28 Haziran 2013 Cuma

cumaları -- 429.

bir ayı aşkın süredir, türkiye'de, büyük kentlerde eylemlilik sürüyor. akp, sessizliğini sürdürüyor. erdoğan ise susmak bilmiyor.

bir yandan, isyan durumu diyebileceğimiz, ayaklanma günleri durmak bilmiyor. öte yandan da ne olduyla, ne oluru açıklamakta canlı bir zenginlik görünüyor. isyancılar açısından, eyllemlilik içinde olanlara yön vermekte hergün yeni bir akıl, yeni bir değerlendirme var. bir anlamda, siyaset gerilemiş, iktisadi yaşama etkileri yaşanmamışlıkta sosyoloji patlaması yaşanıyor. 19, yüzyılın yarım kalmış toplumsal patlamalarından başlayıp, 1968'den bu yana yaşanmışlıkları yinelerken, bir yandan da, 1989'la ortaya çıkmış değişimleri atlayıp, doğrudan, 2008 abd odaklı bunalımın yayılmasına değinilere değin vurgulara rastlanıyor. bir türlü, türkiye'ye özgülükle, türkiye yerelliğinin getirisi olarak almamakta direniliyor. türkiye'ye özgülük deyince, ençok söylenen de darbe çağrıştırmasıyla; oyuna gelirsiniz uyarılarında yoğunlaşılıyor.

bir de, erdoğan olmasaydı yaşanan tepkiler olmazdı denilirken; aman ha, erdoğan'ın başlangıcı iyiydi ama, geldiği nokta kabul edilemez demeden öteye, erdoğan sonrası bilinmez korkutmacası izliyor.

erdoğan'a tepki yerindeydi ama akp'yle kazanımları gözardı edemeyiz düşseliyle, erdoğan hep buydu, hep budur gerçekçiliği kıyasıya karşıtlaşıyor. günümüzde durum budur: erdoğan gitmeden, türkiye'de ne huzur, ne refah, ne de barış yaşanmaz diyenler etkili konumda bir yanda toplaşırken; karşı yanda da, erdoğan seçimle kazanacağı güçle yeniden huzurun, refahın, barışın etkin yönlendiricisi olabilir diye toplaşanları korkutma sürüyor.

kısaca şunu söyleyebiliriz: bir aylık etkin gösterilerden, yarına ilişkin umutlanmalarla umutsuzluklar içiçedir. umutlanmalar da ikili: umutlananların bir kümesi, yarına ilişkin çok güçlü, çok etkin ve belirleyici bir demokrasi öngörüyor; bir de erdoğan gidecek, siyasette elenmişler yeniden etkinleşecek diye kıyıda gün bekleyenler var.

oysa, hep biliyoruz ki, akp sarsılmıştır. akp içi sessizlik yanıltıcıdır. türkiye'de altüst oluş, birdenbire yeni arayışları zorlamaktadır. "sosyolojı"de ötesini öngöremeyenler; siyasetteki altüst oluşun hızla bir değişimi zorlayacağını yaşamadan öngörüsüzler. tbmm'de temsili olan siyasiliklerin tümünü karşısına alanların, yarın o siyasiliklerin yeniden düzenlenmesini de önemsemeyeceklerini öngörmeliyiz. tbmm'de temsili olan siyasiliklerin tümüyle yokolması beklentisiyle olmayacak duaya ellerini kaldıranların, akıllarını koyanların, yarın, akp'li, chp'li, mhp'li, bdp'li tbmm varlığına akıl olarak da, düşünce olarak da, davranış olarak da hazır olmadıklarını güvenle söyleyebiliriz, öngörmeliyiz. bunu söylerken, erdoğan'ın umduğu gibi, yinelediği gibi tbmm'deki oranlarla dengeler bugünkü düzeyde sürmeyecektir. günümüzde olabilirliği en hızla gelişen açıktır: akp de, chp de, mhp de, bdp de bölünmelere açıktır.

kimsenin sözünü etmediği bu olabilirlik yani dağılmalar bir anda ortaya çıkmasa da, birbirini etkileyecek biçimde yaşanabilir. uzun süredir seçim yasasının elverişliliğiyle yaşanmış akp'nin tek başına iktidarı zedelenecektir. günümüzün sorusu: bu olabilirlik seçim sonrasına mıdır; seçime zedelenmiş olarak mı gidilir?

gezi'de büyük patlama yaşandı, güzel günlere gidiyoruz düşselliğiyle; eskinin yeniden düzenlenmeye elverişliliğinin gerçekçiliği içiçedir. düşselik, belki uzun dönem içindir; kısa dönemde ve yakın gelecekte tbmm'de oranların, güç dengelerinin sarsılması ilk beklenti olmalıdır. öyle görünüyor ki, gerçekler ve gerçekçilik, düşleri henüz zorlayamadı.

akp yönetiminin, zor kullanımı olmadan yönetimi sürdürmesi zorlaşmıştır. yönetimde zor kullanımının, suskunluğu ve baskıyı getireceğini düşünmek erdoğan önderliği için geçerli bir siyasi seçimdir. bugünkü türkiye'nin susacağını, baskıyla duracağını ummak erdoğan'ın tükenişinin hızlandırıcısı olacaktır. akp'nin erdoğan'a sarılması, yarınki değişimde, erdoğan'sız, akp'nin de olmayacağını getirebilir. türkiye, çevre koşullarında değişiklik olmazsa, erdoğan'sız ve akp'siz olmaya gidiyor.

28 haziran 2013, new york, new york.