10 Aralık 2021 Cuma

türkiye'de akp'yle yeniden yönlenme düşü / cumaları -- 869.

türkiye'de siyasette tıkanmaya yeni ad bulmak kolay olmuştur. çok açıktır ki: türkiye'de siyasette, toplumsallıkta, iktisatta ve bunların etkileşiminde bir tıkanmadayız. bu durumda "biz yapamadık" ya da "yapmak istediklerimize destek olmadılar" diyecek bir yönetim ve siyasi kişilikler yok. türkiye tıkandıkça: "bizden değil; onlar" söylemi baskınlaştırılmak isteniyor.

akp siyasilerinin ve akp siyasetlerinin belirleyici açıklaması açıktır: iyi olan, güzel olan artılar bizdendir; kötü, çirkin ve eksiler onlardır. bu davranış değişmedi ve değişmez de. önceleri üstüne çıktıkları ya da yükseldikleri 1990'ların zorluklarını, yanlışlıklarını ve eksikliklerini adaletle ve kalkınmayla değiştireceğiz diye yola çıktılar. iyi başlangıçtan güç ve güven kazandıkları varsayımıyla güç budalası oldular. salt 1990'lar değil, 1980'leri de aşacağıza dönüştü hedefler. sonrasını biliyoruz: 1923'ü sorgulama ve aşağılamalar güç veriyor sandılar. durmak yok deyip yolboyunda 2023 ve 2071 diye erişilmez hedeflere uçtular.

dere tepe yolalındı ve günümüzde gelinen nokta ortadadır: tıkanıklık. abd'yi aşacağız, ab'ye eriştik derken "çin modeli"nde tıkandılar. "çin modeli" nedir diyen yok da; akp'nin sözcüleri "çin modeli" diye yeni bir kervan düzeceklerini umuyorlar. olur mu diye sormak "saçmalıkla uğraşmak (eskiler "abesle iştigal" derlerdi)" olur.

akp için sorun başından açıktadır: "kervan yolda düzülür!" anlayışıyla yüründü, yürünüyor, yürünecek. bu nedir? akp'nin iktidarı yürütmek için, devleti yönlendirmek için ne programı vardı; ne de kadroları. yarım yamalak, oradan buradan derlenmiş kadrolarla ve türkiye'nin ağır aksak yürüyen kalkınma düzenini altüst etmeyi başaramadılar. türkiye'nin güçlü temeller üzerinde yükselen 1923 ve 1950 kalkınmalarını altüst etmek için akp'nin ne gücü vardı; ne de kavrayışı.

türkiye'nin sanayileşme yoluyla kalkınmaya geç katılımı bilgisizlikten ya da yetersizlikten değildi. türkiye güçlü bir toplum ve devlet yapısıyla savaşmaktan uzak duramadı yüzyıllarca. anadolu'da, başlangıçta da türkler savaşarak öne çıktılar ve devlet kurucusu oldular. 1071 sonrası kurulan önce selçuklu, ardından osmanlı kurulduğundan sonra yaşarak yokolmaya erdiler. 1920 anadolu isyanıyla 1922'de kurtuluş ve 1923'le kuruluş cumhuriyet olarak yaşandı.

1923'ün chp'sinin soluğu yolboyunda tükendi ve 1950'yle chp'nin tıkandığı yerden yeniden canlanma sürdü. 1950'ye değin üretilen ile tüketilenin denkliği hep önemliydi. türkiye'de gelir dağılımıyla bölüşümde uçurumlar yoktu. devlet katmanlarında çalışanların, topraktan ve fabrikada üretenlerden daha güvenli bir yaşamda geliştiklerine tepkiydi 1946 sonrası ve 1950 dp atılımı.

1950'yle yaşanan atılımla gelir dengesizlikleri de daha açık yaşanır oldu. devlet görevlilerinden daha güvenli kazananlar ve bölüşümde payları artanlar ticari ve mali kaynakların sahipleriydi. türkiye'deki yeni zenginliğin getirdiği pekçok sorunun başında üretim ve tüketimde "dış kaynaklara bağımlılık oldu. tüketim dizginlenemez oldu ve üretimde dıştan satın almaları dengelemek de, denetlemek de zorlaştı.

o gün (1950'ler) ve bugün (2000'ler) sorun açıktır: üretimde dışa bağımlılık iki yönlü işledi. birincisi sanayi üretiminin payını arttırmak için kaynak (sermaye) dış borçlanmadan sağlandı. dış sermayeye ham maddeler dıştan alındı; dışa satımlar ise çokluk ve uzun süre geleneksel toprak ürünleriydi. sattığının ederiz az; satınaldığının ederi çok ise ve bir de tüketim durdurulamadıkça bütçe açıkları ve dış ticaret dengesizlikleri olağanlaştı.

1960'ların bunalımları da, 1970'lerin bunalımları da, 1980'lerin sorunları da, 1990'ların bunalımları da benzerdir. akp bunların üstüne tüketimin kısıtlanmadığı ve sanayi üretiminin dışa bağımlılıktan kurtulmadığı evrede geldi. akp zenginleşme düşünü yeni katmanlara yaydığı için seçimleri kazandı; düzeni koruduğu ve sürdürdüğü için iktidarda kaldı.

sonunda, dışsatımla, dıştan alımlar dengesizliğini düzeltmeyi geçelim iyice arttırdı. şimdi ""çin modeli" diye ucuza çalıştırılan emekle tüketimi kısıtlanmış kitlesellikle dışa satım düşlerini "yeniden yönlenme" ya da "kimsenin yapamadığını yapma" tutkuları düşten de geride, boşuna debelenmedir.

üretilmişleri ucuza satarak, emeğin kazanımlarını düşürerek, uçurum olmuş ve durdurulamayan dışsatım ile dıştan alım dengesizliklerinin üstesinden gelmek zor değil olanaksızdır. tıkanıklık sonunda siyasette de, toplumda da, iktisatta da daha belirgin yaşanacaktır. türkiye çin değildir. türkiye'de demokrasiyle yaşamaya alışkın toplumu zoryönetimle başarılan çin düşünde oyalanmak uzun sürmez.

10 aralık 2021, college station, texas.