığını 10 ağustos seçiminde yaşayacağız. 10 ağustos sonrasında dörtlü parçalanmada değişimler yaşanmadıkça; türkiye'de siyaset, açıkta, uzlaşmaz karşıtlık olarak sürecektir.
10 ağustos seçimlerinden yenildik, yanıldık diyen olmayacaktır. dört parçalı siyasete tepkiyle parçalanma ve yeniden oluşumları 11 ağustos'la başlayacak diye bekleyemeyiz. 12 ağustos'la başlamalıdır diye zorlayacak güç olmasa da, 13 ağustos'la başlamalıdır. olmazsa ne olur? 2015 seçimleri yaklaştıkça sürüden kaçanı kurt kapar korkutmacası yeniden egemen olur ve değişim 2015'i de aşar. türkiye'de akp'de yoğunlaşmış gücü yoksayan, küçümseyen, hafife alan, alaya alan tepkicilikte sona gelmiş olmalıyız. başlangıç noktasını, 1919'la, 1920'lerle, 1930'larla değil, 10 ağustos'a varan sondan başlatmalıyız. türkiye'de 1924 anayasası evrilmeden yenilendi; 1961 anayasası evrilirken devrildi saymalıyız.
türkiye'de anayasal yaşayışın sonundayız bugün. 1982'de yeniden yazılmış 1961 anayasası'nın yoksayılmasına ya da soyut anayasa tartışmalarına yurttaşların ya da seçmenlerin katılacağını beklememeliyiz. 10 ağustos seçiminin ilk sonucunu, anayasanın bitmesi olarak yaşayacak siyasal güce, olabildiğince, anayasal ilkelerle karşı durmak gerekir. akp karşıtlarının da anayasayı ve anayasallığı yoksaymasının getireceği kargaşadan uzak durabilecek midir türkiye? akp, türkiye'yi sonlandırdı demek yanlıştır; türkiye'de kurumların ve kurumlaşmanın büyük darbeler yaşadığı açıktır.
türkiye'de kolaycı bir yaklaşım egemendir şu anda: erdoğan'sız akp'ye evet diyecekler çoğunluktur. türkiye'de erdoğan diye bir sorun açıktadır ama, sorun, öncelikle, erdoğan'ı oluşturan toplumsallıktır, siyasallıktır. türkiye, kalkınmada duraklamadan, adaletten ödün vermeden, özgürlüklerin kullanımında demokrasinin kurallarına uyarak uzaklaşılan anayasallığı geçerli kılabilir. öyle görünüyor ki, chp ile mhp kültür ayrımlarından çok, ortak kültür vurgusunu yeniden öncelikleştirecek yönde yenilenmelidirler.
türkiye erdoğan odağında kilitlenmiştir ve durmak üzeredir. erdoğan'ın aşılmasının, akp'nin içinden yaşanmadan dışarının etkisinin olmadığını 10 ağustos'ta yaşayacağız. erdoğan'ın sonundayız, türkiye'nin başlangıcında değiliz. sondan başlıyoruz. uzun ve zorlu olacaktır bundan sonrası da.
türkiye'de erdoğan'da yoğunlaşan toplanmayla erdoğan karşıtlığından yükselen nefretin 10 ağustos sonrasında karşıtlaşması durmayacaktır.
8 ağustos 2014, new york, new york.