5 Aralık 2012 Çarşamba

uygarlığın batısı ve gerisi.

uygarlık nedir; batı neresidir? bu sorular içiçe son ikiyüzyıl'da çok sorulmuştur. sorgulayanlar, genellikle, batı yanlısı olanlarla, batı karşıtı olanlardır. batı diye ortaya çıkan olmamıştır; uygarlık bizimkisidir diyen de yoktur açıkçası. yine de, batı genellemesi ve uygarlıkla ilişkilendirilmesi yandaşlarca da, karşıtlarca da yapılagelmiştir. türkiye için bu sorular içsavaş konumundadır. türkiye'de, neredeyse, ikiyüzyılı aşkındır, din, ulus, sınıf kimliğinden öncelikli ve belirleyici olmuştur ayrılıklarda, uzlaşmazlıklarda. batı'nın gerisindeki toplumlar neredeyse "ikili" toplum yaşamasıyla bölünürken; batı'da böyle bir ikilik yaşanmamıştır. batı'yla gerisini ayırdeden öncelikle budur. bu bilinen ve söylenegelmiş değildir.

niall ferguson[1], kitabında, uygarlık ve batı ile gerisi sorusunu batı'lı olarak günümüzde sorgulayan bir tarihçidir.

niall ferguson da uygarlık ve batı konusunda kalıcı ve yetkin bir tanımlama getirmiyor. sorduğu soruların yanıtlanmasını da kendince kurguluyor ve uzunca tartışıyor. niall ferguson'un sorgulamaktaki amacı da, sorunsalı da: batı için bir uyarıcılık işlevini içeriyor. nasıl oldu da "üstün" uygarlık, batı'da, bir yığın noktada, hem benzeri biçimde, hem de birbirini geliştirir etkiler biçimde belirleyici oldu gerçeğini benimseyerek; bundan sonrasında, batı'nın gerisindeki kalkınışın batı'yı dengeleyici olmaktan, eşitleşmeden çok bitirici olabileceği kuşkusunu geliştiriyor.

niall ferguson, yeni bir tarih kurgusu geliştirmiyor. ayrıca, yeni ve bilinmeyen verilerle; daha önce genel kabul görmüş tarih yaklaşımlarını altüst eden bir amacı da, arayışı da, buluşu da yok. nasıl olabilir ki? tarih yaşanmıştır ve insanlık belirlenmiştir. tarih geçmişte donmuştur ama, geleceğin belirlenişinde içindeki iyi tohumları, yaşayabilir yeşermeleri gözlemek önemlidir. ferguson da bunu yapmaya özenmiş. kuru ve yeni bir kurgu ya da yinelemeden yana çabası hiç olmamış. bu da savlarını, sorularını, yanıtlama arayışlarını okunası kılıyor. isyandan önce, duruş belirlemekten, bilgilenmekten öteye okurun öznel yanıtlarının bu soruların çevresinde düşünülebilirliğine yönlendiriyor.

gerçekten uygarlık nedir, batı nereden nereyedir? batı'nın üstünlüğü gerçekliğine direnmekle üstesinden gelmek olası mıdır; yoksa, batı'nın gerisinde nasıl yinelenir?

niall ferguson, uygarlık ve batı'yı içiçe sunsa da batı uygarlığı tamlamasını kullanmıyor. öncelikle, şunu akıllıca ve gerçekçi biçimde söylüyor: uygarlık tek değildir ve uygarlık batı'ya özgü değildir. tarihte uygarlıklar olmuştur ve bu süreç değişik zamanlarda, değişik yerlerde kimi zaman yan yana barış içinde, niceleri de karşıtlaşarak savaş durumuna dönüşmüştürü biliyor, sezinletiyor ve yeri geldikçe de yineliyor. ferguson'un amacı batı uygarlığı'nın da sonlu olabileceğini, sarsılıp yönlenebileceğini öngörüyor. günümüzün sorusu yüzyıl öncesinin, iki yüzyıl öncesinin sorusu olamaz. batı'yla barış mı, savaş mı sorusunu ferguson sormuyor; öyle bir soruya, ferguson'un yazımında gerek duyulmuyor. şunu söylüyor, batı'lı olarak açıkça ortaya getiriyor: batı'nın gidişi de, varılan bugün de süreklilik ve kalıcılık olarak alınamazı biliyor.

batı'nın yükselişi, batı'nın gerisindekiler ya da ötesindekiler yıkık dökük olmalarından çıkmıştır demiyor. çok açık olarak batı'nın yükselişinin başladığında, osmanlı imparatorluğu'nun uygarlık düzeyinin de ginin batı'sından yüksekte olduğunu eksiksiz vurguluyor. benzeri biçimde, iran'ın uygarlık düzeyini de, çin'in uygarlık düzeyini de, hind'in uygarlık düzeyini de, batı'dan yükseklerde olduğunu benimsiyor. nasıl oldu da batı yükselirken geridekiler uyanmadı, izlemedi, anlamadı demiyor. batı yükselirken: osmanlı'nın, iran'ın, çin'in, hind'in, batı'dan açıkça bilgili olduklarını ve batı'nın yükselişine akıllı tepkilerinin olduğunu biliyor, bildiriyor. batı'nın yükselişini, batı'nın, gerisinden üste çıkma uğraşında yılmayan, dinmeyen bir arayışın sonucudur diyor.

osmanlı'nın viyana kapılarından iki kez geriye dönüşünü, batı'nın yükselişinin önemli dönemeci sayıyor. batı'nın, güçlü deniz araçlarını, akdeniz dışında kalmanın sonucu geliştirmesine, osmanlı'nın, iran'ın, çin'in önleme gücünün yenilgisini önemli sayıyor.

batı ne kendi içinde birlik olduğundan, ne de ortak amaçlı davrandığından ortaya çıkmıştır hiç demiyor. daha da ötesinde, batı'nın yükselişi başlarken osmanlı da, iran da, çin de açıkça birlik içindeydi ama batı'nın başlangıcı avrupa parça parçaydı; kendi içlerinde ilkel, kanlı kara dönemdeydi diye vurguluyor. batı, "keşiflerle/icatlarla" yükselmiştir zenginlemiştiri vurguluyor. batı'nın o gününde ve sonrasında: ispanya'nın, ingiltere'nin, hollanda'nın nasıl öne çıktığını; birbiriyle savaşırken, gittikleri yerlerde bir ve benzer uygarlığa neden olmadıkları kuşkusu ve sorgusuyla sürdürüyor. güçlü ispanya amerika'nın güney'inde yerleşirken, güçlenen ingiltere'nin amerika'nın kuzey'inde yerleşmesinin başlangıçta ispanya'yı daha güçlü kılarken güney'in yerlilerinin, neredeyse, tümden yokedilmesiyle, kuzey'de de yerlilerin kıyımının eksiksiz yaşanmasının birbirinden bağımsızlığını yineliyor. amerika'nın kuzey'inde zayıf ve güçsüz bir toplumla başlanırken; güney'de daha elverişli kaynakların, özellikle gümüşün, neden güney'i geride bırakırken, batı'yı ilerleten öğeler olduğunu akıllıca vurguluyor. bunların herbiri bilinen ve söylenmiş doğrulardır. yeni olanı ya da ferguson'dan olanı şudur: ileride başlayan ispanyol sömürgeciliğiyle yayılması, güney'deki uygarlığı yıkarken güçlü uygarlık kuramadı da geride kalırken; geride başlayan ve uygarlığı olmayan yetersiz kaynaklar ortamından güçlü bir uygarlık yükseldi?

niall ferguson'un amerika'nın güney'iyle kuzey'i karşılaştırması bilinmeyen gerçeklik değildir ama, ferguson'un açıklaması yenidir: katılımcı demokrasiyle, özel mülküyetin güvenceyle yaygınlığının açıkça vurgulanmasıdır diyor. amerika'nın kuzey'inde ayrı devletler "birlik"te toplaşma gücünü bulurken; amerika'nın güney'inde bağımsız devletler kalmasını yeniden tartışma odağı yapıyor. abd'de demokrasiyi ilerleten güç olarak görmekle, ilerlemenin özgürlüklerle, mülkiyetle ilişkilendirilmesinin kurgusunda ferguson inandırıcı oluyor.

ferguson'un kurgusunun başarılı görünümündeki ayrıcalığı ise, ferguson'un 1989 sonrası koşullarında küreseli algılayışı etkili oluyor. yirminci yüzyıl boyunca abd'yi izlenir ve yinelenir bir "tasarım" yerine; içinden, dışarıdan yıkılası bir düzen olarak gözleyip öngören kurgulamaların geçersizleştiği boşlukta, ferguson, yerine kolayca yerleşiyor. ferguson, marksist tarihçiliğe de, marksist toplum, pazar çözümlemelerine de uzak. marksist yorumlamaları küçümseyici değil ama, gerçekçi bulanı da değil. avrupa'da başlayan batı ve uygarlık abd'yle hem yayılıyor; hem de yeniden güçleniyor. ferguson için bu da önemli bir sorgulama ve arayış konusu oluyor. avrupa'yı batı için sürdürücü saymıyor; abd'nin günceldeki tıkanıklıklarını aşabilme konusunda kuşkulu yaklaşımına karşın batı'nın üstünlüğünün abd'nin üstünlüğü olarak alınmasını temel sayıyor.

batı ve uygarlığı avrupa'da başlarken avrupa'nın güçlenmesini de yeniden kurgulamıyor; bilinen kurgulamayı gerçeklik olarak sürdürüyor: dinsel savaşlarını, haçlı arayışlarını geride bırakan avrupa'da bir yığın noktada ama ençok ve özellkle avrupa'nın kuzey'inde gelişen bilim ve teknoloji olanaklarını veri alıyor. bilim ve teknolojinin kolayca yayılmasını ve etkileşiminin avrupa'nın güneylerinde geç kalınarak izlenirliğinin abd'de ise daha hızlı benimsenip çoğaltılmasını önemsiyor.

avrupa'da uygarlıkla gelişmenin dinden bağımsızlıktan öteye dine karşıtlık ve dinsizliğe varış olduğunu gözlerken; abd'de dine bağlılığın bilimi ve teknolojiyi engelleyici olmayışını sorguluyor. nasıl oluyor da avrupa dinsiz olarak uygar kalırken; abd dine daha yatkın olarak bilimde, teknolojide katılmadan öteye katkıda bulunuyor? ferguson'u bu soru avrupa'da yetişmiş abd'li olarak uğraştırıyor. hem abd'de dinin etkisinin yükekliğini gözlüyor; hem de dinsel karşıtlıkların yaşanmayışını abd'ye özgü ayrıcalık olarak belirliyor. din konusunda dayanağını da, avrupa'daki protestanlığın abd'de çoğalan ve çoğulcu bir protestanlık olarak yaşanmasında max weber'e yaslanıyor. avrupa'da ulusallıkların çokluğuyla protestanlık'la katolikliğin tekilliklerine karşın abd'de nice protestanlıklar olmasını açıklayıcı değil ama, ayırdedici sayıyor. avrupa'da yaşanan dinin etkisinin yirminci yüzyıl süresince enaza inen gerilemesinin abd'de avrupa'daki niceliğinde olmasa da benzeri nitelikte olduğunu da belirtiyor.

kısaca, bilim ve teknolojinin ilerleticiliğini batı'da uygarlık için temel olduğunu dinin varlığının engelleyici de karşı olmayışının batı'nın gerisi için de izlenmesi ya da kacınılmaz olarak öngörmüyor. batı'nın gerisinde çoğunluk olarak müslümanlığı engelleyici göstermediğinden öteye; amerika'nın güney'inde onca paröalanmışlığa, gericiliğe katolikliği engel görüyor. nedense, amerika'nın güney'indeki katoliklik son yüzyılda baskıcılıktan çok kitlelerin müslüman toplumlardaki benzeri sığınma ortamı olmasını konu etmiyor. amerika'nın güney'inde bir yeniden uygarlığa katılımın izlerini demokrasiyi sonunda benimsemeleriyle ilişkilendiriyor.

ferguson, japonya ve çin'i de batı ve uygarlık karşısında özgülleştiriyor. japonya'yı batı'yı ve uygarlığınının üstünlüğüyle gücünü ilk ve erken algılayan olarak görüyor. bu da bilinmeyen ve söylenmemiş değil. çin'in batı'yı yeniden bulmasıyla batı'yı aşma uğraşını japonya'nın sürecinin çin'deki yansıması olarak görüyor. çin'de, japonya'ya aykırı ve japonya'dan ayrı olarak demokrasi, özgürlükler ve özel mülkiyet olmayışını eksiklik olarak görmediğinden öteye olağan sayıyor. çin'de batı'nın dinin etkinliğinin japonya'da olmadığından, avrupa'da başlangıçta olmadığından, abd'deki canlılıkta yaygınlaşmasının ne getirebileceğini öngören bir yaklaşımda değil ama, önemli bir olgu olarak izlenmesinin gereğini vurguluyor.

niall ferguson batı bitmiştir ya da uygarlık gerilemededir diye bir karamsarlıkta değil. daha da önemlisi, batı'nın gerisinin batı'yla ve batı'ya karşı uygarlık geliştirebilmesinin olabilirliğine de açık görünüyor. batı tarihin son evresinde üstün ve egemendir derken de; batı'nın gerisinden de batı gibi ya da bıatı gibi olmayan uygarlıkların olabilirliğini ne olmalıdır, ne de korkutucudur, önlenmelidir diye göstermiyor. ferguson'un yaklaşımı bir uygarlığa, bir tarihselliğe, bir insanlık değerine yaslansa da, üstünlüğünü tartışmasız görse de: hem batı'dan önceki tarihsellikte, hem de batı sonrasında yeni uygarlıkların varlığının olağanlığını görebiliyor.

niall ferguson, tarihçi olsa da; benzerlerinin yaptığı gibi tarih anlatıcılığı ya da yeni tarih bilinci savında değil. uygarlıklar üstü, ulusallıklar üstü, sınıfsallıklar üstü gözlemci bir yazım sunuyor. yukarıda açıkladıklarımı açıklarken altı alt ayrımla ve birimle yaklaşmış: yarışmacılık, bilim, mülkiyet, tıp, tüketim ve çalışma başlıklarıyla batı'nın üstünlüğünü sergilemiş. bu birimlerin batı'nın ayıredici ve üstünleyici ayrıcalıklarıyla bilinenlere dayanarak yararlı bir metin geliştirmiş. önceki ve benzeri yaklaşımlara saygısıyla çoğaltıcı olmuş. bir anlamda çözümleyiciliğiyle en üste çıkan bireşime varmak istemiş. ne siyasi bir tasarım ne de ideolojik bir programa temel olacak alınacak bir metin. batı'da da, batı'nın gerisinde de siyasilere, tarihin gelişimlerini izleyenlere, geleceğe bakanlara yeni düşünme olanakları sağlayıcı olmuş.

batı'nın, her yere  taşınabilir, uyarlanabilir olmasından çok, değişik koşullarda değişimin getireceği uygarlıklar olabilirliği bilinen ama, benimsenen değildir. niall ferguson'u okumadan değişik okumalar çıkarılacağını söyleyebilirim.

1. niall ferguson, civilization: the west and the rest, the penguin press, new york 2011.


5 aralık 2012, college station, texas.