30 Ağustos 2013 Cuma

cumaları -- 438.

barışçılığın yetmediği günlerdeyiz. ortadoğu'nun tüm güçleri, savaş olsun da, bize gün doğsun beklentisinde, barışçı görünmekten uzak durmuyor. abd saldıracaksa saldırsın da, kalan nasıl olsa bizimdir fırsatçılığının 1989'dan bu yana, bunca doruğa tırmandığı olmamıştı. genel kanı abd vuracaktır ama değişen olmayacaktır. değişmeyeceğe göre duruş belirlemek önceliklidir suriye'de günümüzda. en başta, sona kalan birkaç soğuk savaş artığından biri olan beşar esad, savunacağız demekten öteye saklanmaya öncelik veriyor. beşar esad sanıyor ki, bekliyor ki, gelsinler ama vurup gitsinler. ülkemi, insanlarımı zalimce darmadağın ettim; gelin uzlaşalım yok. beklediği de, düşündüğü de: saldıracaklar da ne olacak? nasıl olsa beşar esad yerinde kalacak. bu arada, paramparça olmuş insanlar, yanmış yıkılmış insanlar, yapılar. saldırganlar, emperyalıstler, suriye'ye de saldırmış gözüdönmüşler mi? ayrıca, dışarıdan sızdırılmış paralı teröristler, bıraksan insanları bin yıl geriye götürecek islam'ı kendine koruma kılıfı yapmış saldırganlar söylemi yeter mi?

olur mu, bir ülke daha, nasıl olur da, küçük bir azınlığın iktidarını sürdüreceğim diye yokolur? beşar esad güç olsa, suriye diye bir güçlü toplumsallık olsa, buraya mı gelinirdi diye soran yok. tüm beklentiler, abd saldırsın; haksız saldırganlar gelir giderler mi? afganistan'dan gittiler mi? ırak'ı bırakıp gidecekler mi? almanya'dan mı çekildi abd; japonya'dan mı çekildi; kore'den mi çekilir? abd'ye silahla saldırılmadan tayvan'ı mı bırakır abd? vietnam'ı nasıl unuttuk mu? nasıl unutulur? vietnam'ı unutmadık ama vietnam'dan onurlu, güçlü, saygın bir ulusallık, toplum ve devlet mi yükseldi? ilk fırsatta kamboçya içlerine çin girmedi de; vietnam neden girdi? kanlı zulüm yönetimini durdurmak için vietnam birleşmiş milletler'in oluruna mı başvurdu gününde?

bırakalım çok uzakları; 1989'dan bu yana belgrad, kosova, bağdat, bingazi, trablusgarp bombalanırken barışçılar "haklı" mı çıktılar? tarihi değişterecek bir güç, bir ilke, bir duruş mu geliştirdiler? abd'yi lanetlemekten öteye ne yapılabilir denemez. olayların buraya gelmesinden ne huzur duyulur, ne de bak yine haklı çıktım denebilir. ne haklılığı var kazanmış görünmenin, barışçılğın bayrağını sallamanın? abd saldırıyor diye miloseviç'le olmanın, abd saldırganlığında kaddafi'ye acımanın, abd saldıracak diye saddam'a arka çıkmanın gerekçelerini geliştirmenin, iki yıldır abd suriye'ye giremez diye antiemperyalizm söylemlerinin hiç olduğunu da görelim.

ortaya kalıcı bir tane siyasetçi çıkmadı: beşar esad gitmeli, abd de saldırmamalı diyecek. dur şimdi sırası mı, bak abd saldırganlığı ve benzerleriyle sonunda beşar esad da gidecektir. sonrası? kimse kazanamayacaktır. örnekler ortadadır; suriye değişik değildir. abd kazanamadı demek kolaydır, gerçekliktir, açıktır. ya kim kazandı? abd yenilgisinden hangi yeni, saygın, güçlü, kalıcı bir önderlik, toplumsallık, siyasilik gelişti?

dağıtmaya gerek yok. ırak'ın da, suriye'nin de, libya'nın da temel eksikliği açıktı. ulusallıkları gelişmemiş, devlet oluşumları eksik, yetersiz ve kurumlaşması geri toplumlarda yönetim geleneklerı oluşmamış ve osmanlı gitsin diye gününde büyük britanya'yla, fransa'yla olmuş; sonrasında, almanya, sovyetler ve en sonunda abd'yle işbirlikçilk etmiş zalimler mi antiemperyalist? yüzyıllık zalimlerin adına mı antiemperyalistlk mücadelesi? ne ilişkisi var? on yıldır işgal atında ırak'tan bir ulusallık mı örgütlendi? tarihin bitiremediği küçük ayrılıklar, karşıtlıklar adına yöresel muktedirler mi ırak'ta kalıcı ya da abd karşıtı? erbil'de mi barış, kardeşlik, gelişim yükselecek? bağdat'tan, basra'dan mı bekleyeceğiz direnişçileri? çıkmadı, çıkamaz, çıkmayacak. 

abd kazanamıyor ama bağdat da, erbil de, kerkük de, basra da kazanamıyor. yarın abd saldıracak ve şam da yitirecek, halep de yitirecek. gerisi boş sözler, boşuna sözler. en barışçı benim; benden barışçışı yok; abd en büyük saldırgan, abd geldiği gibi gider. abd, vetnam'dan da, nikaragua'dan da, yugoslavya'dan da, ırak'tan da, libya'dan da deneyimli olarak uzaktan saldırıyor. tek insanını suriye'ye ayak bastırmadan vuruyor. vuruyor da ne oluyor mu diyeceğiz? vietnam'dan sonra abd barışçılığı mı kaldı sokaklarda? abd, suriye vursa ne olur; abd'nin uzağında olsunlar çoğunlukları seçmiyor mu bush'ları, clinton'ları, obama'ları?

abd'de vietnam savaşı'ndan sonra biri çıkıp da abd'nin saldırganlığını mı sorguluyor? ola kı, birgün ama yarın suriye'de değil, abd yurttaşları onbinler olarak yokolsun mutlaka sorgulanır. abd yenildi, yeniliyor, yenilecek diye barışçılık boşunalığıyla neredeyse son otuz yılı geçirdik; suriye de değişik olmayacaktır. abd'nin ulusallığı parçalanmadıkça; abd'nin devleti ve toplumu çürümeye yönelmedikçe ulusallığı gelişmemiş, devleti ve toplumu paramparça olan toplumlarda barışçıl sesler boşunadır demeyelim ama, boştadır.

türkiye cumhuriyeti'nin başbakanı erdoğan'a bakın: evet ama yetmezleniyor. utanç duyuyor insan. suriye'den beşar esad ilk giden olmalıdır diyemeyen barışçılar, ulusçular abd'yi durduramadı, erdoğan'ı durdurabilmelidir. yarın birgün, türkiye'nin ulusallığını en büyük engel görenler de, zalimlerle, abd saldırsa ne olura gelinmesin. daha da kötüsü: öncesinde bağdat'ta, erbil'de, basra'da; günümüzde şam'da, halep'de olduğu gibi abd saldırsın sonrası bizim olur diye bekleşenler eksik olmaz.

uzaklardan suriye'ye saldıranların uzak tasarımları yakınlaşmasın.    

30 ağustos 2013, college station, texas.