ilber ortaylı'nın son kitabının adını duyunca: sonunda, yetkili, bilgili bir bakışla tartışmanın düzeyi yükselecek diye düşünmüştüm. sonunda, ilgiyle okudukça: "yakın tarihin gerçekleri, osmanlı'nın çöküşünden küllerinden doğan cumhuriyet'e"[1] beklentilerime destek olmadığı ilk yargım oldu. öncelikle iki konuda ilk yargımı belirteyim: 1. bu kitap değil, derleme; 2. her yazının, her değerlendirmesine, eksiksiz katılırım.
ilber ortaylı'da da, özellikle, türkiye'de örnekleri çok olan, bildiğini derinlemesine, kalıcı yapıtlara dönüştürmekte bir kaygısızlık var. bir anlamda, bunları(ilber ortaylı'nın bildikleri) nasıl bilmezsiniz, önce bunları(bilinmesi ortadaki bilgilerle açıkta duran gerçekleri) doğru öğrendiğinizi bilmeliyim anlayışı egemen. bilmiyorlar, öğrenmiyorlar, anlamıyorlar, anlayamazlar yaklaşımını benimsemiyor. ben nasıl öğrendiysem, ben nasıl biliyorsam, sizin de bilmeniz, öğrenmeniz gerekir önyargısını saklamıyor. yeri geldikçe de kısa, özlü, kesin yargılarla sürdürüyor düzeltme yanlısı yazımını.
osmanlı çökmüştür ve yerini alan cumhuriyet gerçekliğimizdir yargısının tartışmazlığına katılıyorum. osmanlı'yı yadsıyan, cumhuriyeti yoksaymaya varan yıkıcılara tartışmada yer vermiyor. bu önemlidir. türkiye'de osmanlı'nın çöküşünü, osmanlı'dan kopuş ve bağlantısızlık olarak alanlar da yanılgıdadır; cumhriyet'le süren türkiye'nin varoluşunu yıkılası görenler de yanıltıcıdır. osmanlı ile cumhuriyet iki ayrı oluşumlardır; birinin ötekini izlemesi ya da, birinin içinden ötekinin çıkışı yakın tarihin temel gerçekliğidir, tarihimizdir.
ilber ortaylı'nın tarih bilinci, tarih bilgisi düzeyinde güçlü ve önemlidir. tarih bilinci, tarih bilgisinin öncülüdür. tarih bilgisi yeterli değildir; tarih bilinci gereklidir. ilber ortaylı, devlet terbiyesiyle türklük bilincinin kesişimini, türkiye'de barışın, demokrasinin ve yurttaşlarının mutluluğunda zorunlu sayıyor. ilber ortaylı'nın tarihçiliğinde boşuna ve temelsiz böbürlenmeye de yer yok; tarihin yaşanmışlıklarından utanç duymaktan çok olabilirliğinin anlaşılmasının uzlaşımcılığı var. türkiye'nin yakın tarihindeki yaşanmış acılıklardan ne toplumundan caymaya varıyor, ne de toplumuna karşıtlığa veri olarak alınmasına hoşgörülü. tarih bilinci dediğimiz de bu oluyor.
"cumhuriyet osmanlı imparatorluğu'nun devamı mı?" sorusunu yanıtlarken tarihin değişmez değil de, neden ve nasıl değişebilirliğine yaklaşımı tarih bilincimize örnek alınacak sağlamlıktadır:
<<
Tarihçilikte de zaten tarih bilmesi gereken bir insanda böyle "ben okudum bildim havası" olmamalıdır. Devamlı okuyup tetkik etmelisin. Çünkü devamlı görüşlerin değişir, bazı sert hükümlerde yumuşamalar olur, bazı şeylerde de ters hükümler vermeye başlarsınız. İttihat ve Terakki'yi sevmezken, adamları sevmeye başlayabilirsiniz. Veya aksine İttihatçıları çok sevmen öğretilmiştir, zamanla 'işe yaramaz' diye düşünmeye başlarsın. [a.g.e., s.94]
>>
ilber ortaylı, tarihsel kişiliklere eleştirisini saygıyla ortaya koymayı örnekleyendir. ulu orta, yerli yersiz, bilir bilmez istiklal savaşçılarını, cumhuriyet kurucularını değerlendirenlere, dikta, despot nitelemelerini kullananlara, uzlaşmaz ve acımasız yargılarla küçültücü değerlendirmeler yapanlara anlayacakları yaklaşımla tepkilerini eksik kılmıyor. türkiye'nin tarihsel kişiliklerini de, tarihsel kurumsallıklarını da, yapısal sürekliliklerini de güvenle koruyucu ve kollayıcı görünmekte güç göstermekten çekinmiyor.
türkiye'de, seçimli demokrasi olsun, siyasal partileşmeler olsun, anayasallık, yasallık olsun, sanıldığına aykırı olarak güçlü gelenekleri ve dayanakları olduğunu her yeri geldiğinde belgeliyor:
<<
1921 Anayasa'sı aslında Anadolu mücadelesinin ne kadar hukuka dikkat eden ama cumhuriyetçi fikirlerini de açıklamaktan çekinmeyen bir hareket olduğunu gösterir.[a.g.e., s.128]
...
Değerli hocamız Tahsin Bekir Balta'nın 1924 Anayasası'nın bazı değişikliklerle muhafazası teklifini sadece dinleyip fazla itibar etmediler. Bu bir talihsizliktir ama 1961 Anayasası görüş birliğinin hakim olduğu, geniş bir grubun uzunca tartıştığı ve kurucu meclise hakim olarak yön verdiği bir yasama faaliyetidir.
Aynı şeyi taklit etmek isteyen 1980'nin askeri yönetimi danışma meclisinde böyle geniş bir tartışma ortamı hazırlayamadı. Mecliste ve asıl önemlisi komisyonda muhalefet, hatta zıt görüş çok tipik değildi. Bu görüşler, sadece bazı üyelerin kimi çıkışlarıyla sınırlı kaldı. 1982 Anayasası'nın oluşumunda en göze çarpan niteliklerinden biri budur. Tartışmanın uzaması ve uzatılması işi çıkmaza sokabilir ama aksiyle ortaya çıkan bir metnin de fazla yaşama şansı olmayacağı açıktır.[a.g.e., s.132-133]
>>
ilber ortaylı, "türk milliyetçiliğinin," 1789'la gelişip yaygınlaşan balkan milliyetçiliklerine, hem tepkisel olarak gelişip yerleşmesiyle, hem de onlardan önce de, köklü varlığını özlü yargılarla, eksiklik olarak değil, olumlu gerçekliğimiz olarak değerlendiriyor. milliyetçiliklerin çatışmalarını ne yoksayıyor, ne de yaşanmışlığının günümüzde ayrımcılığın, karşıtlıkların kaynağı olmamasını öngörüyor. türkiye'de egemen öğeleri görmezlikten gelen bilinçsiz, bilgisiz yaklaşımlara uzak duruyor.
kısa, özlü değerlendirmelerle yoğun bu derlemede, atatürk'e saygın yaklaşım gücüyle etkili değerlendirmeyi nice incelemede, araştırmada bulmak zordur:
<<
Bütün genç subaylar gibi Atatürk de İttihatçı idi. Ama İttihat'tan çok erken bir zamanda soğumuş, bu ideolojiyi bırakmış ve dahası bir süre sonra buna cephe dahi almıştır.[a.g.e., s.98]
>>
bölük pörçük bilgi kırıntılarıyla, sağlam bilinç temelleri olan bu derlemeyi okumayı artı saymak gerekir. adı geçen derlemeyi yakın tarihin gerçekleri okumasından çok, tarihin nasıl okunması, tarihi gerçekliklere nasıl yaklaşmak gerektiği konusunda bilincimizi geliştirmek yönünde de okumalıyız. türkiye'de tarihimizi, eksiklik değil, gücümüzün belirleyici öğesi de değil ama, yarına güvencemizin temel ilkelerinden saymalıyız.
1. ilber ortaylı, yakın tarihin gerçekleri, timaş yayınları istanbul 2012.
1 ağustos 2012, college station, texas.