27 mayıs 1960'tan bu yana elliiki yıl geçti. 1960 yılı 1908'in elliikinci yılıydı. 1908 "hürriyet"in duyuruluşu diye bilinirdi 1960'ta. her yıl 24 temmuz'da "hürriyet" kutlanırdı. 1908 öncesini düşünmek de, tartışmak da kolay değildi. 1960'ın ilk yarısında iktidar olanlar da, 27 mayıs'la iktidarı durduranlar da 1908 yanlısıydı o gün. dp ileri gelenlerinin, celal bayar'ın, adnan menderes'in, fatin rüştü zorlu'nun, hasan polatkan'ın, namık gedik'in, medeni berk'in, fuat köprülü'nün, samet ağaoğlu'nun 1908'le türkiye'ye "hürriyet" gelmediğini düşünmeleri düşünülemezdi.
27 mayıs uzun süre ulusal bayram olarak kutlandı. 27 mayıs günleri "hürriyet" kutlanırdı. 24 temmuz 1908'i kutlayanlar, 27 mayıs'ı kutlayanlardan çoktu o zamanlarda da. 27 mayıs'ı acı ve yıkım olarak yaşayanlar ilk günden vardı. 27 mayıs'a en büyük eleştiri ya da 27 mayıs'ı savunanları da sesizleştireni zorlu ve polatkan ile menderes'in idamlarıydı. oysa, özellikle gününde, idamları da onaylayan güçlü bir kitle vardı. sonraları sanıldığı gibi, idamlar da zorla ve bir oldu bitti sonucu değildi. siyasilerin öldürülmeleriyle, türkiye'de demokrasinin güvencelerinin önü açılacak inancında olanlar çoktu. doğal ki, çoğunluk gününde de kabullenmedi idamları. 27 mayıs'ın coşkunluğu da, ortadaki iyimserlikle geleceğe umut egemendi 1961 eylül'ünde. sessizce kabullenildi siyasi idamlar ve direniş odağı güç bulmadı. daha açıkçası direniş hiç olmadı. en büyük tepki sessizlikti. 27 mayıs sonrası ilk günlerinin coşkunluğuyla, 16-17 eylül günlerinin sonrasındaki ilk günlerin sessizliği, 27 mayıs'ın nereden başlayıp, nerede bittiğinin en açıklayıcı karşıtlığıydı. türkiye, 27 mayıs 1960'ı da yaşadı, 16-17 eylül 1961'i de. o günler ve o süre bir daha yaşanmadı. o kısa aralığı yeniden yaşama isteğine tepkiler hep güçlü oldu. zaman içinde, neredeyse, 27 mayıs'ın ertesinde sokaklarda kurtuluş özgürlük coşkunluğu yaşamaşların sözleri kısıldı. susanlar susturanlar oldu.
yüzyıl sonra, 1908'e de tepki gösterenler arttı diyebiliriz ama, 27 mayıs'a gösterilen tepkiye göre önemsizdir. ayrıca, 1908 tepkisi eylemli değildir, etkinliğiyse hiçtir. 1908'de yargılamalar da yoktu, siyasi idamlar da yaşanmadı. özgürlük yaygınlık olarak yerleşti düşüncede, eylemde. 1908'e tepkiciler, gününde de, sonrasında da gericilerdi. oysa, 27 ayıs'a tepkiciler, 27 mayıs'ın hedefi olan demokrasinin kurtuluşuyla, demokrasilerde karşıtlıkların özgürleştirilmesi ilk amacını 17 eylül 1960'la geriletmeye başladı. bugüne baktığımızda 27 mayıs'a tepki kazanılmıştır da diyebiliriz.
1908 ulusal birliğe gidişin eylemiydi. 27 mayıs'ta ise ulusallığın yarısına saldırı yaşandı. 1908'e içsel tepkinin dış bağlantıları da, dışsallığı da vardı. 27 mayıs'a tepki ise ulusal temeldeydi. 1908'de demokrasi amaç değildi; demokrasi geleneği başlangıçtaydı. oysa, 1960'da türkiye'de demokrasi yerleşikliğe yönelmişti. 27 mayıs'ın dayanağı demokrasinin kötüye kullanımıyla, "çoğunluk diktası" kavramıydı. 1908'de demokrasi bilinmiyordu, kitlelerin istemi değildi. 1960'da demokrasi bilinmekten öteye yaşanan gerçeklikti. dp iktidarı için suçlama "demokrasi"den ayrılma yönünde eylemlilikti.
27 mayıs, önceden tasarlanmış, örgütlü birlikteliği olan bir eylem değildi. 27 mayıs destekçileri bile ilk günden, "milli birlik komitesi"nden güç alan yürütmenin geçiciliğinde ortaktı. 27 mayıs'ın yargılama gücü topluma yayılmadı, toplumsallığa karşı kullanılmadı. 27 mayıs'a karşı toplumsallık yoktu; bu yokluk da yargının kullanımını gerektirmeyi zorlamadı. 27 mayıs'ın özel yargılama gücü de dp'nin siyasi kadrolarıyla kısıtlı kaldı. çok açıktır ki: dp'nin siyasilerine uygulanan yasallık, hep tartışıldı, hep de tartışmalı olacaktır. dp'nin önderleri için yaşanan yargılamalar insani işkencenin ağır deneyimleridir. dp'liler susturuldu, ezildi, yokedildi ama topluma benimsetilemedi.
27 mayıs'ın önderi de, yöneticileri de rastlantısaldır ve 27 mayıs'ın sürekliliğini engelleyici olmuştur. bu durum, bir anlamda, türkiye'de demokrasi geleneği ve yerleşikliği açısından yararlı da olmuştur. 27 mayıs'ın en kalıcı ve türkiye için zararlı yanı "ordu" denilen birleştirici gücün aldığı darbe olmuştur. 27 mayıs ordunun örgütlü eylemi ve etkinliği değildir. dp'nin önderlerinin suskunluğu da, şaşkınlıkları da "ordu" kavramını yıpratmamak adına olmuştur. menderes, zorlu ve polatkan ordu kavramının darbeden öteye zarar görmemesi adına kendilerini kurban etmiştir. 27 mayıs dolayısiyle orduya saldırganlık edenlerin türkiye'de destekleyeni olmamıştır, olmayacaktır da. 27 mayıs'ta ordunun türkiye siyasetinde, gücünden ve amacından öteye yer almasına ençok orduda görevli olanlar uzak durmuştur. ordunun kendini "kardeş kavgası" adına ortaya atmasını siyasi olarak hak saymak da, ilke diye bellemek de orduda yaygınlık bulmamıştır.
27 mayıs darbesi dp'yi bitirmiştir ve ordu için de darbe olmuştur. 12 mart ve 12 eylül ordu eylemliliği 27 mayıs geleneğinden dolayı değildir. 27 mayıs'la siyasetin içine yerleşmiş ordunun siyasetin dışına çekilmesi çok uzun sürmüştür. siyasilerin yetersizliğiyle, kardeş kavgası diye anılacak içsavaş kalkışmalarıyla isyanlar yaşanmasa ordunun siyasetten uzaklaşması çok daha hızlı ve güçlü olurdu.
27 mayıs, dp'nin siyasiliğini yoketmek öteye, siyasiliği denetlemek adına gerçeklenmiştir. 27 mayıs'ın 1961 anayasası dediğimiz anayasa geleneği, salt dp'ye karşı değil siyasilerin dp'lileşmesine önlem olarak ilkeleşmiştir. türkiye'nin "kalkınma" diye, "gelişme" diye, "ilerilik" diye, "çağdaşlık" diye, "bilimsellik" diye ulusal birlikteliği vardır. 1961 anayasası odur. 1961 anayasası özgürlük ve demokrasinin evrensel ve değişmez olduğunu varsaymıştır. türkiye'nin ulusallığının amacının o evrensel değerlerle uyumunun özlemidir.
27 mayıs chp'nin eylemi değildir. chp, 27 mayıs'ı benimsemiştir ve uyumluluk göstermiştir. 1961 anayasası chp iktidarı için amaçlanmamıştır. chp'nin 1961 anayasası'nı benimsemesi, 1961 anayasası ilkelerinin ilerici, gelişimci, kalkınmacı, çağdaş, bilimsel olmasıyla çakışmasıdır. 1961 anayasası'na direncin kaynağı da, özü de "tepkicilikten"dir. 27 mayıs anayasası tepkici olduğundan karşı tepki de olağandır, doğalıdır. 1961'le başlayan siyasilikte, dp iktidarında olduğu gibi, sonralarında da olduğu gibi, seçimle kazanılan gücün "mutlak" sayılması bitmeyen gerilimdir türkiye'de. seçimle kazanılan halk desteğinin toplumun, ulusun tümü adına ve birgün değişebilirliği yaşanıncaya bu gerilim dinmeyecektir.
1961 anayasası siyaseti dizginleyen, siyaseti küçülten bir anayasadır. türkiye'nin güçler dengesinde önemli ve gereklidir bu kısıtlama. türkiye 27 mayıs'ı bir daha yaşamamıştır. 27 mayıs'ın bir daha yaşanmamışlığı 1961 anayasası'nın gücüdür. dp'nin siyasal gücünü kısıtlayacak güç olmadığından yaşanmıştır 27 mayıs. 1961 sonrası siyasi güçleri günümüze değin 1961 anayasası ile uyumlu yaşamak zorunda kalmıştır. son yılların güçlü siyasiliği, 1960'ta yaşananların yaşanmışlığını yoksayarcasına, kısıtların yokedilmesini siyasi hedefe dönüştürmüştür. 1961 anayasası, siyasi güçün uzlaşım değil de, çoğunluk gücüyle değiştirilirse: 1960 amacını yitirmiş olur. 1961 anayasası, siyasi gücün çogunluğuyla değil de, uzlaşımla yenilenirse: 1961'de yaşamını yitirmiş polatkan, zorlu ve menderes daha da kalıcı olacaktır.
türkiye'nin gelen elliiki yılında: 1961 anayasası türkiye cumhuriyeti'nin sonsuz sürekliliğinin güvencesidir. gelen elliiki yılda türkiye'nin kendi gücüne güveni geçmiş elliiki yıldan da artmış olacaktır. son elliiki yıl da, öncesi de kolay yaşanmadı ama, boşuna hiç yaşanmadı. geçmişte yaşananlar, geleceğin de güçlü yaşanacağını gösteriyor.
27 mayıs 2012, college station, texas.