somali'de kuraklık, aclık, yönetimsizlik ile bitmeyen kavganın yeniden küreselde öne çıkması ne getirir? afrika boynuzu diye anılan ve mısır'dan sonrası diyeceğimiz eritre, etiyopya, somali odağında ve sudan, çad, libya diye afika'nın batı'sına da genişleyen yörelerde barış ve sessizliğin gelmesi çok uzun süreli ve çoklu katılımlı bir çözümü gerektirir. abd/ab, soğuk savaş'ta da, soğuk savaş sonrası'nda da bu yörelerde çekici olamamıştır. şimdi de, türkiye, o yörelerde, barış, sessizlik, yeniden oluşum için önderlik etmek istemektedir. akp ve erdoğan öncülük etmekte kararlı görünüyor.
soğuk savaş sonrası sovyetler'in ilk terkettikleri ve abd/ab'nin yerleşmeke ensona attıkları bu yörelerde akp'nin, erdoğan'ın ne aradığını anlayabiliriz. akp ve erdoğan, bir yandan abd/ab ve tüm küreselliği o yöreleri terketmekle suçlarken; bir yandan da, çözümleyici olmakta "insanlık" adına önderlik etmek tutkusundadır. devlet yapıları yokolmuş, toplumsallıkları dağılmış, üretim güçleri üretkenliğini yitirmiş yörelerde akp ve erdoğan ne yapabilir? yapmalıdır tartışılmaz istektir de, yapabilmek istemden öteye gücü gerektirir. akp ve erdoğan, kendi güçlerini demeyelim de, türkiye'nin gücünü abarttıklarını söylemek yanlış olmaz. insanlar, insancıllıklarında, çokca abartılı tutkulara yönlenirler. akp ve erdoğan'ın somali'de ne işi var demenin akp ile erdoğan'a getirisi olur; o yüzden sessizce yalnız ve yalıtılmış kalmalarına uzak durmak yeğlenmelidir. "gerçekçilik" adına ortada gerçeklenecek bir çözüm olanaksızken, gerçekçilik akp kitleselliğini toplulaştırır. somali'de insanlık yardımına evet, önderlik etmek istemine evet demekten öteye sessizlik akıllıca olanıdır. öteki türlüsü, akp ile erdoğan başaracaktı da, yalnız bırakıldılar kolaycıliğını geliştirir.
türkiye'nin, akp ve erdoğan önderliğiyle somali, sudan, libya mısır'da etkili olması istenen durumdur. sorgulanan akp ve erdoğan turkiye'den iktisadi gücün ötesinde, siyasi etkinliğin dışında askercil ve toplumsal etkinlikte türkiye'den ne denli destek bulacağıdır. kaldı ki, akp ile erdoğan afrika boynuzu dışında, suriye, lübnan ve ondan hemen sonrasında iran'la karşı karşıya gelmenin ne demeye geldiğini yeterince kavrıyorlar diyemeyiz. şunu iyice bellemeliyiz: insaniliğe evet; gereksiz, abartılı güç gösterisine ise dur demeliyiz.
türkiye'nin sınırları içindeki gücü tartışılamaz ama, türkiye'nin sınırlarından öteye taşmasında güç gösterisinde insanilikten öteye gücü olmalıdır. türkiye'nin suriye'de, libya'da, somali'de, sudan'da, lübnan'da gücünün belirleyici olmaması eksiklik sayılmamalıdır. türkiye'nin osmanlı ve ittihatçı geleneğinin en önemli öğretisi açıktır: türkiye dış güçlerle, türkiye'yi güçlü kılmanın getirisinden çok götürusü olur. dışarıda olası başarısızlıkların "içbarış"a olumsuz yansıması kaçınılmazdır. dışarılarda olası başarıların getirileri ise geçicidir; kalıcılığı düşünülemez. evet türkiye, suriye'ye taşsa şam'a varıldığında türk bayraklarıyla karşılanır tc'nin varlığı. sorun sonrasıdır. abd/ab üç günde bağdat'ı buldu ama, sekiz yıldır çıkamıyor. sekiz yıl boyunca yaşanan "yıkım" için lanetlenen güç de abd/ab'dir; arada saddam ve yandaşları arındırılmış olsa da.
türkiye'de, durduk yerde suriye, somali gündem olurken, anayasa, güneydoğu'da devletin belirleyiciliği ve iktisadi gelişimde, kalkınmada gerilemeler gündemin altında kalmıştır. bu, erdoğan'ın ustalığı diye mi alınmalıdır; yoksa, akp ile erdoğan'ın "programsızlığı" olarak mı değerlendirilmelidir? öyle görünüyor ki, akp, türkiye'deki gücünü kararlı, sürekli, değişmez görüp dışarıdan kazanımlarla içte son darbeyi düşlemektedir. akp'nin bir an önce içeriye dönmesinde ve içte yoğunlaşmasında yarar olduğu açıktır.
abd'de obama yönetiminin abd'yi yönlendirmeyi, değiştirmeyi bir yana bırakalım, günceli belirleyip koruduğu da hergün daha güçlü tartışılır durumdadır. toplumsal direnç obama'dan soğuma eğilimindeyken, cumhuriyetçiler obama karşıtlığında önderlik yarışında paramparça görünmektedir.
abd'de, özellikle, borsa alışverişlerinde yaşanan iniş çıkışların iktisattan çok siyasetten, daha doğrusu, siyasilerin güçsüzlüğüyle uyumsuzluğundan etkilendiği varsayımı egemendir. obama, gecikmeli ve yarım ağızla abd'nin iktisaden de, siyaseten de güçlü olduğunu söylemesine karşın izleyen ve sırasını bilen azdır.
abd'de işsizlik, 2008'de geçimleri benimsenen duraklama dönemi düzeyinden aşağılara inmiyor. 2008'de, işsizliğin artacağı ve düzelmesinin uzun yılları bulacağı öngörülmüştü. yine de, obama yönetiminin önderlik ettiği önlemlerle bugünlere iyileşmenin gelişeceği de öngörülmüştü. günümüzde, 2008'de öngörülen olumsuzlukların korunduğu ama, olumluluklarınsa gerçeklenmediği gerçekliği egemendir.
abd'de borsada, pazarda, üretim güçlerinde, üreticilerin verimliliğinde yapısal tıkanmaların düzelmesinin en önemli çözümü diye "buluş" ve "teknoloji" artışı beklentisinin ne getireceği belirsizdir. ya getirirseden çok ya getirmezse diye bakış çoktan düşünülür olmaktan uzaktır. buluşun, teknolojinin çekeceği yatırım ve getireceği kalkınma bilinendir ama, gerçekliği bilinmezdir. abd bilinmezden beklentisini abartmaktadır.
ingiltere'de demokrasinin, özgürlüklerin yaygınlığının ortamında ortaya çıkan sokak taşkınlıklarının, yağmaların, yakıp yıkmaların "polis gücünü" arttırarak durdurulmasının kalıcılığı ne olur? sokaklardan toplanmış bini aşkın yağmacılara ağır cezaların uygulanacağı açıkta söylenir olmuştur. bir anlamda, özellikle, 1968'le çoğalıp yaygınlaşan bireysel özgürlüklerin kısıtlanmasının toplumsal desteği çoğunluktadır ingiltere'de. burası anlaşılır. anlaşılmayansa, toplumsal kargaşanın bir sonrası bu bireysel kargaşaların tümden denetlenmesi midir? ingiltere örneğinin, ispanya'da, italya'da, almanya'da, fransa'da uygulanabilirliği nedir?
yasallığın üstünlüğüyle yasaların kararlı uygulanması toplumsal kargaşaların tümden denetlenmesini getirir mi? toplumsal ve bireysel özgürlüklerin korunması mı, daraltılması mı ilk sonuçtur? toplumsal kargaşaların durdurulmasının kitlesel desteği her toplumda, her zaman için geçerlidir. zor olanıysa: toplumsal özgürlükleri koruyarak bireysel yıkımları, yağmalamaları önlemektir.
ingiltere örneğindeki sokak yağmaları mı, yağmaları polis yöntemleriyle bitirmek mi öteki ab ülkelerine örnek olacaktır.
12 ağustos 2011, college station, texas.
soğuk savaş sonrası sovyetler'in ilk terkettikleri ve abd/ab'nin yerleşmeke ensona attıkları bu yörelerde akp'nin, erdoğan'ın ne aradığını anlayabiliriz. akp ve erdoğan, bir yandan abd/ab ve tüm küreselliği o yöreleri terketmekle suçlarken; bir yandan da, çözümleyici olmakta "insanlık" adına önderlik etmek tutkusundadır. devlet yapıları yokolmuş, toplumsallıkları dağılmış, üretim güçleri üretkenliğini yitirmiş yörelerde akp ve erdoğan ne yapabilir? yapmalıdır tartışılmaz istektir de, yapabilmek istemden öteye gücü gerektirir. akp ve erdoğan, kendi güçlerini demeyelim de, türkiye'nin gücünü abarttıklarını söylemek yanlış olmaz. insanlar, insancıllıklarında, çokca abartılı tutkulara yönlenirler. akp ve erdoğan'ın somali'de ne işi var demenin akp ile erdoğan'a getirisi olur; o yüzden sessizce yalnız ve yalıtılmış kalmalarına uzak durmak yeğlenmelidir. "gerçekçilik" adına ortada gerçeklenecek bir çözüm olanaksızken, gerçekçilik akp kitleselliğini toplulaştırır. somali'de insanlık yardımına evet, önderlik etmek istemine evet demekten öteye sessizlik akıllıca olanıdır. öteki türlüsü, akp ile erdoğan başaracaktı da, yalnız bırakıldılar kolaycıliğını geliştirir.
türkiye'nin, akp ve erdoğan önderliğiyle somali, sudan, libya mısır'da etkili olması istenen durumdur. sorgulanan akp ve erdoğan turkiye'den iktisadi gücün ötesinde, siyasi etkinliğin dışında askercil ve toplumsal etkinlikte türkiye'den ne denli destek bulacağıdır. kaldı ki, akp ile erdoğan afrika boynuzu dışında, suriye, lübnan ve ondan hemen sonrasında iran'la karşı karşıya gelmenin ne demeye geldiğini yeterince kavrıyorlar diyemeyiz. şunu iyice bellemeliyiz: insaniliğe evet; gereksiz, abartılı güç gösterisine ise dur demeliyiz.
türkiye'nin sınırları içindeki gücü tartışılamaz ama, türkiye'nin sınırlarından öteye taşmasında güç gösterisinde insanilikten öteye gücü olmalıdır. türkiye'nin suriye'de, libya'da, somali'de, sudan'da, lübnan'da gücünün belirleyici olmaması eksiklik sayılmamalıdır. türkiye'nin osmanlı ve ittihatçı geleneğinin en önemli öğretisi açıktır: türkiye dış güçlerle, türkiye'yi güçlü kılmanın getirisinden çok götürusü olur. dışarıda olası başarısızlıkların "içbarış"a olumsuz yansıması kaçınılmazdır. dışarılarda olası başarıların getirileri ise geçicidir; kalıcılığı düşünülemez. evet türkiye, suriye'ye taşsa şam'a varıldığında türk bayraklarıyla karşılanır tc'nin varlığı. sorun sonrasıdır. abd/ab üç günde bağdat'ı buldu ama, sekiz yıldır çıkamıyor. sekiz yıl boyunca yaşanan "yıkım" için lanetlenen güç de abd/ab'dir; arada saddam ve yandaşları arındırılmış olsa da.
türkiye'de, durduk yerde suriye, somali gündem olurken, anayasa, güneydoğu'da devletin belirleyiciliği ve iktisadi gelişimde, kalkınmada gerilemeler gündemin altında kalmıştır. bu, erdoğan'ın ustalığı diye mi alınmalıdır; yoksa, akp ile erdoğan'ın "programsızlığı" olarak mı değerlendirilmelidir? öyle görünüyor ki, akp, türkiye'deki gücünü kararlı, sürekli, değişmez görüp dışarıdan kazanımlarla içte son darbeyi düşlemektedir. akp'nin bir an önce içeriye dönmesinde ve içte yoğunlaşmasında yarar olduğu açıktır.
abd'de obama yönetiminin abd'yi yönlendirmeyi, değiştirmeyi bir yana bırakalım, günceli belirleyip koruduğu da hergün daha güçlü tartışılır durumdadır. toplumsal direnç obama'dan soğuma eğilimindeyken, cumhuriyetçiler obama karşıtlığında önderlik yarışında paramparça görünmektedir.
abd'de, özellikle, borsa alışverişlerinde yaşanan iniş çıkışların iktisattan çok siyasetten, daha doğrusu, siyasilerin güçsüzlüğüyle uyumsuzluğundan etkilendiği varsayımı egemendir. obama, gecikmeli ve yarım ağızla abd'nin iktisaden de, siyaseten de güçlü olduğunu söylemesine karşın izleyen ve sırasını bilen azdır.
abd'de işsizlik, 2008'de geçimleri benimsenen duraklama dönemi düzeyinden aşağılara inmiyor. 2008'de, işsizliğin artacağı ve düzelmesinin uzun yılları bulacağı öngörülmüştü. yine de, obama yönetiminin önderlik ettiği önlemlerle bugünlere iyileşmenin gelişeceği de öngörülmüştü. günümüzde, 2008'de öngörülen olumsuzlukların korunduğu ama, olumluluklarınsa gerçeklenmediği gerçekliği egemendir.
abd'de borsada, pazarda, üretim güçlerinde, üreticilerin verimliliğinde yapısal tıkanmaların düzelmesinin en önemli çözümü diye "buluş" ve "teknoloji" artışı beklentisinin ne getireceği belirsizdir. ya getirirseden çok ya getirmezse diye bakış çoktan düşünülür olmaktan uzaktır. buluşun, teknolojinin çekeceği yatırım ve getireceği kalkınma bilinendir ama, gerçekliği bilinmezdir. abd bilinmezden beklentisini abartmaktadır.
ingiltere'de demokrasinin, özgürlüklerin yaygınlığının ortamında ortaya çıkan sokak taşkınlıklarının, yağmaların, yakıp yıkmaların "polis gücünü" arttırarak durdurulmasının kalıcılığı ne olur? sokaklardan toplanmış bini aşkın yağmacılara ağır cezaların uygulanacağı açıkta söylenir olmuştur. bir anlamda, özellikle, 1968'le çoğalıp yaygınlaşan bireysel özgürlüklerin kısıtlanmasının toplumsal desteği çoğunluktadır ingiltere'de. burası anlaşılır. anlaşılmayansa, toplumsal kargaşanın bir sonrası bu bireysel kargaşaların tümden denetlenmesi midir? ingiltere örneğinin, ispanya'da, italya'da, almanya'da, fransa'da uygulanabilirliği nedir?
yasallığın üstünlüğüyle yasaların kararlı uygulanması toplumsal kargaşaların tümden denetlenmesini getirir mi? toplumsal ve bireysel özgürlüklerin korunması mı, daraltılması mı ilk sonuçtur? toplumsal kargaşaların durdurulmasının kitlesel desteği her toplumda, her zaman için geçerlidir. zor olanıysa: toplumsal özgürlükleri koruyarak bireysel yıkımları, yağmalamaları önlemektir.
ingiltere örneğindeki sokak yağmaları mı, yağmaları polis yöntemleriyle bitirmek mi öteki ab ülkelerine örnek olacaktır.
12 ağustos 2011, college station, texas.