türkiye'nin en devingen, en değişken partisi akp'dir. güçlenme yolunda çekirdek örgütlenmesini korumak başarısının ötesinde, çoğalmak yolunda korkusuz ve yararlı adımlar atabiliyor. akp'yle birlikte yokolan ve gerileyen partileri biliyoruz: öncelikle ve en önemlileri anap, dyp, dp, bbp ve son olarak da "has" parti. öyle anlaşılıyor ki, en sona da en güçlüleri kaldı: sırada sp ve mhp var. bu nedir? çok açıktır ki, 1970'lerin "milliyetçi cephesi"nin bir partide toplaşmasıdır.
12 eylül'ün nedenlerinden olan ve 12 eylül'ün başaramadığını akp önderleri adım adım gerçekleme yolunda. akp için bu gerekli miydi diye sormaktan önce, akp'nin sürekliliğini mi getirir; akp'nin yıkımını mı hızlandırır? türkiye'nin günümüzdeki temel siyasi sorusu budur. 1980'lerde, 1940'lara dönülsün diye tasarlanmıştı siyaset: bir yanda anap olacak ve dp'yi temsil edecek; bir de hp olacak ve chp'ye karşılık gelecek. düşünemedikleri chp ve dp'nin siyasi temsilcileri 1950'lerin, 1960'ların ve 1970'lerin yaşanmışlığıydı. yürümedi 1982 tasarımı. 2000'li yıllarla da chp yeniden varolup karşısında dp olmayışı eksiklik sayıldıkça akp seçim kazandı.
2011 seçimleriyle yaşandı ki: anayasa yapımı için akp'nin çoğunluğu yetmeyecektir. akp ile mhp birlikteliği de yetmez çünkü öyle bir birliktelikte ödün vermek gerekirdi; ayrıca da, mhp'nin parçalanmayacağının güvencesi yoktu. kaldı ki, öyle bir birliktelikte, akp'den de kopmalar olasıydı. akp'nin dışındaki tabanda birlikte olunabilenlerin siyasiliklerini eritmeden ortaya çıkacak akp'nin karşısında da chp'ye bdp'yi birbirine zorunlu kılma siyaseti olduğu açıktır. gerekçe de bitmez tükenmez "faşizm" geliyor ya da "faşizme karşı birleşik cephe" diye chp'nin içine bdp'yi derleyebilmek. sonra da yüzde yetmişe yakınla yüzde otuza "demokrasi" ve "çoğunluk" dayatması. doğal ki, siyasette böyle tasarımlar olabilir ama, pirinç diye evdeki bulgurdan olma çokça yaşanandır.
öyle görünüyor ki: türkiye'de yeni seçim yaşanmadan akp'nin türkiye'de siyasi adımları hep seçime yöneliktir. akp için sorun, yeterince oyum yok; çoğalırsak, birlik olursak üstesinden geliriz. akp "milliyetçi" ve karşıtları da "devlet-millet" karşıtı. apaçıktır ki, türkiye'nin böyle bir siyasete yönelmesi de, bu siyaset tasarımının gerçeklenmesi de çok gerilerde kalmıştır.
akp'nin devingenliği akp'yi sarsabileceği ne olabilir ne de düşünülebilir göründüğü bu noktada ayrışımı getirebilir. akp'nin on yıl yükünü çekmişlerin, yeni gelenlere yer açacağını düşünmek siyaseti bilmemektir. akp'ye toplaşanların da, akp'nin on yıl yükünü çekenleri çoğaltmak için toplaştığını toplaşacağını düşünmek de siyasete aykırıdır.
yapılması gereken neydi? türkiye'nin tarihten süzüp getirdiği akp, chp, mehp ve bdp gerçekliğini temel alıp uzlaşım gerçeklemekti. türkiye'de siyasi devrim oydu, o olabilirdi. "uzlaşım" ödünleşmektir. uzlaşımda, güç verir, güçsüz de aldığınla yetinir. akp, tek başına olmayı ve ödünsüz yapmayı seçti. akp'nin uzlaşımsız başarması olanaksız olduğunca; akp, yapay arayışlarla çoğalırken; akp'nin azalması sonucunun olabilirliğine bunca ortam sağlamamıştı. akp'nin çoğalması mı; yoksa, dağılma süreci mi bugünden bunun ötesini öngörmek kolay değildir. akp, kendi içine düştüğü anda yaşanacaklara siyasi tepki gösterecek hazırlık var mı türkiye'de? yoktur ilk yanıtımız olmalıdır. siyaset anlık boşlukları hızla doldurur.
türkiye'nin abd'yle birlikte suriye'de açmazda göründüğü ortadadır. "birleşmiş milletler" güvenlik kurulu'nda rusya'yla çin'in olmazlandığı anda yapılacak olana bugün gelinmesi suriye'deki kanlı beşar esad yönetiminin sürmesini getirmiştir. önce, cenevre'de, abd dışişleri bakanı clinton ile rusya federasyonu dışişleri bakanı lavrov arasındaki görüşme ve ardından türkiye ile abd'nin öncesine göre söylemleri ve davranışları değişmiştir. arada, arabulucu kofi annan da, bir anlamda zaman kazandırıcı ve öteleme çözümleyicisi konumundan sonuç alınmadığını sezinletmesiyle savaşın suriye dışında sonlandığını söyleyebiliriz. türkiye başbakanı erdoğan'ın, davutoğlu'yla birlikte rusya'ya gitmesi suriye'de sona birleşmiş milletler çerçevesinde çözümle varılacağının göstergesi olarak alınmalıdır. çin'in de birleşmiş milletler çözümünün içinde olduğunu düşünmemiz gerekir. daha da ötesi: birleşmiş milletler çözümünün, meksika'daki g20 toplantısında bağlandığını da anlamalıyız. böyle bir sonuçta ödünleşmenin ne olduğunu, nerede uzlaşıldığını, ancak çözüm gerçekliğinde sözkonusu edebiliriz. ayrıca, çözüm geçerli olur mu, sürdürülebilir mi ise ayrı sorundur. bir sonrasıdır.
türkiye'de "öym" gitsin diye beklentileri kullanıp, "3. yargı paketi" diye akp'nin oldubittisini buraya değin söylenenlerle düşünürsek, durum biraz aralanır gibi oluyor. yıllardır hapiste unutulmuşlarla, aylardır hapiste tutulu olanların salıverilmesinin "yargı"nın bağımsızlığından olmadığını, basbayağı yürütmenin yasamayla yargıyı kendinde birleştirdiğinin en güçlü kanıtı olarak görmek gerekir. 12 eylül 2010 anayasa referandumu'nun doğal sonucunu yaşayarak öğrenenlerin siyasi öngörüsüzlükten siyaset dışı kaldıkları açıktır. siyaset güçle yapılır ve gücü etkilemenin "özlem"den "niyet"ten öteye olduğu gerçeğinin acılığı bitiricidir.
avrupa'da yunanistan, italya sonrası ispanya'nın da avro'nun kurtarılması tasarımında kazanıldığı varsayımı güç kazanmış görünüyor. bu sonucun da g20'de meksika'da son biçimini bulduğunu söylemek yanlış olmaz. ayrıca, çin'in de g20'de öngörülen "iktisadi önlemlere" geldiğinin göstergelerini gelecek hafta yaşayacağız. soru şudur: g20'nin kararları küreselin bunalımını sonlandırabilecek güçte midir? yaşanmadan söylenecek olan önyargıdır. şu anda, g20 çözümüne uyulacağını söyleyebiliriz. uyumsuzluktan çok, kazanamadığı konumunda olanların halklarını nasıl denetleyebileceğini beklememiz gerekir.
abd seçimlerinde kirlenme henüz yok ama, adayların ve partilerin birbirlerini suçlamayla aşağılamada hızlandıklarının getirisi ne olur diye düşünmeye başladığımız açıktır. haziran ayı'nda yüz milyon dolarlık kayıtlı destek toplama başarısı gösteren romney'nin karşısında; haziran'da, yetmiş milyonu bulan kaynak biriktiren obama'nın bu kaynakları nasıl kullanacaklarının izlerini ucundan görmeye başladık. adayların, yarın olası kazanımlarında öngörülerindeki artılardan çok; öteki adayın kazanması olasılığının getireceği eksileri vurgulama yönünde korkutmaca siyaseti gelen ayların odağıdır.
13 temmuz 2012, college station, texas.