10 Haziran 2012 Pazar

düşkünlük, yükseliş neden?

marksizm'in gözden düşeli yenidir. 1989'la özgürleşenlerin siyasetin de, iktisatın da, toplumun da, bireylerin de temel sorunlarına kendi kurgularıyla yaklaşmaları olağandır. 1989'la çoklarının beklemediği yeniden bulunan ulus oldu, devlet oldu, ülke oldu.

önce, jared diamond[1]'un önemli, ilginç ve yüksek çağrışımlı kitabı "collapse(çöküş)"le başlamak istiyorum. jared diamond, tarihsel soruyu yeniden güncelleştiriyor: "neden kimi uygarlıklar ya da toplumlar çöktü, yokoldu?" yılların birikiminden yeni bir kitap derlemek kolay değildir. kolay bir kitap olmamış. beklentilerimin çok çok altında kaldı okumadan bende kalanlar. çok açık ki, zorlu bir soruya yanıt arayışında somut bir kurama varamıyor diamond. kalıcı ve açıklayıcı oluyor mu? soruyu canlı tutuyor demeliyim. antroploji ile tarihi kesiştirmek ne kolaydır ve belki ne de olasıdır. kopukluklar, kesiklikler, benzemezlikler çoktur. o kopuklukları, kesiklikleri ve benzemezleri birliğe dönüştürmek daha çok yazımı gerektirecek. kimyanın, fiziğin insanlığın pasifik adaları'nda, avusturalya'da, amerikalar'da, afrika'da, asya'da bin yıl önce değil, binlerce yıl önce insanlarin neyle beslendiği, çevrelerindeki doğayı nasıl çökerttiğine aracı oluşunu okumak, anlatmak jared diamond'un başarısı olmuş demeliyim. günümüzdeki toplumların neleri önemseyip, çöküşü nasıl önleyebilirler konusunda alçakgönüllü yaklaşımına da saygı duymamak olmaz. çevreciler ve çöküşün kaçınılmaz olmadığını düşünenler için okumaya değer bir anlatım.

sonrasında da:  daron acemoğluile  james a. robinson[2]'un yeni kitabı "why nations fail: the origins of power, prosperity, and poverty(uluslar neden başarısızlaşır: güç, gönenç ve düşkünlüğün kökenleri)"nin jared diamond'ın eksik bıraktığını tamamlamayı ve çoğaltmayı amaçladığı, okuyunca anında anlaşılıyor. kitapta çok ilerlemeden jared diamond'a göndermeler de açıkça yapılıyor.

iktisat kökenli yazarların toplumları, ulusları belirleyenin iktisattan önce ve ençok "siyaset" olduğunu söylemeleri yeni değil ama yüzyılı aşkındır "iktisat"ın siyaseti belirlediği öğretisine karşı geliyor. siyasetin yeniden önem kazanmasına katılıyorum. toplumların yönetim biçimlerinin ve yönetim seçmelerinin önemiyle başlıyor, sürüyor, bitiyor kitap. toplumların katılımcı, çoğulcu siyasetle kaynakların çoğalmasını da yani zenginleşmeyi, bolluğu, gönenci getirdiğini; baskıcı yönetimlerle kaynakların azalır yönde fakirleşmeye neden olduğunu tarihten günümüzden örneklerle çoğaltıyorlar.

acemoğlu ile robinson'un diamond'a göre daha "iddialı" oldukları açık: toplumsal zenginlikle fakirliğin kuramını bulduklarını ve bu kurama göre uyarlanabilen ülkelerin bolluk içinde olacağını öngörüyorlar. bu yaklaşım iki yönden zayıflık içeriyor: 1. demokrasi ve katılımcılık her yerde, her zaman olabilir varsaydıklarından öteye, 2. ingiltere ve abd'nin demokratikliğinin tarihsel rastlantılardan geliştiğini söyleyerek kendi kuramlarıyla çelişiyorlar. hem ingiltere'de, hem de abd'de gelişen özgürlüklerin tarihsel olarak kaçınılmaz olmadığını yineleyip duruyorlar; hem de zimbabwe'de, venezüela'da, çin'de, rusya'da bolluk olmayışını özgürlüksüzlüklerle açıklamayı yineliyorlar. çok açık olarak stalin sanayileşmesini de, çin'deki son otuz yılın gelişimini de geçici olarak, süreli olarak önemsiyorlar ama demokrasi getirmediği için sürdürülebilir olmadığını vurguluyorlar.

diamond'dan çevremizi koruyalım, hor kullanmayalım yeneilenmesine katkıda bulunalım dersini öğrenirken acemoğlu ile robinson'dan da servetin yoğunlaşmasını önleyin, serveti yayın güvencelerini sağlayın koruyun dersini öğreniyoruz. zenginliğin en yüksek kurum devlette değil; en yüce birim olan insanda olmasının öğretisi olarak yeni bir kurama vardıklarını varsayıyor acemoğlu ile robinson. siyasetin de iktisatın da katılımcı ve paylaşımcı olmasının özgürlüklerle demokrasi olarak olacağınıı insanlar çoktan buldu. tarihsel olarak ingiltere'de sanayi devrimi önce ve hızlı gelişti; abd, fransa, almanya, japonya da sanayi devrimlerini çok gecikmeden gerçeklediler. sanayi devrimi siyasetle koşut yaşandığındandır bolluk toplumu oluşları. siyasi olarak demokrasiyi seçmekle iktisatın da bollaşmayı getireceği örneklerini fakir ülkelerin varlığıyla sovyet ve sosyalist düzenlerin yıkımı ve kısıtlayıcılığıyla bolluğu getirmediklerini buluş olarak vurguluyorlar.

acemoğlu ile robinson'un hiç değinmedikleri gelir dağılımı adaletsizlikleriyle düzelmezlikleridir. sen de çalışırsan, sen de iyi eğitim alırsan zengineleşirsin; yeter ki, siyasi özgürlüklerle özel mülkiyet hakkının güvenceleri sağlanmış olsun; yeterli midir? hep biliyoruz ki: ne bireysel düzeyde zenginleşme, ne de toplumsal bolluk ve gönenç onca kolay kazanılır değildir.

niall ferguson mu acemoğlu ile robinson'u izliyor; yoksa, acemoğlu ile robinson mu ferguson'la çakışıyor ise ayrı bir durum. son zamanlarda, "boston okulu" diyebileceğimiz ve geleneksel "şikago" ile "stanford/berkeley" iktisat siyaset okullarına ek bir evrim midir gelen yıllarda daha açık olacak. rastlantı değil bunların herbiri benzeri soruyu benzeri yaklaşımlarla yineliyorlar. yine rastlantı değil, murat belge de son kitabıyla, benzeri savlarla, yeni okulun katılımcısı oluyor.

1. jared diamond, "collapse, how societies choose to fail or succeed", penguin books, 2005.

2. daron acemoğlu ve james a. robinson, "why nations fail: the origins  of power, prosperity, and poverty, crown business, mart 2012.


10 haziran 2012, college station, texas.