23 Ağustos 2013 Cuma

cumaları -- 437.

mısır'da yapılan kıyımın ardından türkiye'nin yalnızlığı arttı. erdoğan'ın, sokakların ağzıyla, mısır'da olanlara yaklaşımında, varılan noktada, sorumlu diye israil'in hedef alınmasıyla, neredeyse, abd de akp'nin karşısına alındı. bir sonrasında, cami çıkışlarında abd bayraklarıyla, israil bayraklarını yakmaya da varılır mı? erdoğan'ın aklıyla ve davranışlarıyla olmaz diyemeyiz. olsun diyenler kıyıda bekliyor; onu da sezinleyebiliyoruz. oysa türkiye'de, mayıs öncesinde, bunların konuşulması çoktan gerilerde kalmış varsayılıyordu: hem akp ve desteklerince, hem de abd'de akp destekçilerince. bunlar geride kaldı. bugün söylenen yenidir: türkiye'de tahrir olmaz; olsa olsa adeviyye, rabia olur. demokrasilerde tartışmalar, karşıtlıklar böyle mi olur?

31 mayıs'la sokakları ateşlenen türkiye'de ilk şaşıranlar, akp'yle birlikte olmanın sonuna gelinmeyeceği varsayımında olanlardı. akp yanlılarıyla kader birliği etmişler sokakların "hareketliliğinden" ürkmüşlükleriyle: "erdoğan" olanı anlamadı savunmasındaydı. ardından da, danışmanlarının yetersizliği özürü izlemişti, işlenmişti. oysa, erdoğan'ın seçmesi açıktı: yüzde elliyi sayıyordu; yüzde elliyi göstermeyi örgütlesinler istiyordu. günümüzde de, olanlara ürküntüden öteye korkarak yaklaşanlar: akp'nin almaşığı yoktur özüründedir. siyasette ve toplumsallıkta en zorlu günler "almaşıksızlık" günleridir. tarihten biliyoruz ki: almaşığı olmayan siyasilik yoktur. türkiye'de adeviyye ve rabia olabilirliğini söylemek siyasi olarak demokrasiden kaçışın dönülmezidir. türkiye'de adeviyye ile rabia olmaz der demokrasiyi inanmış ve demokrasi içinde çözüm arayanlar. şunu bile söylemez demokrasi içindeki siyasiler: adeviyye ile rabia'ları zorlamayalım. evet, türkiye'de de, adeviyye ya da rabia'ya varılacaksa: 2002'den bu yana yaşananlarda akp karşıtlarının öngörüleri, acı da olsa, gerçekliktir diye düşünmeliyiz.

demokrasiyi seçim kazanmak sanmakla, almaşıksızlığı sonsuza değin varsayanların vardığı despotlukla da; demokrasi olsa, seçimle iktidar olmayacağı varsayımıyla, iktidarını seçimsiz sonsuza değin sürdüreceğini varsayan despotlarla vardığımız ortadoğu karmaşası ortadadır: ırak, suriye, mısır ve libya. türkiye ile iran ise, demokraside bir yanın kazanımıyla demokrasi gibidirler.

mısır'daki kıyımların ardından ortaya çıkan görünümden, kendi iç siyasetleri için kazanıma döndürmek isteyen iki yönetim var: birisi, türkiye'nin yarısından çoktan uzaklaşmış akp siyasi önderliğiyle; ötekisi de, suriye'de, iki yıldır demokrasiyle bitmesi apaçık olan ve halkının çok azıyla çoğunluğunu silahla yıldıracağını uman beşar yönetimi. akp'nin abd'yle karşıtlaşmasından kendine yeni bir açılım kazanacağını sanan suriye'nin yıkılası yönetimi, yüzlerceden, binlere doğru saldırganlık yaşatmaktan uzak duramadı. suriye'nin bir yanında lübnan'da, öteki yanı ırak'ta durmak bilmeyen patlamalarla yitip gidenlerin durmadığını biliyoruz. öyle anlaşılıyor ki, hem yörede savaşları, kıyımları durdurmaya yetecek "bölgesel" güç yok; hem de, küresel güç oluşamıyor. 

birinci ve ikinci dünya savaşlarının gerçekliği olan birleşmiş milletler ile, özellikle, beşler egemenliği, bir kez daha, yerelin zorbalarıyla zalimlerinin, geçici süreli kıyımlarla bölgeleri kanlı savaş günlerine çevirmesinde, kendi iç çıkarlarına doğrudan yararı olmayacağı davranışıyla seyretmeleri bu yüzyılın temel sorunudur. birleşmiş milletler'in beşler düzeni nasıl ve ne zaman küreselin temsilcileri yirmiler, otuzlar olur bilinmez ama, olması gerektiği konusundaki süreç hızla gelişiyor diye öngörmemiz açıktır. büyük yıkımlar, büyük kıyamlar olmadan büyük çözümler de oluşmuyor.

biran için gerçekliğe dönersek; birleşmiş milletler'in beşler'i suriye'de beşar'ı silahlardan arındıracak gücü bulabilir mi? her geçen günle, suriye'de kıyımlar kıyama dönüşürken; birleşmiş milletler gücü de yokoluşa gidiyor.

bu arada, uzun süredir yaşanana aykırı, yakın sürede, küreselde yeni bir gerçeklik yaşanıyor: g8'lerin, neredeyse tamamının birlikte büyümeleri, g20'lerin g8'leri zorlayanlarının büyümelerini aştı. brezilya'nın, hindistan'ın, rusya'nın ve çin'in birlikte, büyümede gerilemeleri anlık mıdır; yoksa, 2008 sonrası g20'lerin küreseli yeniden belirlemelerinin sonucu mudur? doğal ki, iki arada kalan türkiye için de, duraklamanın izlerini gelen günlerde daha açık sürüyor olacağız. iç barışı sarsılmış türkiye'nin, çevresinde bitmeyen savaşlardan uzak durmak yerine o savaşlarda yan tutma yanılgıları dış barışı da zorluyor.

23 ağustos 2013, college station, texas.