afrika'da sular durulmuyor. kuzey'de mısır'dan nijerya'ya, güney'de güney afrika'ya değin kararasızlık ve kargaşa sürüyor. mısır'da parlamento seçimlerinin ortaya çıkardığı mısır gerçekliğidir. 1950'lerin başında kral faruk'un mısır'dan kovuluşundan bu yana yeraltına itilmiş siyasilikler ve toplumsallıklar ilk özgürlük fırsatıyla tüm açıklığıyla ortaya çıktılar ve egmenliğin belirleyicisi konumuna eriştiler. altmış yıldır iktıdarı zorla yürütenler bundan böyle ne yapar? başlarda, kısa bir süre, bağımsızlıkçı, sonradan, uzunca süre sovyetçi ve sonunda da, daha uzun süre abdcilikle siyasiliklerini koruyanlar ne olur? pekçoğu, yeni siyasiliğe uyar ve yeni siyasilikte erirler. çok küçük bir azınlıksa, sürekli sokaklarda erir, tükenir ve biter gider. yerellik savıyla, yabancılarla işbirlik olarak, bağımsızlıkçılık oynayanlar, bağımsızlık yaşamadan her esintide savrulmalarının yeterince anlamlandırılması henüz yapılmadı. birgün yapılır mı da bilinmez. osmanlı'nın egemen öğesine isyan eden kültürelliklerin kendi başına olamadıklarından öteye, osmanlı'nın egemen öğesi türkler'i de zayıf kılmaları, tarihte, neredeyse, yokoluşa getirmelerinin ne günahını, ne ayıbını sormadan, osmanlı'nın kalıntılarından kurulmuş türkiye cumhuriyeti'ni sorgulayanların, seçimlerde, türkiye toplumunda yüzde biri bulmayan desteklerde kalmaları rastlantı değildir.
türkiye'de akp çoğunluğunun ist yönetimini halkın çoğunluğundan ayrı ve kopuk sananların akp'den aradıklarını bulamayacakları bilinen gerçeklikti. akp'yle de olmadığını görünce nereye döneceklerini bilmeyenlerin yarın sokaklarda akp'ye saldırı diye türkiye'yi zayıflatmada da aracı olacakları açıktır. türkiye'nin pazarında, iktisatında ilk duraklamayı fırsat bilip sokakları dolduracakların sokaklardan yükselmeyeceklerini bimeliyiz. türkiye'nin olası pazar iktisat sorunlarını daha da zorlaştırmaktan öteye yaramaz o tür öfkeliler kalabalığı.
türkiye'yi zor günlerin eşğinde görmek ve göstermek yanıltıcı olur. ancak, bir yandan suriye'deki gelişmelerle, öte yandan ırak ve iran gelişmeleri hem düşündürücü, hem de uyarıcı olmalıdır. bir yandan, ırak'ta el maliki'yle girişilen ve sürdürülen "sünnilik" kavgasıyla, suriye'de esat yönetimiyle kopan, yine sünnilik temelindeki ilişkisizliklerden türkiye'nin abd/ab yanlılığıyla zararsız kurtulması kolay olmayacaktır. türkiye'nin çevrenin yanınıyla "yurttaki barışının" da bozulacağı apaçıktır. gidiş o yöndedir. türkiye cumhuriyeti, osmanlı'nın kalıntılarından yalıtılmışlığında, birgün, yeniden o tarihselliğin artıklarıyla çelişmesi bunca kolay olmamalıdır. türkiye cumhuriyeti'nin "yurtta barış, cihanda barış"ın koruyucusu olması sürdürülmelidir. türkiye'nin ırak'ta, suriye'de yitirdiklerini geriye alacağını, savaşla kalıcı barışın sürekliliğini özlemek anlaşılır ama, olmazlığını anlamak için yangının içine girmek gerekmez. libya uzaktı; suriye de, ırak da yakındır, içimizdir. abd/ab, bir yandan silah verir; bir yandan da içeridekileri özgürlük diye, gün bugündir diye korumasına alır. türkiye, cumhuriyet öncesi sorunlara yeniden dönmemelidir. ne cumhuriyet öncesinin yitirdikleri geriye alınabilir; ne de, uzun sürmüş barış, yıkılmamamacasına sürekleşir. türkiye cumhuriyeti, osmanlı'nın ana ve egemen öğesinin osmanlı'yı sürdürememesi özerine kuruludur. bu gerçeklik ne utandırıcıdır, ne de değiştirilmeye elverişlidir. "cihan"daki savaş, türkiye'nin barışını da savaşa dönüştürür.
türkiye cumhuriyeti'nin on yıllık kalkınmasının yavaşlaması da, gerilemesi de olağandır küresel koşullarda. kapitalizmin içsel ve çevrimsel duraklamalarıyla, gerilemeleri türkiye'nin yapısal bozukluklarıyla, kurumsal eksiklikleriyle özdeşleştirilmemelidir. türkiye'de gözü kapalı çelişenlerin çatışmasından iyilik ummak yanıltıcı olur: zararlıdır.
abd/ab yanı iran'ın nükleer olmaması için, savaşı da düşünmekten uzak duramıyor. abd'nin demokratlar'ı da, cumhuriyetçiler'i siyasilikte israil'e zayıflık, iran'a güç göstermede kararlı bir birliktelikte ve uzlaşımda. oysa, abd kitleselliği, savaşın zorunluluğu ya da kaçınılmazlığı yönünde hazırlanmamalıdır. abd'nin, ab'nin açık siyaseti, gerçekliği midir? sözde değildir ama, eylemde de öyledir beklentisinin egemenliği, birgün belirleyici olmasın dileğinde olmalıyız.
afrika deyince mısır ve güney afrika anlaşılıyor çokluk. oysa, afrika nijerya'dır. afrika'yı, sonunda belirleyecek olan nijerya'daki uzlaşım olacaktır. abd/ab, tarihin afrika'da oluşmuş kuzey'de müslüman egemenliğini güney'den zorlayarak ülkelerin güneylerini kopararak düzeltemez. savaş durumunu, nijerya'da olduğu gibi sürekli kılar. nijerya'da güney'in dayatmasının kuzey'i kıyıcı kıyamcı yapmasını getiriyor ve koruyor; yüzlercesi, binlerle kıyılıyor. abd/abd, kormacılık ettikçe, egemen güçler egemenliklerini şiddet olarak yaşatıyor.
abd'de, bu seçimde de, cumhuriyetçiler, güney'de kitlelerin, ikiyüzyıldır bellediklerinde direniyor ve bir türlü abd'nin ulusallığıyla merkezileşmesi gerçeğini benimsemiyor. her seçim döneminde, yerelliği vurgulayanlar abd güney'inin çoğunluk desteğini buluyor ve merkez'de eriyorlar. nikson da, reagan da, bush'lar da benzeri kışkırtmalarla egemen oldular ve merkeziliğin gücünü kırmadıları bırakalım, merkez olup merkezi güçlü kıldılar. bu kez de cumhuriyetçi kitleler yanıltılıyor ve kitlelerin doyumsuz özlemleri okşanıyor. abd'de kim ki "eyalet hakları" diye başlıyor, o siyasetçinin oyları yüksek olabilir ama, yalan ve yanıltıcı söylemin gereğini yapması olanaksızdır. gingrich'in yükselişi de, oy çokluğu görünümü de odur: yanıltıcı ve yalan düşlerin ateşini körüklüyor. yarın, romney de kazansa, cumhuriyetçi kitlesellikten kopmamak uğruna obama'ya karşı yerel haklar, eyalet hakları diye yalan ve yanıltıcı olacaktır. obama da, gerilimi yumuşatma adına yalanını yanıltmanın parçası görünümünde uzlaşık görünecektir. abd kitleselliğine, birgün, abd gerçekliğini, washington'dan yönetimin belirleyici olduğunu anlatan çıkacak mıdır?
27 ocak 2012, college station, texas.