"Abdülhamit'in obskürantist rejiminde üç önemli akademik çevre gelişmişti: Askeri okullar yani rüştiyeler, harbiye ve askeri tıbbiye; Mülkiye Mektebi; Galatasaray... Aydınlar artık gözlerini Tercüme Odası'nda değil bu çevrelerde açıyorlar. Bunlara ilave olarak önemli bir çevre daha gelişti: Babıali basını. İlk serbest yazarlar Babıali Caddesi'nde yetişmeye başladı.
Obskürantist rejim bunların her birinin başına kendi otoritesinin temsilcilerini yerleştirmeyi ihmal etmedi. Hatta, devlet müessesesi olmayan Babıali'ye bile <<atufetlû,>> <<rütbetlû,>> <<rifatlû>> gibi ünvanlarla, nişanlarla, ihsanlarla beslenen gazete patronları yerleştirdi. Aydın kitlesi, biri Mersin'e giderken öteki tersine giden iki yöne çevrildi: Bir yanda din, şeriat, gelenek övülüyor; harıl harıl maddiyyun ve dehriler aleyhine reddiyeler yazılıyor; öbür yandan da Batı hayranlığı, materyalizm ve ateizm gelişiyor. Her şey ikiye bölünmüş: Biri alaturka, öteki alafranga. (Bu bölünmeden hâlâ kurtulmuş değiliz.) Birinci yönün mahsulleri Namık Kemal'in <<bizden>> sandığı halkı iyice eline geçirmiş. Kendi açısından toplumcu. İkinci yönün mahsülleri ise alabildiğine halktan uzaklaşmış, hatta az çok halka düşman. Asabi, hırçın, bedbin, toplumundan utanç duyan Batıcı bir <<Servet-i Fünun>> edebiyatçısı yetiştiriyor. Bir kısmı her an toplumdan kaçma fırsatını kollamaktadır. Bazısı hiç bilmediği Avusturalya'ya gitmeyi, bazısı bir arkadaşın çiftliğine çekilip toplumdan ayrı bir ütopya kolonisi kurmayı düşünüyor. Öyle bir iç çelişki var ki, şeyhler ve dervişlerle halka giden rejim memleketin kaynaklarını ve gelirlerini Batı'ya rehin verirken, alafranga edebiyatla halktan uzaklaşan ilerici aydın Türkiye'yi sömürecek Batı devletlerine hayran!
Yukarıda değindiğim gibi, aydın zümresini obskürantist gelenekçiliğiyle şaşırtmanın sınırsız gidemeyeceğine en iyi örneğini bu dönem verdi. Abdülhamit'in üniforma ve sakallarla heybetlendirdiği subaylar, <<sadık bende>> olarak yetiştirdiği mülkiyeliler, alafranga dragomanlar olarak yetiştirilecek olan Galatasaraylılar, Babıali patronlarının beslediği yazarlar bu kadar nimetlere rağmen bu rejime dirsek çevirmeye başladılar. Askeri Tıbbiye'de ilk intelligentsiya örneği ihtilalci grup teşekkül etti. Bu çevrelerin hepsi Abdülhamit rejimine karşı düşmanlığın yuvaları oldu. Aydın fikirler bu yuvalarda kaynaşmaya başladı. Abdülhamit devrildiği zaman hepsi bayram etti. Yalnız halk, bu işlerin nedenlerinde karanlıkta kaldı." niyazi berkes, yön, cilt IV, sayı 112, 1965 [1]
niyazi berkes, bunları, 1965'te düşünmüş yazmış. niyazi berkes'in, üzerinden altmış yılı bulmayan bir kargaşa dönemini değerlendirmesinden de, neredeyse, elli yıl geçti. yüzyılı aşkındır, önceki yüzyılların tartışmalarından, epeyi yol aldık diyebiliriz. halkın katılımının etkisinin artması önemli bir kazanımdır. aydınların, giderek, halkın gerisinde yetersizlikleriyse yitimdir.
bir yüzyıl daha, halkın katılımının belirleyiciliği olan yönetime geçiş sancılı, acılı olacaktır. bugün söyleyebileceğimiz: yüzyıllık ilerlemede yüzyıl gerideyiz.
1. niyazi berkes,
felsefe ve toplumbilim yazıları, adam yayınları, birinci basım, istanbul, 1985, s. 255.
4 mart 2014, college station, texas.