türkiye cumhuriyeti'nin nice değişmez, nice değiştirilemez ilkeleri vardır. ikisi, turkiye cumhuriyeti'nin yaşama gerekçesi, varlık nedenidir: 1. egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur ve 2. içte barış, dışta barış. bu ikisi birlikte ve birbirini güçlendirici biçimde türkiye'nin birleştiricisidir. biri adına ötekine ya da birinden birine öncelik tanınamaz.
demokrasilerde seçmen çoğunluğuyla yürütme ve yasama gücü kazanmak olağandır. yargının bağımsızlığının siyasetle çatışması olmadığı gibi, yargının da siyaseti belirleme yetkisi olmadığı gerçeği tüm güçlerin siyasi uzlaşımıdır.
türkiye'de "yurtta sulh, cihanda sulh" uzun süre bugünkü gibi tartışılmamıştır. tartışılabilir miydi geçersiz ve anlamsızdır. tartışılmamıştır. 1930'lu yıllarda türkiye'nin içinde barışı korumak da, dışarıdaki savaşlardan uzak durmak da gerçeklenmiştir. güneydoğu'daki isyanların ardındaki dış güçler açıkça bilinmesine karşın açıktan o güçleri karşıya almaktan çekinilmiştir. türkiye barışını öyle sağlamış ve korumuştur. yine 1940'lı yıllarda ilk kez çevremiz savaşın içine çekilmişken savaştan uzak durma becerisi ve başarısı gösterilmiştir. türkiye'de o gün bugündür 1930'ların, 1940'ların savaştan uzak durma siyasetleri, hem gününde, hem de tarih boyunca tartışma konusu olmuştur. tartışmadan çok da türkiye cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine ve işleyişine karşıtlık olarak süregelmiştir bu eleştiriler. 1940'ların meclis tutanakları kamunun malıdır. kimlerin savaşçı, kimlerin barıştan yana oldukları açıktır.
1950'lere demokraside devrim niteliğinde sıçramayla giren türkiye, içteki barışının gücüyle "cihan"da barış gereği diye kore savaşı'nda "birleşmiş milletler" gücünde ve abd yanında olmuştur. demokrasi işleyişinde ulusun egemenliği etkin olarak dıştaki savaş, içte de savaşa neden olmamıştır. savaşın uzamaması da içte savaş karşıtlığının gelişmesini getirmemiştir. 1950'ler boyunca mısır'da, cezayir'de, macaristan'da ve uzak yakın nice savaşa, ne tarihsel, ne dinsel, ne de ulusal gerekçelerle destek olunmamıştır. 1950'lerde, demokrasinin de gelişimiyle mısır'da, cezayir'de, ırak'ta içişlerine karışma ya da uluslarası ilişkilerde türkiye'nin seçmesi savaşı değil barışı destekler olmuştur. nice yanlışlıklara, yalıtılmalara karşın türkiye'nin savaşçı seçmelere uzaklığı yaşanmış gerçekliktir. bunlar gününde de; o gün bugündür de tartışma konusudur.
1950'lerde türkiye kıbrıs'taki gelişmelerden uzak kalmamış ve içsavaş yanlısı rum varlığına karşı barıştan yana görüşmeci, uzlaşımcı ve antlaşmalardan yana olmuştur.
1960'la, soğuk savaş sürecinde, 1945 sonrası abd'yle yapılan ikili antlaşmalar'da yurtta barışımızı zorlayacak metinlere ve kısıtlara karşı duyarlılık gelişmiştir. türkiye, bir yandan soğuk savaş'taki seçtiği yanın gereklerine uyarken; bir yandan da, ulusal çıkarlarına aykırı bağlayıcılıklardan uzak durmanın arayışlarını tartışmıştır. 1960'ların tartışmalarında, 1945 sonrası tek yanlı ve ulusal çıkarlara aykırı ödünlerin getirebilecekleri açıkça tartışılmış ve ulusal destek kazanmıştır. 1964'de, 1967'de kıbrıs'a "müdahele" ile çıkartma gerekleri nato ve birleşmiş milletler "taahütlerimiz" doğrultusunda ötelenmiştir. bunlar ulusal tepkilere neden olduğu gibi, içte barışı zorlayıcı durumlara da neden olmuştur.
1974'de uluslararası "hukuk"a dayanarak ve türkiye'nin ulusal çıkarları gereği kıbrıs'a "barış harekatı" gerçeklenmiştir. türkiye toplumunun tartışmasız büyük çoğunluğunun desteklediği kıbrıs savaşı'yla kıbrıs'ta barış gerçeklenmiştir. 1974'den bu yana kıbrıs'taki barış sürekliliğe erişmiştir. kıbrıs savaşı'na tepki olarak türkiye'de "iç barış"ın geçirdiği "iç savaş" da demokrasi dışı ama, ulusal katılımla durdurulmuştur.
1979'da iran'ın soğuk savaş geleneklerine aykırı olarak iran'da yaşanan devrimin kendini ırak'la savaş durumundan uzak tutamamasına türkiye: "içte barış, dışta barış" gereği iki yana da eş uzaklıkta durmuştur.
1980'lerle güneydoğu'da askeri yönetimin ve türkiye cumhuriyeti'nin zayıflıklarına karşı gelişen "isyan"la ortaya çıkan "suriye" sorununa da savaşsız çözüme öncelikle yaklaşmıştır. suriye ile savaşı göze aldığını suriye'ye dayattığında da uzlaşım gerçeklenmiştir.
1990'larla türkiye'de türkiye'nin içini tartıştışmaktan öteye dışını da tartışmak yaygınlaşmıştır. kurtuluş savaşı öncesi sonrası, cumhuriyet tarihi, özellikle ve öncelikle: "yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi küçümsenir ve üstesinden gelinir hedefe dönüşmüştür. önce, liberallik gereği, mutlakçı yaklaşımla, murat belge'nin önderliğinde "türkiye"nin gerçekliği çarpıtılmıştır. türkiye'nin ne içte, ne dışta; ne cumhuriyet tarihinde, ne de anadolu tarihinde "barışçıl" olmadığı yinelenir olmuştur. buna, islam'a ve osmanlı tarihine bağlılık adına da ahmet davutoğlu, kendince kuramsallaşma getirdiğini öngörmüştür.
bu iki önemli düşünürün vardıkları sonuçların türkiye'de destekçileri vardır. ahmet davutoğlu, yazılarında, kitabında açıkça "yurtta sulh, cihan sulh" yaklaşımının türkiye'yi küçültücü, yalıtıcı olduğunu ve yeni bir siyasetle bunun aşılması gereğini yazmıştır. daha da ötesi, davutoğlu, akp'nin birinci döneminde etkin danışmanı; ikinci dönemi'yle de etkin diş siyaset sorumlusudur. murat belge de, türkiye'nin içte, askeri güçlerine karşı demokrasi olanaklarıyla karşıtlığın önderidir.
suriye'de gelişen ve savaş konumuna geldiğimiz bugünlerde bunları anımsamanın önemi ve anlamı nedir? davutoğlu siyasetiyle türkiye cumhuriyet ilkelerinden kopup savaşçı konuma mı gelecektir; yoksa, belge karşıtlığıyla savaşa karşıtlık adına savaş karşıtlığı bayrağı mı açılacaktır? "barış" günlerinde birlik ve birlikteymiş görünen davutoğlu ve belge siyasetlerinin türkiye'nin savaş durumunda karşıtlığının türkiye'nin bir zayıflığını oluşturduğunu akılda tutmamız gerekecektir.
suriye'yle savaşın türkiye'nin içinde de savaşı açığa çıkaracağı unutulmamalıdır. davutoğlu'nun da, belge'nin de yanıldıklarını savaşı yaşamadan görmemiz gerekiyordu. türkiye'de savaşa en uzak kurumun tsk olduğunu bilmeme yanlışındaki belge de; savaşa olabildiğince uzak durmayı ilke edinmiş tsk'nin edilgin olduğunu varsayan davutoğlu da, yanılgılarının sorumluluğunda tarihte yenik anılacaktır.
nasıl ki, barış günlerindeki askercil söylem belirleyici değilse; savaş durumunda da, asker karşıtlığı belirleyici olamaz.
24 haziran 2012, college station, texas.