1989'a abd hazırlıksız yakalandı. tarih bildiğini sanan danışmanların, "gün bugündür" anlayışıyla "tek süper" güç "yeni dünya düzeni" diye küreselleşmenin yönlendiricisi abd öngörüleriyle sscb ve onunla işbirlikçi despotları, zalimleri oldukları yerlerden arındırmak uğruna bin yıllık barış yanılsamasıyla bugünü bulduk. despotların, zalimlerin adları değişti ama, yenileriyle varlıkları, denetimsiz korkusuz kendi halklarına saldırgan oldular. tarihin bitmeye yüztutmuş ne denli ayrılıkları, karşıtlıkları varsa özgürleştirip çoğulculuğa erişileceği yanılsamasıyla herbirine destek oldu abd. yayılmayla tepkiler ve dirençler de oluştu. abd korkutamadan, açığa çıkan güçlerin denetlenemezlğinden korktu.
görünürde, her saldırının ya da yaşanan içsavaşların, abd gücüyle oluştuğu varsayımıyla abd korkusu bir yandan; yok, abd onca da korkulacak değilmiş korkusuzluğu bir yandan, yirmibeş yıldır, 1945'de yalta/potsdam'da dondurulan dünya ilişkilerinin soğukluğu eridi ve giderek yangını körükledikçe önlemek zorlaştı.
kimileri için, israil de abd; hamas da, hatta el fetih de. kimileri için, hüsnü mübarek de abd idi, mursi de, sisi de. suriye'de, oradan buradan yığılmış ışid kara bayraklılarının kurucusu da, destekçisi de, yürütücüsü de abd; erbil'de devletçilik oynayanlar da abd; saddam sonrası fırsatçılarının başına geçen yeni zalim el maliki de abd. gürcistan, ukrayna ve ötekileri saymıyorum. polonya, baltık ülkeleri hepten abd. nedense putin'e abdlilik hiç yakıştırılmadı ama, öncesi yeltsin de balkabağı gibi abd idi. ya değlllerse diye soranı susturmak olur mu? daha akıllı yaklaşmak gerekmez mi?
türkiye'de erdoğan abd, katar'da emir abd, suudiler ise ezelden abd. mısır neden katar'la savaş konumunda birbirine karşıt ya da suudiler ile katar'ın alıp veremediği nedir konumuz değil. olur onca iç ayrılıklar mı diyeceğiz? türkiye katar'la iyi gibi, suudiler'le içiçe iken mısır'la yakınımızda olsa, neredeyse, gidip, hapistekileri kurtaracak erdoğan-davutoğlu'muz var! neyse ki, erdoğan'la davutoğlu'nun eyyylenmesi abd izin verdikçe yaşanıyor.
bir yıl önce suriye'de kimyasallar kullanıldı diye, neredeyse, paldır küldür kırmızı çizgi aşıldı diye esad gidiyorken putin bana danışmadan, çin'in onayını almadan olmazlandı ve cenevre'de lavrov'la kerry yalta/potsdam uzlaşımı yanılsamasınının yanılgısını yaşattılar. john kerry, 2013 yazı'nda, abd iran'la uzlaşıyor, israil filistin'le yüzyıllık savaştan barış'a geçiyor diye muştulamıştı haddini aşarak.
olanı istediğimiz fesatla açıklayabiliriz. oysa açıklanmadığını da, çözümlenmeyeceğini de anında biliriz. yine de algılarımız, değerlendirmelerimiz, yargılarımız açıklamasız kalmaz.
abd saldırgan ve yayılmacı görünümünden güç olduğunu yaşarken güçsüzlüğünü yakaladığından bu yana bir değişim yaşandığı yeterince anlaşılmadı. kimileri için abd çöktü çöküyordu; kimileri içinse, abd çekilirken ben/biz de bayrağımızı dikelim; sıra bizdedir güç gösterisine yönelindi. gelinen noktada, abd yön değiştiremiyor, çekildiği yerlere geri dönemiyor; abd zayıflık gösterdikçe, bundan sonrası da budur diye yeni despotlar, yeni zalimler günlerinin geldiğini varsayarak amansız son darbeleriyle yüzyıllık sorunlarını çözmeye girişti. abd ise, nereye yetişeceğini bilemez durumda, önden yolaçarken; yolaçan işbirlikçilerin ardından en üstte kalacağını varsaydı. libya'da kaddafi'nin yönetimi zorla, kanla sonlanınca; abd'nin gücünü askeri saldırıyla değil abd caydırıcılığıyla yürütmek için abd başkanı olan obama ile biden ve hillary clinton: ırak'ta iki trilyon tükettik sonuç ortada ve libya'yı bir milyara kapattık bezirgânlığını abd siyaseti diye açıkta söylediler. oysa, bush yayılmacılığı nasıl geriye teptiyse; obama geri çekilmesi de, öncekinden sorunlu abd'ye karşı yayılmaca olarak gelişiyor.
kırk yıldır, türkiye cumhuriyeti'nin askeri harekâtı ile barış içinde yaşayan kıbrıs toplumlarının barışına göz diken joe biden bilmezliğinin neyseki gücü değil güçsüzlüğü egemendir. abd'nin gücü olsa, bir günde, yaşanan kırk yıllık barışı yokeder. gördüğümüz ve bildiğimiz ortadadır: abd, kıbrıs'a asker çıkarmadan, türkiye ile askeri savaşa girmeden, kıbrıs'ta barış sürekliliğini koruyacaktır. türkiye'de, abd'ye askeri güç kullanmadan kıbrıs'ta çıkarma yapmasına olanak verecek işbirlikçi bulunmayacaktır. ortada o yalanla yanıltanlara yanılan abd de birgün yaşanan barışı değiştiremeyeceğini yaşayacaktır.
abd'nin gücü de, güçsüzlüğü de günümüzün kargaşalarının söylenmeyen ilk açıklamasıdır. ne yapılabilir büyük sorudur. gelen on yıllarda yanıtını bulabileceğiz.
ukrayna'da ruslar'a karşı, abd/ab gücüne dayanacağını sanan, bekleyen ukrayna güçlerinin, ukrayna'yı rusya'nın etkisinden koparma gücü yoktur. ukrayna'nın ruslaşması tarihseldir ve ukrayna'dan rusların arınması değil ukrayna'nın rusya içinde erimesi doğal sonucudur. gelen yüzyılın çözümü budur.
yüzyıldır, israil'de, dışarıdan güçlerin desteğinde, savaştan, kandan, baskıdan öteye yönetim gücü bulamayan israil devleti'nin israil'de savaş yaparak da barışı yaşayamacağını yaşıyoruz. israil'in içinden ya da çevresinden tekil işbirlikçiler bulsalar da, toplum olarak teslim alamayacaklarını yşadığımız saldırı sonrasında da anlamayacakları açıktır.
bunca gerilimin çevrelediği türkiye'de bu sorunların üstesinden geldiğinin, geleceğinin yanılsamasındaki erdoğan-davutoğlu siyasetlerinin, abd'yle de olsa, abd'yle karşıtlaşsa da değişmesi gerektiği hergün daha açık yaşanmaktadır. türkiye'nin içine yığılmış savaş kaçkınları göçmenlerin zaman içinde türkiye sınırları içinde eriyeceğini ve türkiye cumhuriyeti yurttaşları olacağını güvenle söyleyebiliriz. suriye'den türkiye yığılmışların erimeleri de kaynaşmaları da sorunlu yaşanacaktır.
2 ağustos 1990'dan bu yana, önce özal'la başlatılan, abd'nin gücüyle güçsüzlüğünden pay kapma siyasetlerinin türkiye'de yaşattığı 1990'larla 2000'lerin nasıl gelişeceğine ilişkin önyargıların ötesinde beklentiler de, iyimserlikler de inandırıcı değildir günümüzde ama, yine de, dağılmadan, birlik ve dayanışmayla iç barışı sürdürmek zorunludur. erdoğan-davutoğlu siyasetlerinin içte de, dışta da barışı getirmediği açıktır. türkiye'nin iç barışı da, sınırlarımızın ötesinde barış da, yeniden gerçek ve geçerli olabilir.
10 ağustos seçimi yaklaştıkça, 2 ağustos 1990'a barışçıl tepki göstermiş demirel, ecevit ve erbakan değil de özal, türkeş ve erdoğan savaşçılığının yeterince anlaşıldığını söyleyemeyiz. türkiye'nin dışarıda barış diye savaşçılık yapmasının, içerideki barışı da sarstığını gören akıllar, düşünceler, değerlendirmeler, yargılar siyasete de dönüşmeyi baklemektedir.
25 temmuz 2014, college station, texas.