15 haziran'da iran'da başkanlık seçimi, küreselde de, türkiye'de de, 2009'da ahmedinejad'ın yeniden seçildiği seçimdeki etkinliğe erişmedi; yansımaları hızla geçiştirildi. iran'da, 1979 devrimi'ne en güçlü isyan ve tepki 2009 seçimlerinde yaşanmıştı. 2009 başkanlık seçimi sonrası, günlerce, sokaklarda seçim sonuçlarına karşıt gösteriler, zorla ve baskıyla sonlandırılmıştı. 2009'da sokaklarda özgürlükçü ve paylaşımcı kitleler dağıtılmıştı; siyasi önderler, kitlelerden yalıtılmıştı. o örgütlülüğün kitleselliği 2013 seçimlerinde yeraltındaydı. iran'ın siyasiliğinde, yüksek din konseyi'nin oluru, sekiz aday dışında seçilme hakkını bulamamıştı.
tüm zoryönetim toplumlarında nice yaşandığınca, iran'da da kitleler, bir yandan yeraltı birlikteliğiyle; bir yandan da, kendiliğinden tepkisellikleriyle, zorla dayatılan adaylardan egemen güçlerle çelişecek adayın ardında toplaşma gücünü buldu. hasan ruhani'nin, mahmud ahmedinejat sonrası devlet başkanlığına, iran içinden de, küreselin egemenlerinden de beklentiler yüksek. doğal ki, en büyük beklentisi olan da abd oluyor. 1979'da halk ayaklanması sonucu denetlenemeyen iran toplumu, abd'den tümden kopmasının ötesinde düşman kamplarda karşıtlaştılar uzun süredir. 2013 iran seçimleriyle seçilen hasan ruhani'nin ahmedinejat söylemiyle yönetimde yeralmayacağı beklentisi yüksek. oysa, temel beklenti söylemden öteyedir: hasan ruhani, iran'ı yalıtılmışlıktan yalıtıp, yeniden küreselde eşit ülke düzeyine yükseltebilir mi? bu siyasi değişim, iran'da kitlesel destekle, egemen din örgütlülüğüyle nerede ve nasıl çatışır? iran'ın içseliiğiyle iran'ın çıkarları küreselin beklentileriyle uzlaşabilir mi? küresel deyince, somutta, g8 ve daha da geliştirerek g20 diye düşününce, iran, nükleer güç olmakta geriye döner mi? yoksa, iran, hasan ruhani seçimiyle, önemli bir zaman kazanımı ve nükleer olmaya savaşsız erişir mi?
iran'ın hem nükleer olması, hem iran'ın barışını koruması zor görünse de, olmaz diyemeyiz: olabilir. iran'ın seçimle toplumsal dönüşüm geçirmediği açık ama, iran'ın yalıtılmışlığının değişimi için olumlu bir geçicilik kazanıldığını da görmemiz gerekir. hasan ruhani'nin devlet başkanlığı'yla iran'ın nükleer güç olmaktan gerilemeyeceğini de, küresele eklemleneceğini de düşünmeliyiz.
türkiye'nin çevresinde, ırak'tan sonra, suriye'den sonra, iran'da da değişim beklenmedik yönde ve bir anda yaşanır olmuştur. uzun süre ırak'taki değişimle ve bir süredir de suriye'deki değişimle, iran'da beklenen değişim; 15 haziran seçim sonuçlarıyla, iran'ın dışından değil de, iran'ın içinden değişimle, ırak'ı ve suriye'yi değişime zorlayacağına yönlenebilir. bu durumda türkiye nerededir? çok açıktır ki, orta yerde, yalıtılmış konumdadır. türkiye, iran'la da, ırak'la da, suriye'yle de olabilirken, günümüzde, üçünden de yalıtılmış konumdadır. bu durumda, en doğalı olan akp'nin sorgulanması, erdoğan'ın ve davutoğlu'nun yalıtılmışlığı getiren dış siyaset öngörüsüzlüklerinden yargılanması gerekir. erdoğan'ın ve davutoğlu'nun dış siyaset bağlamında da sorgulanmaları ve yargılanmaları tarihten önce, adaletten önce siyasi olarak gerçeklenmelidir. böyle bir siyasi yargılamanın olması, türkiye'nin yeni dış siyasi hedeflerle ya da geleneksel cumhuriyet dış siyasa geleneklerinin küreselin yeni konuşlanmasına uyarlanmasıyla gerçeklenebilir.
bu yeni dış siyasal koşulların, ortadoğu'daki bir sonraki çevresi de sorunludur. tunus, libya ve mısır uzun süreli belirsizliklerin batağında ve karmaşasındadır. yarın bir gün, ürdün'ün de, suudi arabistan'ın da türkiye'den yalıtılmış ya da türkiye'yi yalıtıcı konuşlanmaları artık olağandır. mısır'da tahir'le, kısa aralıklarla ardarda yaşanmış yönetim değişikliklerinin geride kalmadığını biliyoruz. geçtiğimiz günlerde mısır'da, toplumun tamamının benimsemediği, mısır'ın önemli bir çokluğuyla uzlaşmaz yönetimin uzlaştırıcılığı, beklendiği gibi, kolay ve kısa sürede olmayacaktır. mısır'da toplumsal barışı sağlayacak demokrasi beklentisi yanıltıcıdır. mısır'da iran sokaklarının yatışmasını çağrıştırır bir geriletme, ağırdan ve kararlı gerçeklenmeyle özgür ve açık seçimler beklemek yanlıştır. çok açıktır ki, 1990'lardan bu yana süren cezayir çözümsüzlüğü de mısır'da süreklilik olmaz.
sonuçta, türkiye, erdoğan-davutoğlu dış siyasetleriyle, türkiye içine, türkiye dışının belirsizlikleriyle karmaşalarını getirmiştir. mısır'daki gerilim, türkiye içinde de, "demokrasi" desteği diye, cuma toplu namazlarının yeni gösteri ortamı olarak gelişmektedir.
türkiye'de, 31 mayıs'tan bu yana "bu daha başlangıç" diye yayılmış ayaklanma durumu gerilemeyecektir. bir yandan yaşananların "kendiliğindenliği"ne vurguyla, bir yandan da "örgütlerden" bağımsız olmayı güç görmenin getirdiği, sürdüreceği dağınıklığın değişmeyeceği açıktır. akp de, durduramadığı, yayılmasını zora başvurmadan bitiremeyeceği sokak kitleselliğini, soruşturma, kovuşturma, sokaklardan yargıya taşıma siyasetiyle de geriye döndüremeyecektir. daha da ötesi, 2013'le açıkta sürdürülen, güneydoğu'daki isyanı sonlandırmada sona gelineceği yanılsamasında da sona hızla gidilmektedir.
akp kitleselliği ve akp siyasi örgüt yapısı erdoğan'ı yedirtmeyiz direnci olanları da, olacakları da tartışacak olgunluğu ve örgütlülüğü açıkta bulamamıştır. akp içindeki olası tartışmaların akp içinden dışa taşmadığı günümüzde, akp'nin bu açık gerçekliği nasıl ve ne zaman dıştan saklanamaz olur bilinemez ama, o gün gelecektir ve yaşanacaktır. türkiye'de, 31 mayıs'la yaşanmış toplumsallığın siyaseti değiştireceği günler uzak değildir öngörüsü özlemden öteyedir.
türkiye'de değişim, çevredeki oldubittilerin kaçınılmaz sonucuyla mı oluşur; yoksa, dış çevrede değişimi etkileyici olarak mı gelişir belirsizliğindeyiz günümüzde.
19 temmuz 2013, college station, texas.