"terör"e, "terörist" olarak katılan, örgütleyen dışında yakınlık gösteren, beklenti geliştiren yok. ayrıca, devlet düzeyinde, devletin yönetim katlarında üst düzey görevlilerin "terör"ü suç diye göstermesi en doğalıdır. bu durumda, ilker başbuğ'un "terör" sorununa odaklanmasını nasıl anlamlandırmalıyız? doğal ki, kitabın yayımlanmasından bu yana ilker başbuğ'un yaşadığı saldırıyı anlamak da, açıklamak da bu yazının konusu değil ama, ilker başbuğ'un yaşadığı, kişisel olarak üzücülüğüyle toplumu incitici olduğunu akıldan uzak tutmamamız gerekir.
ilker başbuğ'un düşünsel kavramlarıyla, içinde yaşadığı ve en tepesine yükseldiği askerlik ilişkisinde çelişki demesek de "ikilik" olduğunu "terör"[1] kitabında yakalamak zor olmuyor. kitap bir anlamda, abd toplumu değerleriyle, abd askerlik sivil ilişkilerine özenmeyle bizde(türkiye'de) durum sizden(abd'den) ayrıyı belgeleme gelgitlerinde süregidiyor. kitap, türkiye'deki okurdan çok abd yönetimlerine türkiye'nin "terör"le uğraşının haklılığının sözcülüğüyle önderliğini gösterme amacında görünüyor. türkiye'nin toplumsallığının abd'ye benzemezliğinin kanıtlanması gerekmez; o apaçık gerçekliktir. türkiye'deki "terör" olgusu ne irlanda, ne de filistin olgularıyla karşılaştırılabilir, örneklenebilir. ayrıca, çok açıktır ki, 1970'lerde almanya'da, italya'da, japonya'da yaşanan "terör" eylemleriyle de; ispanya'da 1980'lerle artan eylemlerle de bir ve benzerlik göstermez. uzaktan ilişki kurulabilecek olanlarını güney amerika'da bulabiliriz.
bir de, samuel huntington'un "the soldier and and the state, the theory and politics of civil-military relations"de geliştirdiği kuram ve abd örneklerinin türkiye'deki asker-devlet ilişkilerinde benzemezliğini kavramak gerekir. ilker başbuğ, bir anlamda da, biz de biliyoruz ve saygılıyız demeye getiriyor abd'nin asker-devlet "kuram-kılgı" ilişkilerini. ilker başbuğ, huntinton'un öngördükleriyle çelişmediğini kime anlatmaya ya da kanıtlamaya uğraşıyor? hem gereksiz, hem de "ikili" konumda kalıyor. doğal ki, "terör"le kazanılacak bir amaç olamaz ilkesine katılmamak zor. ilker başbuğ, "terör" konusunda, gerçeklikle, karşı durulamaz ilkeselliği yinelemiş oluyor.
sonuçta, "terör" olgusuna ne yeni bir kuram getiriyor; ne de özel çözüm sunuyor. "terör"e karşı durmak devletin temel işlevidir doğrusunun vurgusunu yineliyor ki, karşı durmak zordur.
"mustafa kemal[2] atatürk[3]" olgusunu, askerlik ve sivil dönemleri olarak birbirini tamamlayan iki ayrı kitapla sürdürüyor. atatürk'e "20. yüzyılın en büyük lideri" yaklaşımını ilker başbuğ'un ataürk sevgisinin, atatürk inancının bir dışavurumu olarak algılamak zorundayız. atatürk'ün, enaz tartışılan yanı olaylardaki varoluşuyla katılımındaki önderlik konumudur. ilker başbuğ, bu iki kitapla da atatürk'e sevgisinden öteye, atatürk'e sevenlere bir katkıda bulunamıyor. ilker başbuğ, mustafa kemal[2] kitabında, atatürk'ün kurtuluşa varan yaşam öyküsünden, cumhuriyet'in türkiye'de yaşama biçimi olmasındaki önder konumunu, seçmece örneklerle sıralıyor. celal bayar'ın, "seni sevmek ibadettir" alıntısı üzerine kurulu "mustafa kemal" kitabı: "cumhuriyet, onun 29 ekim 1923 günü doğan çocuğuydu, onun eseriydi" diye sonlanıyor. oysa, hep biliyoruz ki, mustafa kemal önderliğinde nice askerlerin, nice sivillerin tbmm'de örgütlenmesiyle, yönlendirilmesiyle zafere ulaşan kurtuluş ve cumhuriyet gerçekliğimizde söylenmeyen, bilinmeyen ne kaldı? mustafa kemal'in "söylev"i de, kurtuluşun, kurucuların önderlerinin anılarıyla; yazarların, düşünürlerin tanıklıklarının örneklerinin ötesinde yeni bir özetinin getirdiği açık, yeni ve düşündürücü bir sav yok. mustafa kemal'i öğrenmek için de, anlamak için de, değerlendirmek için de önemsenecek bir yapıt olmamış demeliyim.
ilker başbuğ, atatürk[3] kitabında, bir öncekine göre değişik bir yöntem izliyor. birincisi, mustafa kemal'in yüzyıldır yinelenmiş, bilinen yaşam öyküsünden seçmelerle özet bilgilendirme iken; tamamlayıcı ikincisinde, atatürk'e cumhuriyet tarihi boyunca yapılan eksiltici, küçültücü olguların, olayların, atatürk'ün seçmelerinin doğrusunun, savunulası olanının olduğuna kalkan görevini üstleniyor. atatürk'e saldıranların bu doğruları kabullenmeyeceğinden öteye durup da düşünmeyecekleri de açıktır. geriye atatürk'ü sevenler, izleyenler, inananlar kalıyor. onların da bunları bilmediğini düşünmek ve onlara yolgösterici olmanın gereği mi var?
cumhuriyet tarihinden bildiğimiz gerçeklik açıktır: atatürk'e saldırıların siyasi getirisi geçici olmuştur; atatürk'e dayanarak siyaset geliştirmenin ise ne yararı vardır, ne de gereği. mustafa kemal atatürk gerçekliği, tarihin yıkılmaz, silinemez gerçekliklerindendir. atatürk'e saldırıların atatürk gerçekliğini küçültme çabalarından ürkmek de, onları yalanlayıp yanlışlayıp düzeltmek de yeterince yapılmıştır. atatürk'ün aşılması için, atatürk'ten öteye, cumhuriyet'i yükseltici olmaya sözü olanlara bu tür kitapların katkısı yetersiz kalıyor.
1. ilker başbuğ, terör örgütlerinin sonu, remzi kitabevi, birinci basım, istanbul, mayıs 2011, 232 sayfa.
2. ilker başbuğ, 20. yüzyılın en büyük lideri mustafa kemal 1881'den 1923'e, remzi kitabevi, dördüncü basım, istanbul, haziran 2012, 352 sayfa.
3. ilker başbuğ, 20. yüzyılın en büyük lideri atatürk 1923'den 1938'e, remzi kitabevi, birinci basım, istanbul, kasım 2012, 320 sayfa.