1989 öncesinde ya da iki savaş sonrası "soğuk savaş" günlerinde karşıtlıklar belirgindi. süper güçler ikiydi ve onlarla olmak istemeyenlerin "üçüncü dünyacılığı" etkin olmasa da çekim odağı olarak vardı. ikili dünya düzeni ve üçüncüler günlerinde "dünya" denirdi. 1989'la sscb yokoluşa evrilince süper güç diye abd'nin tekliği ortada kaldı ve üçüncüler odağı çoktan silinmişti. abd'nin tekliğine iki adlandırma yaygınlaştı: önce "yeni dünya düzeni" dendi ve sonrasında "küresel" egemen oldu.
"küresel" deyince abd ve abd ile olanlar ve olmak isteyenler anlaşılır oldu. çin ya da rusya ve benzerleri "ulusalcılık" yanlarına sarıldılar. "küreselleşme" dediğimiz abd ve abd olmak ve abd ile olmak çabasıydı. açıkça öyle denmiyordu ama, "küreselleşme" ilk yeşerendi. doğal ki, karşıtı da anında oluşuverdi. sscb'den başta rusya olmak üzere ondan çok ulusallık ve devlet oluştu. yapay birliktelikler yugoslavya ve çekoslovakya da ayrı ayrı ulusallıklara parçalandılar.
1989'la başlayan evre 1945'le başlayan evreye benzemiyordu; benzemedi de. 1945 savaşı durdurmak için olmayacak birliktelik ve çalışmayla oluşmuştu. 1945'le başlayan savaşlar sonrası ya da yaygın söylemle "ikinci dünya savaşı" sonrası düzen abd ile sscb savaşır/savaşmasın belirsizliğinde belirlenmişti. iki yan da öteki yanı kıyasıya eleştirir, korkutur olsa da "barış içinde birlikte yaşama" temelinde onların savaşa girmemesini sağlayacak biçimde yürürdü.
1945 ile başlayan birleşmiş milletler, sonrasında "truman doktrini" ile "marshall yardımı" ve "berlin kuşatması" sonunda "nato" oluşumunu getirdi. "g7"ye ve "ab"ye varan oluşumlar "soğuk savaş" döneminin özgüllükleri oldu. 1975'te "helsinki anlaşması" da etkisiz de olsa gününde barışçıl bir iyimserlik olarak yaşandı. bunların her birinde abd öndeydi, kurucuydu. sscb ise ancak nato'ya karşıt "varşova paktı" oluşturdu ama, sscb ile birlikte 1989 sonrasını bulamayan bir kurumlaşma olarak izi kalmadı.
1989'la birleşmiş milletler silikleşmedi ama, abd içinde yük görünmeye, gösterilmeye başladı abd'nin kürselleşme karşıtlarınca. çokları ise, yirminci yüzyıl'ın savaşlar öncesi kurum ve kavramlarını, "soğuk savaş" süresince koruduklarının ötesinde, 1989 sonrası da söylemlerini sürdürdüler: emperyalizm ve faşizm. ne olursa, ne oluyorsa faşizm idi; emperyalistlerin yaptırımıydı. an geldi sscb'yi de "sosyal faşizm" ve "sosyal emperyalizm" nitelemesiyle ananlar ortalıkta yer aldılar.
en büyük sözcük ve erişilmezlik ise "demokrasi" oldu. abd en ileri demokrasiydi. sscb ise sosyalist demokrasi amacında ve dünyanın emperyalist güçleri ortadan kalkınca "gerçek" demokrasi olacaktı. emperyalizmin de, faşizmin de "panzehiri" idi büyülü ve büyüleyici "demokrasi" hedefi.
1989'la sscb dağılmasından öteye küreselleşme diye anılan geçiş sürecinde: çoktan geride kaldığı sanılan "ulusallık" değil de, "ulusalcılık" tüm dünyayı belirleyen oldu. ulusalcılıklar öne çıktıkça küreselleşme kirlenmeye başladı ve büyük uluslar, küçük uluslar karmaşası kabardı. kimin büyük, kimin küçük olması karmaşıklığında, 1989'la çin diye beklenmedik güç ve anında korku yayıldı.
çin deyince yükselen bir güç korkusu ile birlikte demokrasi değil faşizm, emperyalist değil ama, küreselin belirleyicisi karmaşası yeni kavramlara varmadan kimilerince düzensizlik, kimilerince kendi başınalık olarak anılır/bilinir oldu. bu arada, küreselin her yerinin egemenliğini "sosyal medya" diye adlandırılan, "teknoloji" devlerinin yönlendirdiği, devletlerin ve toplumların üstünde güçlerin etkileri yaygınlaşıyor. kısacası, ara yerde miyiz, geçiş süreci midir sorusu henüz sorulmayı bekliyor. "soğuk savaş" süresinde ortaya çıkan "çok uluslu şirketler" dışında 1989'la teknoloji devlerinin ulus, toplumsal ayrılıklar tanımayan güçlerinin ve yaygınlıklarının getirilerinin belirsizliğinin başındayız diyebiliriz.
24 ekim 2025, college station, texas.