17 Ekim 2011 Pazartesi

selim ileri'nin "yağmur akşamları"

selim ileri, gerçek kişilerle, kişiliklerle kurguladığı öykülerini "yağmur akşamları" kitabında derlemiş. önemli demek abartılı olur ama, duyarlılıkları, abartısız gerçekliklerle yoğun.

selim ileri, bu öykülerde, kendini anlatıyor. adlarını andığı, yaşamlarına göndermeler yaptığı yazarların, kendi katında etkisinden çok, yazarlıklarının insaniliklerini, kendince kurguluyor. güzel göndermeler, etkileyici değinilerle öyküleştiriyor. okumaya değerden çok, selim ileri'yi anlamaya yararlı oluyor. yazarın, yazıyla kişilik ilişkilerine sanatçı yaklaşımında içtenlikten öteye özgürlüğünün öyküleriyle, öykümsüleri ve uzunöyküleri.

selim ileri, öykücülük serüvenlerinde nice yazarla da arkadaşlık, dostluk ilişkileri geliştirmiş. kimi ilişkileri ise, belleğinde, okumalarından, anılardan kurguladıkları. bir anlamda, yazarlığın, yazarın yaşama değişkenleriyle, yaşanmışlıklarının, yaşamanın bir döneminde, yeniden değerlendirmesiyle yargılanmasının kurguları bu öyküler. okutturuyor, düşündürüyor, üzüyor, kızdırıyor. çok açık ki, konu ettiği yazarlar da, birlikte olduğu anlar da, kurguladığı öykülendirmeler de gerçekliğin çakışması değil. sözkonusu yazarların çoğu ya da neredeyse, hiçbiri yaşamıyor artık.

en güçlü anlatımlar, kitaba adına veren öyküyle, onu izleyen, "şark ve garp, ne şark ne garp" adlı son uzunöykü olmuş. ilk öyküden sonra, okumaya değer bulmayabilirsiniz. "son sayı" öyküsüyle kitaba sıcak bir ilgi geliştirebilirsiniz. sonrasında dirençli, dayanaıklı okur olmanız gerekir son iki öyküye varıncaya.

anlatılanlar, genellikle, acı ve acıklı kişilikler ve yazar durumları. bir anlamda, türkiye'de yazar olmanın insanı yalnızlaştıran, yabancılaştıran yaşam kesitlerinden, anılardan, anlarından geliştirilmiş öyküler. kaçınılmaz olarak, karşılaştırmalarla, kendinle özdeşleştirmelerle karşıtlıklarla yüklenmiş öyküler.

en acı ve ne çarpıcı öykü değil ama kişilik olarak, "gündüzün bir konyak"taki fikret k. kişiliğinin kemal tahir bağlamındaki öyküsüyle, "yağmur akşamları"ndaki metün altıok'la ilişkilendirilen lale dilek öyküsü. yazarlıkta tükenmiş ve izi etkisi olabileceğinden silik kalmış lale dilek'e sevecenlikle acımasızlığın gelgitleri öykünün her aşamasında okuru öyküye bağlıyor, tutsaklaştırıyor. lale dilek'i biraz daha, selim ileri gibi daha derinlikli, daha kapsamlı tanımak bilmek istiyorsunuz. ne yazık ki, kendi kendini yıkan bir yazar yaşamından izi unutulmuş iki kitapla, selim ileri'nin çok kısıtlı dostluğundan acılı ve kalıcı bir öykü yaşıyor.

kemal tahir, fethi naci, behçet necatigil, vedat günyol çevrelerinden az bilinecek öznellikleri yılların eskimişliklerinden öykülerinde destekleyici kişilikler kurgulamış. sabahattın ali, sait faik ve cahit sıtkı yaşamlarından önemli vurgular öykülerini zenginleştirmiş.

en önemli öykü, kitabı bağlayan, kitabı okunası kılan sondaki öykü. ahmet hamdı tanpınar'ın insani zayıflıklarından, anılarından kurgulanan ağır öykü olmuş. selim ileri'nin, ahmet hamdi tanpınar'a onca kıyıcı, onca yıpratıcı yaklaşımına neden gerek duymuş diyemiyorsunuz. mehmet akif'e yeniden saygı duyuyorsunuz öykü süresince. cumhuriyet tarihi'nin mehmet akif'e de, refik halit karay'a, peyami sefa'ya da yaşatılmış unutturma çabalarında ya da ahmet haşim'e, yahya kemal'e, abdülhak şinasi hisar'a gösterilmis yakınlıklarında ahmet hamdi'ye yüklenmesine katlanmak zor ama, selim ileri'nin yürekliliğini izliyorsunuz. tevfik fikret'le mehmet akif'e, hatta, namık kemal'le ziya paşa'ya silik de olsa göndermelerle daha kapsamlı, daha karmaşık yazar kişiliğini vurguluyor ahmed hamdi tanpınar'ın da, selim ileri'nin de. dostoyevski göndermeleri de etkin ve zengin. ahmet hamdi tanpınar'ın yazarlığının ve yaşamının olduğunca, tümümüzün yaşamının acıklı odağı şarklılıkla garplılık çelişkisinde düşündürücü açıklıklar sağlıyor. kızmaktan çok düşünüyorsunuz. bir biçimde, herbirimiz: ne şarklı ne garplı değil miyiz?

selim ileri, yağmur akşamları, everest yayınları, haziran 2011.