geçmiş zamanlarda "kitle siyaseti" diye "her kesime mavi boncuk dağıtma" anlayışı vardı. hem işverenlere, hem de işçilere şirin görünürdü kimi siyasetçiler. herkesle iyi geçinme anlayışı oydu. sonraları karşıtlaşmalarla cepheleşmeler yürürlükten kaldırdı o tür siyaset anlayışını.
insan yaşamında olduğu gibi siyasette de "dün ak dediğine bugün kara" demek büyük eksiklik sayılırdı. tutarlı olmak, doğrularının savunucusu ve geri çekilmeyen siyasetçiler için ilkelilik sayılırdı. utanç diye insan davranışı da siyasetçi için erdemlilikti.
akp ve tepesindekiler için ilk ve değişmeyen yaklaşım: utanç duygusunun aşındırılmasından öteye utançsızlık sıradanlaştı. utanmazlık, neredeyse, erdem ölçüsü sayılır oldu.
özellikle istanbul'da yoğunlaşan ve tüm anadolu'ya kötü örnek olan dikine yapılaşmalar 2002'ler sonrası "görülmemiş kalkınma" övüncüydü. en yğksek tepeye, insanların gözüne sokarcasına çıkılan yüksek katlı yapılar akp için şahlanıştı. "durmak yok yola devam" insanlara coşku veren hedef olmuştu. sonraları gün geldi: "istanbul'a ihanet!" diye gösterildi o yapılaşmalar. doğal olarak sorumsuzca, denetimsizce süregiden yapılaşma coşkusuna kuşku duyulurken "ihanet" özeleştiri olarak sayılmadı. utanmazca ve yüzleri kızarmadan söylenen o tür sözler utanmazlık olarak alındı.
bunlar bir gün, olmayacak anda söylenmiş, yapılmış olsa eksiklik sayılabilir ama, durmadan yinelendikçe siyasetçiyi değersizleştirir. olan odur; olan budur!
dün iktidar yolunda söylenenlerin gün gelip iktdarda unutulması, saptırılması çok olmuştur. siyasetçiyi değersiz kılmıştır hep. şunu yeni gördük, sürekli yaşıyoruz: iktidar gücündeki siyasete yükselmiş siyasetçi kendi iktidarına eleştirel saldırı yapıyor. ne oluyor; olur mu kargaşasında iktidar gücüyle kendi eleştirilerini karşıtları yapmışçasına karşıtlarına saldırıyorlar. saldırılar eleştiri midir, özeleştiri midir yumak gibi birbirine karışmış oluyor. örnekleri saymakla bitmez, tükenmez diyebiliyoruz.
büyük sözcüklerle söyleyenler de oluyor bu tür anlamsızlıklara karşı: popülizm. hayır değil. herşeyi ben bilirim; benim söylediğim "tek doğrudur!" saldırganlığıdır yaşananlar, söylenenler.
tüm bu olumsuzluklar, utanmazlıklar, gülünçlükler iç siyasette "oy kaygısı" gereği sayılırdı. o da değil. benzeri tutarsızlıklar uluslarası düzeylerdeki temsillerde, söz almalarda, ilişkilerde de yaşanıyor, yineleniyor. son büyük uluslararası sorunlardaki yeralışlarda da benzeri görülüyor. rusya'nın kırım'daki oldubittisi ve yıllar sonrası kiev'e saldırılarında da ne yanda olduklarının, ne yöne döneceklerinin belirgin ilkeleri yok. rusya'ya uygulanan kısıtlamalara katılmadan rusya'ya yöneltilen eleştirilerin değeri olmuyor. rusya'yla ilişkileri korumayı türkiye'nin bağımsızlığı ile algılayıp açıklayamıyoruz. rusya'nın yaılıtılmasına arabuluculuktan ve rusya karşıtlarını uzlaştırmaktan çok "yararlanmacı" siyasetçi konumunda olduklarının ayrımında değiller.
israil'e 7 ekim 2023'teki saldırıyı deseteklemiyorlar; doğrusu odur. israil'in saldırganlığını eleştirmekten uzak durmuyorlar ama, sözden öteye ne yapıyorlar? hiç. daha da ötesi karşıtlarını israil'in saldırganlıklarını yoksayıyorlar diye aşağılıyorlar, yoksayıyorlar. olmaz. doğrusu: karşıtlarını ortak cephede toplayabilmek olmalı en azından. o da yok. nedeni de: eleştiriyi de yaparız; eleştiri yapmıyorlar saldırganlığını da yapan biz oluruz utanmazlığından yarar umar.
9 mayıs 2025, eğirdir, ısparta.