günümüzde demokrasilerin geldiği yerden ilk kaçanlar dünün demokratları oluyor. tarihin yeni bir dönemecini döndüğümüz, bir süredir, açıkta yaşanıyor. demokrasi, salt, egemenlerin ve düşünsel ülkülerin iktidarı değildir. demokrasi, kalabalıkların, kitlelerin, nitelik ayrımı yapmadan çoğunluğun seçtiklerinindir.
uzun süre kendilerinde kalıtımsal güç, bilgi gücü görenler, demokrasilerde de, güçlerini korumaktan korkmadılar. demokrasi, uzunca süre, ortak ülküydü. demokrasinin eksikliği/varlığı yönetimlerin belirgin özelliğiydi. artık değil.
önce ulusallığı ve dine bağlılığı eksiklik olarak gördüler demokraslerde güçleri aşınanlar. yenilerde de "popülizm" diye bir hastalık tanımına giriştiler. kitleleri ardına alan benzeri önceden düşünülemeyecek seçim kazananları küçümsemekte ortaklık, güç yitirenlerin ya da siyasi güç olamayacakları açık olanların sığınağı oldu.
demokrasi ve seçimle iktidarların/yönetimlerin belirlediği her ülkede durum benzemeye başlayınca "deli başkanlar" ya da aptal seçmenlerden öteye bir durumun geliştiğini algılamakta henüz uzlaşım yok. yaşananlara ilk tepki bu yürümez oldu. yürüdüğü ve sürdüğü yaşandıkça "faşizm" de böyle kitlelere dayanan seçimle oluştu aklı geliştirilmeye uğraşıldı.
yukarıda sıralan söylemlerle demokrasiden uzaklaşan demokratlar halkı karşıt görmeyi kendilerinde hak görmeyi sıradanlaştırdılar. bu önemli bir durumdur ve bu dönemecin ötesinde ne varı/olabiliri düşünmeden yinelemek, demokrasiden kopuşu ve daha da ötesi dönemeci alamadan uçuruma yuvarlanmayı getirebilir.
demokrasi, karşıtlarınla olabilme üzerine kuruludur. demokrasi, birlikte yaşama ve karşıtlarının da gücünü güç saymakla sürdürülür.
yıllarca ezilmiş, horlanmış, geride kalmışları yoksayan yönetim olmaz. yıllardır yoksayılmışlar seni seçmeyince demokrasinin zayıflığı ve faşizmin dayanağı sayılamaz.
demokrasilerde gelişenleri, kolayca, düşüncesizce ve akılsızca faşizme indirgemek o korkulan faşizmi önleyici olmaz.
kitleler, yığınlar ve çoğunluk: neden yüce ülkülerin, neden öngörülen, tasarımlanmış "ütopyaların" değil de, yokedilisi sayılan, ulus ve din geleneklerine sarılıyor? kitleleri, yığınları geleneksel değerlerden koparamayınca, değerlerin üstüne saldırmak demokrasi getirmiyoru görmek kendilerini demokratlıkla niteleyenlerin görmeleri gerekendir.
demokrasiyi, kitlelerin yaşadıklarıyla değil de, yığınların yaşamasını istedikleri olarak özleyenlerin demokraside çoğunluk olamayışları yeni değildir. yeni olan şudur: ben seçilmiyorsam, ben yönetmiyorsam yaşanan demokrasi değildir söylemidir. demokrasiye, kitlelere karşın ve kitlelerden bağımsız olmuyoru görmek ve çözümlemekle ulaşılır.
çok açıktır ki: çoğunluk, egemenlik ve yönetmenin önkoşuludur. çoğulculuğun oluşabilmesi için çoğunluğun yönetme gücünü yoksaymayı yeniden düşünmek gerekir. hem çoğunluk gücünün, hem de çoğunluk gücünü yoksayanların karşıtlaşması ne getiriyor ortadadır: tayyip erdoğan, theresa may, angela merkel, viktor orban, andrejz duda, emmanuel macron, george w. bush, barrack h. obama, donald trump ve benzerleri.
seçilenlerin demokrasiyi yoksaymasının getirdikleri de ortadadır: demokrasiye inançsızlık. öyle anlaşılıyor ki, demokrasiyle güç kazananların, demokrasiyi yozlaştırmalarıyla demokrasilerde çoğunluk olanların, çoğunluğun yönetimine karşıtlıkları günümüzün ve gelen yılların demokrasiyi yıpratmakla yoketmesi durmaksızın süregidecektir.
kitlelerin kölesi olmak ya da düzeyine inmek gereksizdir ama, kitlelere karşıtlığın da getirisi yoktur demokrasilerde.
28 eylül 2018, college station, texas.
uzun süre kendilerinde kalıtımsal güç, bilgi gücü görenler, demokrasilerde de, güçlerini korumaktan korkmadılar. demokrasi, uzunca süre, ortak ülküydü. demokrasinin eksikliği/varlığı yönetimlerin belirgin özelliğiydi. artık değil.
önce ulusallığı ve dine bağlılığı eksiklik olarak gördüler demokraslerde güçleri aşınanlar. yenilerde de "popülizm" diye bir hastalık tanımına giriştiler. kitleleri ardına alan benzeri önceden düşünülemeyecek seçim kazananları küçümsemekte ortaklık, güç yitirenlerin ya da siyasi güç olamayacakları açık olanların sığınağı oldu.
demokrasi ve seçimle iktidarların/yönetimlerin belirlediği her ülkede durum benzemeye başlayınca "deli başkanlar" ya da aptal seçmenlerden öteye bir durumun geliştiğini algılamakta henüz uzlaşım yok. yaşananlara ilk tepki bu yürümez oldu. yürüdüğü ve sürdüğü yaşandıkça "faşizm" de böyle kitlelere dayanan seçimle oluştu aklı geliştirilmeye uğraşıldı.
yukarıda sıralan söylemlerle demokrasiden uzaklaşan demokratlar halkı karşıt görmeyi kendilerinde hak görmeyi sıradanlaştırdılar. bu önemli bir durumdur ve bu dönemecin ötesinde ne varı/olabiliri düşünmeden yinelemek, demokrasiden kopuşu ve daha da ötesi dönemeci alamadan uçuruma yuvarlanmayı getirebilir.
demokrasi, karşıtlarınla olabilme üzerine kuruludur. demokrasi, birlikte yaşama ve karşıtlarının da gücünü güç saymakla sürdürülür.
yıllarca ezilmiş, horlanmış, geride kalmışları yoksayan yönetim olmaz. yıllardır yoksayılmışlar seni seçmeyince demokrasinin zayıflığı ve faşizmin dayanağı sayılamaz.
demokrasilerde gelişenleri, kolayca, düşüncesizce ve akılsızca faşizme indirgemek o korkulan faşizmi önleyici olmaz.
kitleler, yığınlar ve çoğunluk: neden yüce ülkülerin, neden öngörülen, tasarımlanmış "ütopyaların" değil de, yokedilisi sayılan, ulus ve din geleneklerine sarılıyor? kitleleri, yığınları geleneksel değerlerden koparamayınca, değerlerin üstüne saldırmak demokrasi getirmiyoru görmek kendilerini demokratlıkla niteleyenlerin görmeleri gerekendir.
demokrasiyi, kitlelerin yaşadıklarıyla değil de, yığınların yaşamasını istedikleri olarak özleyenlerin demokraside çoğunluk olamayışları yeni değildir. yeni olan şudur: ben seçilmiyorsam, ben yönetmiyorsam yaşanan demokrasi değildir söylemidir. demokrasiye, kitlelere karşın ve kitlelerden bağımsız olmuyoru görmek ve çözümlemekle ulaşılır.
çok açıktır ki: çoğunluk, egemenlik ve yönetmenin önkoşuludur. çoğulculuğun oluşabilmesi için çoğunluğun yönetme gücünü yoksaymayı yeniden düşünmek gerekir. hem çoğunluk gücünün, hem de çoğunluk gücünü yoksayanların karşıtlaşması ne getiriyor ortadadır: tayyip erdoğan, theresa may, angela merkel, viktor orban, andrejz duda, emmanuel macron, george w. bush, barrack h. obama, donald trump ve benzerleri.
seçilenlerin demokrasiyi yoksaymasının getirdikleri de ortadadır: demokrasiye inançsızlık. öyle anlaşılıyor ki, demokrasiyle güç kazananların, demokrasiyi yozlaştırmalarıyla demokrasilerde çoğunluk olanların, çoğunluğun yönetimine karşıtlıkları günümüzün ve gelen yılların demokrasiyi yıpratmakla yoketmesi durmaksızın süregidecektir.
kitlelerin kölesi olmak ya da düzeyine inmek gereksizdir ama, kitlelere karşıtlığın da getirisi yoktur demokrasilerde.