yirmi yıl önce bugün sscb'de darbe, sscb'nin bitişini hızlandırmıştı. 1991'in 25 aralık'ına geldiğimizde sscb bayrağı da bir daha yükselmemecesine indi.
sscb içi ve dışı tepkiler değişikti. sscb içinde özgürlük sevinci moskova'da ve o zamanki adıyla leningrad'da egemendi; korku ve kuşku da yaygındı. üretim, neredeyse durmuştu. açlık beklentisi ve kargaşa da olasılıktı.
sscb dışında ise özel bir sevinç ve beklenti yoktu. sscb'yle çıkar ilişkisinde olanlarla sscb'den umutlu olanlarda ise "yadsıma" egemendi. ssccb yeniden sarsılıp, 1917 günlerine ve geleneklerine sahiplenecek umudunda olanlar da eksik değildi.
bir de: ne abd, ne sscb diye yaklaşanlar vardı. iki türlü beklentileri vardı o günlerde: abd de sscb'yi izleyecek tükenişte diyenlerle sosyal demokrasi sonunda kazanan olacaktır diyenler.
1991 günlerinde, çok az, neredeyse olmayan şuydu: yerelliklerle ulusallıklar yükselecek ve çokça da kanlı biçimde çarpışacaklar.
enaz düşünülen, hic düşünulmeyen ençok yasandı yirmi yıldır: ulusallıklarla yerellikler çarpışmaları.
2008'den bu yana abd kaynaklı ve giderek ab'yi de sarsan kapitalizm bunalımı yeniden yeniden alevleniyor. kapitalizmin abd/ab kaynaklı bunalımları buhrana dönüşür mü, çöküş de olur mu? hayır diyenler azdır. böyle durumlarda çokluğa uzak durmak gerekir. kapitalizmin bunalımı kapitalizmin çöküşünden çok, kapitalizmin yenilenmesini getirecektir.
ab'nin "mali" sorunları abd'yle ilişkili olduğunca, abd'den bağımsız olarak da derinleşmektedir. abd iyi olduğu sürece, ab de canlı gibi görünmektedir; ab güçsüz olsa da, abd yaşama gücünü sürdürebilmektedir. oysa, ab, abd'siz olamamaktadır. yeni bunalımla abd'nin gücü ab'de güçlenecektir. almanya'nın, fransa'nın, ingiltere'nin gücü ab'nin bunalamının üstesinden gelmeye yetmeyecektir. sonuçta ne olur? ab, ne rusya'ya, ne çin'e, ne de türkiye'nin avrupa'da yayılmasına dirençsizlik gösterir. ab'nin güçsüzlüğüyle abd'ye direncinin zayıflığı ab'yi bitirici ya da hafifleterek söylersek değiştirici gelişecektir. almanya, italya'nın, ispanya'nın borçlarını yükümlenemez, iyileştiremez. abd ise italya'yı da, ispanya'yı da borçlarını yükümlenerek denetime alabilir. denecektir ki: abd kendi borcunu ödesin önce. abd'nin borcu güçsüzlüğünden, üretimsizliğinden değildir. ab'nin güçsüzlüğüyse üretimden çok tüketmenin alışkanlığa dönüşmesindendir. ab'nin askeri gücü ve tuketimi neredeyse yoktur. yetmiş yıldır ab'nin askeri gücünün dayanağı abd'dir. ab, kendi olanaklarıyla askeri güç oluşturamadıkça, askeri tüketime kaynak ayıramadığı sürece tükeniştedir. ab'nin abd'lileşme sürecidir yaşanan bunalım. abd, ab'ye askeri olarak, iktisadi olarak egemendir. son darbe siyasi egemenlik de, bu yüzyılda kaçınılmaz olacaktır ab dirençsiz kaldıkça.
türkiye'de ne oluyor? abd'de, ab'de olanlarla birlikte düşünmemiz gerekir turkiye'de olanları. türkiye, hem libya'yla, hem de suriye'yle, tarihsel bağlamda ve süreklilikte koruyucu olma isteminde, hem de abd'yle uyumlu görünme huzurunda. bu siyasetin getirileri açıktır: içeride akp'nin güçlü görünümüyle, türkiye içselinin kanayan yarası olan pkk sorununda işbirliği ve uzlaşım olduğu açıktır. pkk'nin gücünün kırılmasına abd'nin türkiye yanında tam desteği sağlanmıştır. abd, türkiye'yi de zayıflatma tasarımını ötelemistir. iki nedeni vardır: türkiye güçlü davranmıştır ve abd'den cayabileceğini göstermiştir; abd, kendi başına, salt israil'le, salt yerel isyanlarla, tepkilerle kazanımın pahalı ve uzun süreç olduğunu kavramıştır. açıkça, abd, türkiye'yi de içine alan tümden değişim tasarımından caymış görünümdedir.
libya'nın ardından, libya'yla birlikte suriye'nin de yönetim değişikliğine varacağı açıktır. kaddafi'nin de, esad'ın da dirençleri, gidişlerini önlemekten çok, gidişlerinin maliyetini libya ve suriye halkına ödetmeye neden olmaktadır. abd için ortadoğu'da abd egemenliği ve demokrasi olasılığı düşüktür. abd gerilemeden, tümüyle ortadoğu'dan elenmeden yaşamayı sürdürmek tasarımındadır. türkiye'nin de abd'yle uyumu ve birlikteliği budur. yarın ne olur? önce libya düşsün, suriye düşsün; irak'ta abd azalsın, daha iyi anlayıp değerlendirebileceğiz.
19 ağustos 2011, martha's vineyard, massachusetts.
sscb içi ve dışı tepkiler değişikti. sscb içinde özgürlük sevinci moskova'da ve o zamanki adıyla leningrad'da egemendi; korku ve kuşku da yaygındı. üretim, neredeyse durmuştu. açlık beklentisi ve kargaşa da olasılıktı.
sscb dışında ise özel bir sevinç ve beklenti yoktu. sscb'yle çıkar ilişkisinde olanlarla sscb'den umutlu olanlarda ise "yadsıma" egemendi. ssccb yeniden sarsılıp, 1917 günlerine ve geleneklerine sahiplenecek umudunda olanlar da eksik değildi.
bir de: ne abd, ne sscb diye yaklaşanlar vardı. iki türlü beklentileri vardı o günlerde: abd de sscb'yi izleyecek tükenişte diyenlerle sosyal demokrasi sonunda kazanan olacaktır diyenler.
1991 günlerinde, çok az, neredeyse olmayan şuydu: yerelliklerle ulusallıklar yükselecek ve çokça da kanlı biçimde çarpışacaklar.
enaz düşünülen, hic düşünulmeyen ençok yasandı yirmi yıldır: ulusallıklarla yerellikler çarpışmaları.
2008'den bu yana abd kaynaklı ve giderek ab'yi de sarsan kapitalizm bunalımı yeniden yeniden alevleniyor. kapitalizmin abd/ab kaynaklı bunalımları buhrana dönüşür mü, çöküş de olur mu? hayır diyenler azdır. böyle durumlarda çokluğa uzak durmak gerekir. kapitalizmin bunalımı kapitalizmin çöküşünden çok, kapitalizmin yenilenmesini getirecektir.
ab'nin "mali" sorunları abd'yle ilişkili olduğunca, abd'den bağımsız olarak da derinleşmektedir. abd iyi olduğu sürece, ab de canlı gibi görünmektedir; ab güçsüz olsa da, abd yaşama gücünü sürdürebilmektedir. oysa, ab, abd'siz olamamaktadır. yeni bunalımla abd'nin gücü ab'de güçlenecektir. almanya'nın, fransa'nın, ingiltere'nin gücü ab'nin bunalamının üstesinden gelmeye yetmeyecektir. sonuçta ne olur? ab, ne rusya'ya, ne çin'e, ne de türkiye'nin avrupa'da yayılmasına dirençsizlik gösterir. ab'nin güçsüzlüğüyle abd'ye direncinin zayıflığı ab'yi bitirici ya da hafifleterek söylersek değiştirici gelişecektir. almanya, italya'nın, ispanya'nın borçlarını yükümlenemez, iyileştiremez. abd ise italya'yı da, ispanya'yı da borçlarını yükümlenerek denetime alabilir. denecektir ki: abd kendi borcunu ödesin önce. abd'nin borcu güçsüzlüğünden, üretimsizliğinden değildir. ab'nin güçsüzlüğüyse üretimden çok tüketmenin alışkanlığa dönüşmesindendir. ab'nin askeri gücü ve tuketimi neredeyse yoktur. yetmiş yıldır ab'nin askeri gücünün dayanağı abd'dir. ab, kendi olanaklarıyla askeri güç oluşturamadıkça, askeri tüketime kaynak ayıramadığı sürece tükeniştedir. ab'nin abd'lileşme sürecidir yaşanan bunalım. abd, ab'ye askeri olarak, iktisadi olarak egemendir. son darbe siyasi egemenlik de, bu yüzyılda kaçınılmaz olacaktır ab dirençsiz kaldıkça.
türkiye'de ne oluyor? abd'de, ab'de olanlarla birlikte düşünmemiz gerekir turkiye'de olanları. türkiye, hem libya'yla, hem de suriye'yle, tarihsel bağlamda ve süreklilikte koruyucu olma isteminde, hem de abd'yle uyumlu görünme huzurunda. bu siyasetin getirileri açıktır: içeride akp'nin güçlü görünümüyle, türkiye içselinin kanayan yarası olan pkk sorununda işbirliği ve uzlaşım olduğu açıktır. pkk'nin gücünün kırılmasına abd'nin türkiye yanında tam desteği sağlanmıştır. abd, türkiye'yi de zayıflatma tasarımını ötelemistir. iki nedeni vardır: türkiye güçlü davranmıştır ve abd'den cayabileceğini göstermiştir; abd, kendi başına, salt israil'le, salt yerel isyanlarla, tepkilerle kazanımın pahalı ve uzun süreç olduğunu kavramıştır. açıkça, abd, türkiye'yi de içine alan tümden değişim tasarımından caymış görünümdedir.
libya'nın ardından, libya'yla birlikte suriye'nin de yönetim değişikliğine varacağı açıktır. kaddafi'nin de, esad'ın da dirençleri, gidişlerini önlemekten çok, gidişlerinin maliyetini libya ve suriye halkına ödetmeye neden olmaktadır. abd için ortadoğu'da abd egemenliği ve demokrasi olasılığı düşüktür. abd gerilemeden, tümüyle ortadoğu'dan elenmeden yaşamayı sürdürmek tasarımındadır. türkiye'nin de abd'yle uyumu ve birlikteliği budur. yarın ne olur? önce libya düşsün, suriye düşsün; irak'ta abd azalsın, daha iyi anlayıp değerlendirebileceğiz.
19 ağustos 2011, martha's vineyard, massachusetts.