erdoğan'ın akp'yi sürekli kılmak için türkiye'nin demokrasi geleneklerini, anayasallığı zorlaması kaçınılmaz olacaktır. anayasallığı zorlamanın yeni anayasallık getireceğini bekleyenler 10 ağustos sonuçlarından sevinçlidir diyemeyiz. seçimi kazanmaktan coşkusuz bir sevinç duymaları olağandır. demokrat olarak, yurttaş olarak saygılı olmak gerekir. ne zaman ki, türkiye'nin kurtuluş ve kuruluş felsefelerini yoksayıcı anayasa için geçerli anayasa'yı zorlayacaklar, anında karşı durulacaktır.
10 ağustos'a giderken akp karşıtlarının nefretten öteye siyaset ve örgütlenme geliştiremediklerini yaşadık. cumhuriyet karşıtlarının örgütlülüğünün kazandığı oyu küçümsemek olmaz ama, ürkütecek korkunç bir sonda değiliz. aşağıdayız, sondayız hüznünü değil de yeniden kararlılığını yükseltmeliyiz.
önceki hüzünlü günlerde attilâ ilhan'ın söyledikleri, başlangıçta, yeniden okumaya değerdir:
elde var hüzün
söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün
o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam âşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün
attilâ ilhan
10 ağustos'a giderken akp karşıtlarının nefretten öteye siyaset ve örgütlenme geliştiremediklerini yaşadık. cumhuriyet karşıtlarının örgütlülüğünün kazandığı oyu küçümsemek olmaz ama, ürkütecek korkunç bir sonda değiliz. aşağıdayız, sondayız hüznünü değil de: yeniden kararlılığını yükseltmeliyiz.10 ağustos sonrasında yeniden demeden 11 ağustos hüznünü sevince dönüştürme gücünü bulmalıyız. 10 ağustos'u yenilgi sayanların cumhuriyet'in yıkılmayacağını bilmeleri gerekir. 10 ağustos'ta cumhuriyet sonlanmamıştır; cumhuriyet yenilenmemiştir. türkiye'de cumhuriyetin kuruluş felsefesi açıktır: ulusun kayıtsız koşulsuz egemenliğidir cumhuriyet. ulusun egemenliğini kötüye kullanma girişimlerine direnecek ulusal gücün varlığını görmeyenlerle ulusa dayanmayan siyasetlerin iktidar olmayacağını biliyoruz. ulusun egemenliğini ayrıcalıkçı, ayrılıkçı, ayırıcı siyasetlerin olmasından da, güçlerinin üstesinden gelmede zorlanmaktan umutsuzluğa kapılmak yanlıştır.
katılım düşük birinci gerçeklik sayılıyor. neden daha yüksek katılım olmadı diye düşünmeliyiz. siyasetleri yoksayan ve dörtlü siyasi ayrılıkları yanlış değerlendiren siyasilerin kazandık demelerinden hüzünlenmek olmaz. yanlış siyasetlerin yenilenmesi gereklidir.
2007'de cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılan referanduma katılım yüzde 68 idi. katılımın yüzde 62'si evet demişti halkoyuyla cumhurbaşkanı seçimine. sorunu o gün atlayanların, zaman içinde yeniden düşünmeleri için yeterince zaman vardı.
türkiye'de 1982 anayasası öncesinde halkoylaması iki kez yaşandı. 1961 anayasası halkoylaması ve 1982 anayasası halkoylaması. 1961'de anayasa'ya evet diyenler yüzde 62'ye yakın iken, 1982'de yüzde 92'ye yakın idi. ayrıca, 1992'de katılım da yüzde doksan ikiye yakındı. 1982'de yüzde sekizin kim olduğunu bilmiyoruz. şunu söylemeyi ve yinelemeyi belledik: demokrasi ve özgürlük koşullarında yaşanmadı seçim. o gerçekliğin değiştirici gücü olmadığını yaşadığmızı da biliyoruz. 10 ağustos seçimlerine ilişkin eşitsiz koşullarda seçim değerlendirmesi yanıltıcıdır. türkiye'de üç adaylı seçime yüzde 73 katılımın yüzde 52'ye yakını erdoğan'ı cumhurbaşkanı olması için oylamıştır. sorun, yürürlükteki anayasaya uyumluluktur. tepkiler de, siyaset de anayasayı veri alarak ve temellendirerek yaşanmalıdır. yoksa, 1982'nin yüzde 92'sini yadsımakla geçen değişmezlikte olduğu gibi, yeniden, benzeri yadsımayla hüzün yaşarız.
türkiye'deen yüksek katılımlı halkoylaması 1982 anayasası'nın getirdiği halkoylaması kurumunun ilk halkoylamasında yaşandı. 1987'de anayasayla yasaklanmış siyasetçilerin siyasi halklarının kazandırılması için yapılan halkoylamasına katılım yüzde 95 idi. türkiye'nin yaşadığı özgür seçimlerden en önemlilerindendir. yüzbinden az oyla seçim sonucu belirlendi. turgut özal'ın, o gün, demokrasiyi kötüye kullanması bugünkünden az mıydı? o gün de halkoylamasında eşitsizlik yok muydu? siyasetçiler halkı seçime kattı. günümüzde siyasetçiler halkı seçime katacak gücü bulamamıştır.
bunları anımsamanın ne yararı var? siyasette halka dayanmak ve siyaseti birincil yapmak temeldir. ulusun kayıtsız koşulsuz egemenliği odur. halkı aptal saymak alışkanlığından ve seçimlerin demokrasi dışı zorlamalarla kazanıldığından yakınmadan uzaklaşmak gerekir. ayrıca, seçim sonuçlarını yoksaymayı haksayıp demokrasi dışılıkları olağanlaştırmanın getirilerinin deneyimlerini de acılı yaşadı türkiye.
yeniden derken aklımızı yenidenleştirmeden geçici çözümlerle kazananların ortadan kaldırılmasının önünün açılmasını kolaylaştırıcılıklarla kalıcı demokrasi geleneklerine ulaşılmayacağını biliyoruz. iktidarlar demokrasiyi yozlaştırabilir, demokrasi dışılıkları zorlayabilir ama karşıtlaşmada dayanak demokrasi kurallarını egemen kılıcı olmayı temel ilke saymak gerekir. erdoğan'ın demokrasi olanaklarıyla iktidarını sürdürmesine tepkimizde demokrasiden uzaklaşmamamız gerekir. önce erdoğan demokrat olsun değil; biz hep demokrat olmalıyız diyerek erdoğan'ı demokraside geriletebiliriz. demokrasi seçimden çoktur ama, demokrasinin seçim gerçekliği de birincildir, temeldir.
chp-mhp birlikteliği neden olmadı? birincil ve tek nedeni ekmeleddin ihsanoğlu adaylığı chp ve mhp partilerinin demokrasisi içinde gerçeklenmedi. ayrıntılarla uğraşılırsa zaman tüketilir. chp de, mhp de parti demokrasisi yaşamayan kurumlar olarak yönetim düzeyinde birleştiler. neden hüzün yaşanıyor ki? akp'nin erdoğan adayında birleşmesinde akp içi demokrasi işledi. akp'den erdoğan adaylığına hayır diyen olduğunu bilmedik. mhp'de de ihsanoğlu adaylığına seçim öncesinde de, seçimden sonra da sorgulayan olmadı. chp seçmenleri ihsanoğlu adaylığına uzak durdu; mhp seçmenleri de sessizce akp adayına oy verdiler.
şimdi sorun şudur: chp işleyişinde kılıçdaroğlu nasıl sorgulanacaktır? kılıçdaroğlu'nun savunmasını chp işleyişi benimser mi? kılıçdaroğlu sorgulanmasını önleyemez ve nedendir diyemez. kılıçdaroğlu'nu sorgulayanların, yarınki türkiye'de, siyasette chp'yi nasıl yönlendireceklerini seçmenlerine açıkça anlatmaları gerekir. chp'de bir süredir "yCHP" diye bir değişim gelişiyor. "y"yi "yeni" diye sunuyorlar. yalan da olabilir; yanılsama da olabilir o "y" chp secmenleri için. sonuçta, bir uçta rıza türmen, öteki uçta emine ülker tarhan var. chp içinde birlikte olacaklar mıdır sonunda? yoksa, hep olduğunca, chp'den elenenler mi olacaktır? chp'deki tartışmanın en önemli sonucu şudur: chp içinden arınmaya mı gidilir; uzlaşıma mı varılır? chp'de türmen "y"si mi egemen olur; tarhan, chp'yi chp kalmasına önderlik eder?
şu gerçekliği anlamak gerekir: türkiye'de islâm da, türklük de, sünni de, alevi de, cemaatler de, sermaye de, işçiler de güvencededir. ötekilerin güvencelerinin gerilimin süregitmesiyle ilişkisi doğrudandır. türkiye'yi belirleyen bu temellikleri yoketmek de, yoksaymak da siyasi olarak bir kazanım getirmez. bunların kendilerini belirleyiciden öteye baskıcılığa dönüştürme çabalarına direniş yaşanır; gerilim süreklilik olur. erdoğan'ın başbakanlığı, 2002'yle, özellikle 2007'den bu yana giderek ve 2010'la yükselerek, 2013'le şiddetlenerek gerilimi süreklileştirdi. erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı'nda gerilim azalır mı?
erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını "yeni türkiye" diye selâmlıyanlar da var; korkuyla, hüzünle duranlar da var. erdoğan'ın başbakanlığı'ndan kalan ve değişimi yıllar alacak yıkımlar var. birincisi "adalet" kavramının yaşadığı darbedir. kötüsü ise, adaletsizlik konusunda yeni güç kazanıldığı gösterişidir. adaletsizlikle birlikte yaşanan çevre talanı ve yıkımıyla, toplum içinde ayrımcılıkla baskıcılık öfkeden öteye nefrete erişmiştir. öyle görünüyor ki, erdoğan'ın yanılsaması gerilemeyecektir. bir de dışta yaşadığımız yalıtılmışlık ve ırak'la, suriye'nin parçalanmışlığının türkiye'nin içine yığdığı göçmenlerin çokluğundan öteye çoğalmasının önlenemeyeceğidir.
erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını anayasaya aykırı ve anayasallığı zorlayıcı kullanma istemi açıktır. akp'yi ardında bulmak için, siyasi olarak, gücünden ötesine erişme çabası akp içinde gerilime neden olur. türkiye'de gerilimin gerilememesi erdoğan için de, akp için de, türkiye için de iç barışı bitirici olur. türkiye seçim sonrasında buradadır.
akp'de erdoğan sonrasını akp'nin içi belirleyecektir. erdoğan'dan sonra erdoğan'ın tanımladığı, belirlediği akp olur mu? olmayacağını anlamakta zorlanacaktır erdoğan ve zorlamayı sürdürdükçe, akp içi gerilime dönüşecektir o durum. akp içinde uyumluluk sürdüğü sürece, türkiye'de siyasiliğin demokrasi içinde büyük sıçrama yaşaması beklenemez. türkiye'de demokrasi dışı zorlamaların kazanma ve iktidarı zorlama gücüne erişmesi düşünülemez.
türkiye için, 10 ağustos öncesinde olduğu gibi bugün ve her zaman sorun sınırlar dışına taşma zorunluluğudur. suriye'de dengeler değişmiyor. ırak'ta ise değişim nasıl yaşayacaktır boşluktadır. ırak seçimlerinin sonucuna katlanamayan ve gereklerini yapmamakta direnen nuri-el maliki donunda çekilmiştir. ışid yayılmasının getirdiği korku bağdat'ı ışid'e düşürmemiştir ama sırasıyla ırak meclis başkanı, devlet başkanı ve sonunda yürütmenin başı değişmiştir. ışid şam'ı düşüremeden bağdat'ı düşürmeye yönelmiş ve durmuştur. bağdat'ın çevresinde duran ışid erbil'e yönelmiştir ve durdurulmuştur. ışid gerçekliğinden bildiğimiz açıktır: şam'a yönelirken, bağdat'a yönelirken kendiliğinden duran güç, erbil'e yönelince durdurulmuştur. abd/ab için erbil'de ışid'i durdurmak kürdistan diye bağımsızlık beklentisine de darbe vurmuştur. dışarıdan saldırıyı geriletecek gücü olmayan devlet gücü olamaz. gücünü abd/ab korumasıyla sürdüren devlet oluşumunun, israil'den öteye barış içinde yaşaması olanaksızdır.
öyle anlaşılıyor ki, bağdat'taki gelişim de, erbil'deki gelişim de, abd/ab'nin iran'la uzlaşımının ve uzlaşımın sürekliliğe erişiminin gereğidir. abd/ab iran'la birlik olduğu sürece ışid de değişim gösterecektir. ışid bağımsızlıkları yıkamadan bağımsız olarak sürekli ve kalıcı olamaz. abd iran'a yaklaşmayı yeğlemiştir. rusya'nın ukrayna'dan korkusu, abd, ukrayna'nın dışında kalmayı sürdürdüğü sürece önemsizdir.
gazze'de, mısır'ın yalıtılmış siyasiliğinin başı abdül fettah el-sisi, uluslararası konumda yeniden konumlanma olanağı bulmuştur. kürdistan'ın ışid'e karşı abd/ab'den silah desteği alması da; barzani'nin, iran'ın hasan ruhani'sine teşekkür etmesi de, bağımsızlık gereğinden çok, bağımsız olunamayacağının göstergeleridir.
erdoğan'ın kazandığı cumhurbaşkanlığında, türkiye'nin içinde de, dışında da erdoğan'ın yaltılmışlığını değiştirme gücünü bulması zordur. erdoğan öne çıkmak isteyecektir ama, akp yanında olacak mıdır? erdoğan'ın akp'yle olmayacağını düşünemeyiz ama, erdoğan'la olacak akp türkiye'de hem anayasallık sorunu olarak yaşanacaktır; hem de, türkiye'deki gerilim bitmez görünecektir.
türkiye'de siyasete dışarıdan kazandırılan yapaylıklar destekleyici anlamda da, önleyici anlamda da tepki yaratmıştır. selahattin demirtaş'a gösterilen ilginin bir seçim ötesini bulacağı düşünde olanların düşünmesi gereken gerçeklik budur.
türkiye'de beklenen: erdoğan'ın cumhurbaşkanlığının nasıl bir akp getireceğidir. erdoğan'ın akp'si mi olacaktır; yoksa, akp mi olacaktır? bunu yaşadıkça bileceğiz, bugünden söylenenler öngörüden, önyargıdan öteye olmaz. akp'deki değişimle, chp'deki değişimler dörtlü parçalanmanın da geleceğini belirleyecektir?
yeni bir siyasetin oluşumunun da, dört siyasilikte değişimle ilişkisi vardır. başlangıçta hüzün anlaşılır durumdur ama, sevincini dışarıya vuramamış coşkusuzluğu da görmemek olmaz. akp'de sevinç vardır ama coşkusuzluk açıktır. değişim kendiliğinden olmaz ama, zorlamayla da, yaşanacak tepkimeleri öngörmek gerekir. erdoğan'ın gerilimi yatıştıran değil gerilimden yararlanan siyasetçi olmasına değişik siyaset geliştirmek hüzünden çıkmanın bir yoludur.
15 ağustos 2014, college station, texas.