türkiye savaşın eşiğinde. türkiye'nin içinde savaşı isteyen de yok; savaşa hazırlık da çok değil. bu savaştan neden kaçınamadık? akp iktidarını, başlangıçta da, bugün de hafife alanlar çoğunlukta türkiye'de. akp iktidarı, kabaca, türkiye'nin yarısıdır. türkiye'nin öteki yarısı, akp, ne yaparsa yapsın katılmaz. akp'de toplanan türkiye'nin çoğunluğu savaştan yana değildir. bunlardan ilk çıkarım şu oluyor: akp'nin önderliğinde türkiye'nin savaşta olması hangi aklın sonucudur? türkiye, akp diye bir gücü nasıl çıkardı, nasıl büyüttü onu iyi anlamak gerekir. akp, ne yaparsa yapsın yanlıştır diyenlerin türkiye'nin savaşından sorumlu olmasını düşünmek yanlış olur. akp'yi güç yapan, akp'yle güçlenen, akp'yle türkiye'de cumhuriyet tarihinin değişimin yaşayanların kendilerini savaşla ilgilendirmesini düşünmek de kolay değildir. yine bu durumdan da çıkarım benzeri oluyor: türkiye savaş yapmayacaktır, türkiye savaş yapamaz. bunlar önemli çıkarımlar ama şu soruyu yanıtlamıyor: türkiye nasıl oldu da savaştadır?
yetmişbeş milyonluk türkiye nasıl oldu da: küçük bir azınlığın seçmesiyle savaşa vardı? türkiye'de kimse çıkıp da, ben savaştan sorumlu değilim diyemez. türkiye bunca kolay, bunca hızlı nasıl oldu da seksen yılı aşkın, neredeyse doksan yılı bulmuş: "yurtta sulh, cihanda sulh" anlayışından koptu? türkiye'nin cumhuriyet tarihini, türk tarihini şiddet, yıkım diye görenler; cumhuriyet'in değiştiğini, hatta, yıkılası görenler: barış diye, özgürlük diye, kardeşlik diye, adalet diye savaşa varışımızla değişime uğrar mı? evet diyemeyiz. yine en barışçı diye öne çıkmaktan uzak durmayacaklardır. savaş, yine, savaş olmasın diye, akp olmasın diye, birgün için olsun, akp'nin siyasetlerine destek olmamışları vuracaktır. bir de, akp'yle adalet olsun, kalkınma olsun diye gönüldeşlik etmişler savaştan zarar görecektir.
türkiye'nin uçağının vurulmasını "itidal" diye geçiştirmek kolay değildir. esad'ın daralan ve suriye halkının çoğunluğuna yönelik savaşının yaşaması sonlanacaktır. sonunda, kimse de, ne kahramanlık edebilir; ne de kurtarıcı olarak anılır. bu savaşın anlamı da, değerlendirilmesi de budur. savaş, karşılıklı silahların patlaması değildir. savaş çözümsüzlüktür. savaş sonrası oluşan durumlara bakıp da, bu sağlanabilir miydi açıklaması savaşların en yanıltıcı yargısıdır. saddam'sız ırak gerekli miydi? evet; tartışmasız evet. savaşsız naıl olabilirdi? savaşla giden saddam sonucuyla nasıl yetinebiliriz? saddam gitmeseydi diye bir açıklama da, değerlendirme de olmaz. saddam'ı götüren savaşa ve gelene ırak'ta kazananlar bile katlanabiliyorlar mı? silahlar patladıktan sonra, az öncesinde "barış" çığlıklarının geçerliliği yoktur. önemli olan saddam'ı ve savaşa götüren çözümsüzlüğüne direnecek gücü bulmaktı. bulunamadı. yine, yakın zamanda libya'da silahlar patladıktan sonra muammer kaddafi'den yana olmak değildi barışçılık; silahlar patlamadan kaddafi'den yana olmamaktı barışçılık.
bugün esad'dan yana olunamaz. dün de olunamazdı. dün esad'la olanların, bugün esad'a karşı olmaları barışçılık değildir. dün akp'nin siyasetlerinde türkiye'de değişim görenlerin, şu ya da bu özlemlerle akp gücünü egemen kılanların savaşın sorumluluğundan kurtulmaları kolay olmayacaktır. denetimsiz güçlerin savaşa varmalarıni anlamayanların, kendi düşlerini akp'nin gücüyle gerçeklendiği yanılsamasında olanaların "barışçıl" söylemleri de, direnişleri de, savaş karşıtlıkları da değersizdir.
bugün gelinen noktada savaşan türkiye'dir. bu gerçeği görmeyenler, benim savaşım değildir diyenler yarınki türkiye'de olamaz; olanlar da ikincil yurttaş olarak silikleşeceklerdir.
yakın geçmişte, genel kabul görmüş düşünce şuydu: savaşa neden olan, savaştan kaçınamayanların çözümsüzlüğü içteki iktisadi tıkanmalarda, siyasetin yönünü saptırmak. saldırgan ülkeler, yayılmacı ülkeler için de böyleydi, ülkelerini savaştan uzak tutamayanlar için de. türkiye'nin çözümsüzlüğü nedir? türkiye'de iktisadın çöküşü mü var, ya da siyasetin tıkanmışlığını saptırıcı yönlendirme gereği midir savaş? ikisi de değil. savaşla geçmiş, tarihi gücünü özlemenin onca kolayca, yaygınca siyaset aracı olmasıdır. türkiye'nin 1945'den bu yana bağlantılı olduğu bağlaşıklarının siyasetleriyle uyumu ulusal onur, ulusal hedef, ulusal güç, ulusal güvenlik sayma yanlışlığıdır savaş durumu. ayrıntılarda yitirilen son yılın bugün için yaşandığını söyleyenleri, birgün, tarih bilecektir, bulacaktır.
türkiye'nin ırak savaşından uzak kalmasını eksiklik sayanlar; dün yapamadıklarına bugün bilinçli katılma gereği görenlerin savaştan çözüm umanların durdurulması geride kaldı. savaşta olduğu gibi, savaştan sonra da, savaşa neden olan etkinler de, eylemciler de, edilgin savaşçılar da, kaldıkları yerden savaş kazanmış olarak ortalıkta eksik olmayacaktır. şu anda bilidiklerimiz açıktır. türkiye'yi "militarist" bir toplum, asker egemen bir toplum sanma yanlışlığının gerçeği ortadadır. türk toplumu da savaşçı değildir. türk toplumu da savaşın sorumlularını, savaş durumunu aşınca, sorgulayıp yargılayacaktır. türkiye'nin bugün geldiği savaş durumu uzamadan ve suriye'deki yıkımların türkiye'ye de yayılmasına varmadan sonlanmasını dileyelim. bir daha da sorumsuzca, savaş gücü kullanacak güçleri desteklemekte daha akıllı olalım.
türkiye'de tüm gündemler bu savaşa yönelik yaşandı. savaş durumu bitmeden türkiye'de savaşçıların geriletilmesi geride kalmıştır.
abd'de ne oluyor? bir hafta içinde, birbiri ardından, abd'nin iki temel sorunu, siyasilerin tartışmasından yargının kararına dönüşüyor. otuz yıldır, yargının içinde çoğunluk uğraşında cumhuriyetçiler'in temel ilkeleri neydi? "yüce mahkeme"nin siyasetten arındırılması. ne zaman arındırma varsa, ne zaman dönüşüm diye bir yükseliş yaşanırsa, olanın yıkımı da kaçınılmazdır. abd'de, yargıda siyaseti arındıracağız diye yargıyı siyasetin odağına dönüştürdüler. iktidar olmayı, yasama ve yürütmenin ötesinde yargının da desteği olarak özleyenler sonunda yargıda yıkıma uğradılar. cumhuriyetçiler'in çoğunluğundaki anayasa mahkemesi "göçmen yasası"nda da, "sağlık sigortasını yaygınlaştırma" yasasında da cumhuriyetçi siyasilerin beklemedeği yargıya vardı. iki yasanın da anayasallığının dayanaklarını geçerli buldu. anayasalcı, anayasal abd'de, anayasa'nın özüneve yargısına inançlı cumhuriyetçiler yargıyı benimsemekten önce, 6 kasım 2012 seçimlerinde ve ötesinde yasaları tümden değiştirmeyi birincil hedef gösterdiler. abd seçmeni için seçme: yargının üstünlüğüne karşı yasayı yeniden, karşıt yasayla değiştirmekten öteye yargının üyelerinin bir daha cumhuriyetçiler'in siyasetlerine, istemlerine, beklentilerine hayır demeyecek değişimi de sağlayacak gücü bulmak. öyle görünüyor ki, 1787'de başlayan, yargının bağımsızlığında egemen olmak için siyasi uğraş bitmemecesine sürecektir.
sonunda, ab'nin ab'yi koruma ve sürdürme yanlıları, mali birliği sağlayaıcı "avro"dan geri dönmeme kararlılığnda direndiler. ab en zayıfladığı anda, ab'ye ve "avro"ya daha çok bağlandılar. pazarın geçiöi iyileşmesi bir sonrası mıdır? daha da önemlisi ab'nin, avro kararlılığı sürdürülebilir bir gerçeklik midir? pazarın tıkandığı, en zayıf günlerdeki bu korumacılık, enazından, bir süre korunacaktır. yaşanacak iyileşmeyle bugünkü zayıflığa yeniden düşmeme kararlılığı da sağlanır mı? yoksa, yeniden gevşemeyle bugünkü zayıflığa dönüş mü yaşanır? bu soru, gelen yılların sorusudur; ab için de, küresel için de, abd için de, türkiye için de temel sorudur.
1 temmuz pazar günü meksika'da seçmler yaşanacak. yirminci yüzyıl'ın tamamında tek parti iktidarı olan "pri"nin partiyi yenileyen adayı enrique peña nieto, 12 yıl aradan sonra yeniden iktidar mı olacak; yoksa, 12 yıldır iktidarda olan "pan"ın adayı josefina vázquez mota mı iktidar olacak? ya da, 2006 seçimlerinde, "pri"yi geleneksel ve geride sayarak partisinden kopan, "pri"dan çok oy almasına karşın çok çok az ayrımla ikinci olarak seçimi yitiren "prd" adayı andrés manuel lópez obrador mu? öyle görünüyor ki, "pri" karşıtlığının iktidara getirdiği "pan" meksika'da özlenen ekmeği, barışı, özgürlüğü sağlamada özlenen umutların karşılığını gerçekleyemedi. nasıl ki, 2000 seçimlerinde "pan"ın kazanımı meksika'da demokrasi yönünden büyük kazanım idiyse; 2012 de "pri"nin yeniden seçimi de demokrasinin kalıcılığıyla sürekliliğinde daha büyük kazanım olacaktır.
29 haziran 2012, college station, texas.