barışseverler, barışçılar bir kez daha yeniktir. abd, 1989'la başlayan, soğuk savaş artıklarını yoketme savaşında, bir hedefi daha yoketmekte başarılı olacak mı? olmayacak demek önyargıdır ve temeli güçsüzdür. abd, 1989'dan bu yana kazanmayacağı savaşlara uzak durdu. abd, karşısına almaktan kaçınmadığı ülkeleri de içeriden, dışarıdan sabırla ve kararlı zayıflatarak saldırdı. suriye'de de benzeri yaşandı. suriye'nin de bir saldırılık gücü mü var? yok demek için söyleneceklerin güçsüzlüğünü yaşayacağız. paramparça olmuş ve dışarıdan sızmalara dayanamamış bir suriye'den direniş ya da bağımsızlık beklemek düşü saygındır ama geçersizdir.
abd'nin ancak silah gücüyle ve saldırı öncesinde durdurulabilmesi düşünülebilir. saldırsınlar; saldıracakları varsa, görecekleri de vardır suriye'de de yürümeyecektir.
abd, bir kez daha tasarlandığı, öngörüldüğü gibi abd içinde ve küreselde "haklı" gerekçelerle, yüce insan değerleri uğruna, kurtarıcı işleviyle saldırıda önderlik ettiğini vurguluyor. doğal ki, abd'nin egemenleri dışında, abd'nin destekçileri dışında gerekçeleri haklı sayan da, geçerli sayan da yok. sorun da burada düğümleniyor: abd, kendi gerekçelerini, insanlık gerekçeleri olarak uygulayarak, abd'nin ulusal ve küresel çıkarlarını yürütmekte etkin olabiliyor. ırak saldırı günlerine aykırı olarak daha çok küresel destek olduğu da açık. 1991'deki günlerden geride diyemeyiz; afganistan saldırısı öncesi günlerine yakındır abd desteği.
2003 bağdat saldırısı günlerindekinden güçlü ve yaygın bir desteği ardına toplamış görünüyor abd. yarın saldırı sonrası değişen ne olur? abd ve destek güçleri kolayca yılacak, dağılacak beklentisi yanılsamadır; yanıltıcı olur. abd ve suç ortakları dönüşü olmayan saldırıdan kısa sürede çekilmez. barışseverlerin de, savaşçıların da bugünden beklentileri ve yarına ilişkin tasarımları, abd'nin vurup kaçmayacağına göre olmalıdır. abd'nin suriye'de kalıcılığının uzamasının, abd yenilgisi olacağını da düşüncelerden uzak tutmakta yarar vardır.
abd/ab saldırısına askeri destekçiler olacak mıdır? öyle anlaşılıyor ki; arap ülkelerinin, eksiksiz, abd'nin suriye saldırısından kendileri için beklentileri olduğu görünüyor. geriye kalanlar ise rusya, iran ve türkiye kalıyor. türkiye'nin abd saldırısından beklentisi türkiye cumhuriyeti ve türkiye toplumu olarak değil ama erdoğan ve akp yönetimi olarak var. türkiye ırak saldırılarından zararlı çıkan ülke oldu ama, abd'yle karşıtlaşmadı; daha da ötesi, afganistan'da abd saldırısının en uzun süreli ve en etkin destekçisiydi. suriye'de de afganistan'daki abd'ye verilen destek benzeri yaşanır mı? öyle görünüyor ki: abd, ırak saldırılarından daha hazırlıklı olarak türkiye'siz suriye'de olmayı tasarladı.
olası suriye direnişi ve yine olası milyonları bulan türkiye sınırlarını zorlayacak göçmen yığılmaları olmadığı sürece türkiye dışarıdadır. erdoğan'ın mayıs ortasında abd'ye gezisi öncesi süyledikleri abd ile suriye konusundaki önemli çatlağı göstermişti: abd saldırsın, türkiye ondan sonra suriye'ye girer erdoğan söylemi abd'nin beklediği değildi. abd, 2011'den bu yana suriye'deki ayaklanmada türkiye'nin suriye'de abd'nin önünü açmasını istedi ve bekledi. afganistan'da türkiye'nin öyle bir işlevi olmuştu; suriye konusunda "suriye'de esat yönetimi karşıtlarına" örgütlenme ve dışarıdan sızma kolaylıklarının ötesine gidilmedi.
türkiye'nin suriye içlerine girmesine, 1990 ağustos'unda özal siyasetleri benzeri, erdoğan yönetimi dışında türkiye'den destek olmayacağı açıktaydı. erdoğan'ın türkiye toplumunda, türkiye'yi suriye içlerine ilerletmeye gücü olmadığı yaşandı, geride kaldı. abd saldırısı sonrası da benzeri yaşanacaktır. yineliyorum; türkiye içlerine suriye saldırı gücü ve olanağı olmaığı varsayımındayım; ayrıca, türkiye sınırlarına yığılabilecek göçmenlerin de milyonları bulmayacağını düşünmeliyiz. bu iki koşul, türkiye'nin seçmelerini erdoğan'ın seçmelerinden öteye değiştirir.
rusya, abd saldırısı sonrası nerede olur? rusya, birleşmiş milletler'i çalıştırmamakla ve suriye'ye yanıltıcı desteğiyle, bir kez daha yeniktir ve ortadoğu'ya uzaktadır. abd'nin saldırı sonrası gücüyle güçsüzlüğüne göre uyarlamalar yapmaya uğraşacak rusya için 1990'larda belgrat, kosova günlerinden daha güçlü karşıtlık beklemek yanıltıcı olur. rusya'nın 2011'den bu yana suriye desteğinin abd'ye zaman kazandırdığını görmeliyiz.
iran'ın durumu da rusya'dan değişik olmayacaktır. sözlü olarak güçlü tepkilerin ötesinde askeri duruşu olamaz iran'ın. 1979 sonrası on yıl ırak'la savaşmaktan gerilemiş iran'ın iktisadi çevrelenmesiyle de yıpranmışlığından savaşa yan olması zordur. abd'nin iran'a doğrudan saldırısı düşünülemeyeceğinden yalıtılmış suriye için tek çözüm esad'ı içlerinde teslim almaları ya da alaşağı etmeleridir. ırak'ta saddam'a ayaklanamayanların, libya'da kaddafi'yi alaşağı edemeyenlerin yaşadıkları yıkım biliniyor. suriye'de yaşanan yıkımın üstüne yaşanacak saldırı ve sonrasının yıkımından suriye kendi içinden kurtulabilir mi? ne evet diyebiliriz; ne de hayır demek kolaydır.
abd/ab saldırısı öncesi abd ve avrupa kentlerinde barış gösterilerinin eksikliği de ayrıca düşündürücüdür. afganistan, ırak saldırıları öncesinde bunca sessiz değildi abd/ab sokakları.
bilinmeyen ise israil'dir. abd/ab'nin saldırısından öncelikle ve ençok kazananın israil olacağı önyargısı nasıl gelişir? israil, fırsatçılık yaparak gazze'de hamas'a, lübnan'da hizbullah'a saldırı olanağı bulur mu? suriye tepki gösterecek gücü bulursa düşünülebilir; onun dışında saldırının sonuçların kazanmakla yetinecektir israil. öteki türlüsü abd/ab'nin ardında yığılmış arap güçlerini zora düşürür.
sonuçta, suriye'nin yitirdiklerinin ötesinde yitireceklerini küreselin, sessizce beklemesi günümüzün gerçekliğidir.
27 ağustos 2013, college station, texas.