türkiye'nin, cumhuriyet tarihindeki en büyük ve kökten değişimleri kuruluş yıllarına denk gelir. cumhuriyet, 1924 anayasası, takrir-i sükûn, tevhid-i tedrisat, medeni kanun ve niceleri devrimci atılımlardır, değiştirilemez değişimlerdir. bunların değişimi karşı devrim olur. devrimcilerin karşısında tekil ve kitlesel karşı devrim durmaksızın sürmüştür ve durmak bilmeyecektir.
türkiye'nin 1923 değişimi düzeyinde değilse de, kurtuluş ve kuruluş ilkelerine aykırı ikinci büyük köklü değişimi de 1945'te birleşmiş milletler kuruculuğu sonrasıdır. 1946'da çok partililikle başlayan düzen, 1945'in gereği görünse de, cumhuriyet'in kuruluş felsefesine de, kurtuluş mücadelesinin tbmm tarihine de aykırı değildir. oysa, 1945'le başlayan ve abd ile birliktelik, kurtuluş felsefesine de, kuruluş ilkelerine de uyumlu değildir. 1945 diye genellediğimizin somutu açıktır: 1921'de kurtuluşçu ankara hükümeti'nin, sovyetler birliği ile uzlaştığı 25 yıllık anlaşmanın karşılıklı sonlandırılması sonrası oluşan, önce dışişleri ve birlikte gelişen içişleri ilişkileridir.
1950'deki siyasi değişime abd'nin katkısı yoktur ama, 1960'da vardır. 1960'dan bu yana tüm değişimlerde ve doğal ki, bugünkü temel sorunumuz, akp oluşumunda da abd'nin etkisi belirgindir. "soğuk savaş"ın başlangıcı da türkiye'nin abd seçmesiyle ilintilidir. türkiye'nin "soğuk savaş" seçmelerinde belirleyici olan dp'dir ama, inönü önderliğindeki chp de sorumludur. chp, 1950'lerde dp'ye "muhalefet" etmiştir ama, birleşmiş milletler ve nato konularındaki, abd ile ikili anlaşmalar konusundaki karşıtlığı hem niteliksiz, hem de etkinlikten yoksundur.
1950'ler boyunca, birleşmiş milletler üyeliği, nato üyeliği, abd ile ikili anlaşmalar, tbmm gündeminde enaz tartışılmış, gündelik insanlar için dokunulmaz ve kısıtlı uzmanların bilgilenmesini taşmıyan gizlerdir. 27 mayıs'ın kamuda duyulan ilk sesinin ilk sözlerinin, birleşmiş milletler, nato ve ikili anlaşmalara bağlılık olduğu tartışılmaz gerçekliktir.
27 mayıs sonrasında, ilk tartışma konusu ikili anlaşmalar ve ardından nato olmuştur. 1945'ten bu yana birleşmiş milletler üyeliğimizi sorgulama akp'ye denk gelmiştir. akp'nin en üst düzeydeki tek yetkili sesinden uluorta söylenmiş "beşler düzenin"ne karşıtlık ise: sokak ağzından ötesini bulmamıştır. kısacası, 1945'ten bu yana, günümüzde de birlşemiş milletler tartışılmazlığını sürdürmektedir. oysa, 1961 sonrasından günümüze, zaman zaman kızgınlaşan, nato ve ikili anlaşmalar tartışması hep olmuştur. özellikle, sokakların siyasetinde, temel olgulardandır nato sorgulaması, ikili anlaşmalar sorgulayıcılığı.
akp'nin başlangıcı, abd ve sonrasında abd/ab birlikteliği olarak başladığından, sokaklardan bellenmiş doğrulardan olan, nato ve abd ile ikili anlaşmalara sorgulaması, 2010 öncesi silikliğinden, 2011'den bu yana şiddeti artarak yükselmiştir. 1990 ağustos'unda sorgulanmayan birleşmiş milletler, abd, çekiç güç ve abd'nin ırak'ta kuzey'den bağdat'a yayılması, türkiye'de abd'yi sorun etmenin artmasına neden olsa da, nato'yu sorgulamayı getirmemiştir.
2013 mayıs'ında, abd başkentinde, beyaz saray'ın konukları olan erdoğan, davutoğlu ve fidan'ın o toplantı sonrasından bu yana, abd'yle ilişkilerde diplomasiyi yokedici söylemleri ve davranışları türkiye toplumunda nasıl değerlendiriliyor bilmiyoruz. türkiye'nin nato'ya girişinde kitlesellik olmadığı gerçeği, nato'dan kopmada da yinelenebilir mi?
türkiye, nato üyeliğine halkın seçmesi dolaylı olmuştur. oysa, günümüzde, artık, nato üyeliğinden ayrılmada halkoyu olmadan oldubitti olanaksızdır.
türkiye'nin nato üyeliği, neredeyse, nato'nun eskiliğindedir. nato, kısa süreli türkiye olmadan yaşamıştır; türkiye'nin de, nato olmadan yaşadığı cumhuriyet tarihi, nato ile yaşadığı tarihe göre çok kısa sürelidir. nato'lu türkiye'yi nato'suz türkiye'den daha çok yaşadık ve biliyoruz diyebiliriz.
türkiye nato'dan neden çıkmalıdır tartışması, nato'dan nasıl çıkabilir tartışmasıyla karıştırılmamalıdır. türkiye, nato'nun türkiye'nin ulusal egemenliğinin üstünden karar verici ve dayatmacı olamaz direnci ayrıdır; türkiye nato olmadan da yaşar öngörüsü de ayrıdır. türkiye'nin nato'da belirleyici olmadığı açıktır. türkiye, nato'nun "sadık" üyeliğinden, sorgulayıcı üyeliğe neden ve nasıl geldiğini akp'yle ya da akp karşıtlığıyla denkleştirme kolaycılığından uzak durulmalıdır. akp, türkiye'yi, nato üyeliğinden koparıyor yaygaracılığıyla akp'ye karşı natocu olmak da; akp'yi kullanarak, nato'dan kopalım, sonrasında biz oluruz boşinancı da yanlıştır; uzak durulmalıdır.
her konuda olduğu gibi, nato konusunda da: akp'den sonra da türkiye olacaktır; akp'siz de türkiye olacaktır, seçmelerde temel yaklaşım olmalıdır. türkiye'nin, nato'dan koparılması zorlu ve kolay oluşabilir bir sonuç değildir günümüzde. abd, nato'dan kopmadan ya da nato, abd'si olmadan, türkiye de nato'da olmakla olmamayı tartışabilir; gerisi, getirisi ve değeri olmayan "lâfügüzaf (boşsöz)"tır diye düşünmeliyiz.
8 aralık 2017, college station, texas.